Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Rıza Üsküdar (Anadolu'm ayağa kalkarken)

http://blog.milliyet.com.tr/ruskudar

18 Aralık '08

 
Kategori
Arkeoloji
Okunma Sayısı
4886
 

Lydia Uygarlığı’nın geleceğe bir armağanı (para)-5


8. Türklerde para kullanımı

İlk Türk devleti olarak bilinen, Asya Hun Devleti’ne ait bir paranın varlığı konusunda bilgi sahibi değiliz. Bazı Türk kurganlarında, Çin paraları ele geçmiştir. Bu durum, Türklerin ilk dönemlerde Çin parası kullanmış olduklarını gösterir. Daha sonra Ortadoğu Hunları’nın MS. 4. yüzyıl ortalarında, Sasani taklidi para bastırdıkları ve kullandıkları bilinmektedir. Bu dönemde Türkler, üzeri hükümdarın resmi mührü ile damgalı, ipek veya pamuk parçası şeklindeki paraya, “Kamdu” adını vermişlerdir. Türklerde ilk madeni para ise, Göktürk ve Türgişler döneminde kullanılmaya başlanmıştır.

Türkler, daha sonraki İslamlaşma sürecinde, değişik coğrafyalarda Karahanlılar, Gazneliler ve Selçuklular gibi önemli devletler kurmuşlardır. Bu dönemde hükümdarlar, adlarına sikke bastırmışlardır. Ancak hükümdarlar, bastırdıkları paralarda İslam halifesinin adına da, yer vermişlerdir. Selçuklu Devleti’nde ilk sikke, Tuğrul Bey tarafından basılmıştır. Ancak Tuğrul Bey’in hükümdarlığı sırasında, ileride Selçuklu tahtına geçecek olan Alpaslan’ın, adına sikke bastırmış olduğunu görmekteyiz.

Alpaslan’ın bastırdığı bu sikke, bir hükümdar sikkesi değil, eyalet valiliği sikkesidir. Çünkü Selçuklularda, eyalet valilerinin yetkileri oldukça genişti. Bu durum Osmanlılar döneminde, değişecek ve eyalet valilerine sikke basma yetkisi verilmeyecektir. Bir başka ifadeyle, mevcut Osmanlı padişahı dışında, kardeşi ya da oğlu adına sikke bastırırsa; bu durum taht mücadelesi anlamına gelecektir. Fatih Sultan Mehmet ölünce, yerine Amasya valisi II. Bayezid Osmanlı tahtına geçmiştir. Bunun üzerine Konya valisi olan Cem Sultan, Bursa’ya gelerek adına sikke bastırmıştır. Bu süreç de, II. Bayezid ile Cem Sultan arasında uzun süren bir taht mücadelesine yol açacaktır.

Osmanlılarda gümüş sikkeye akçe adı verilmekteydi. İlk Osmanlı akçesi de, Osman Bey tarafından bastırılmıştır. Bu durum Fatih dönemine kadar devam eder. Fatih döneminde, gümüş akçe basımı devam etmekle birilikte, “Pembe” adı verilen ilk Osmanlı altın sikkeleri de basılacaktır. Ancak zaman zaman ortaya çıkan ekonomik sorunlar sebebiyle, bakır ve bronz sikkeler de basılmıştır.

Osmanlı Devleti’nde ilk kâğıt para, Tanzimat Fermanı’nın ilan edildiği Abdülmecit döneminde basılmıştır. Bu kâğıt para, “Kaime” adı ile bilinmektedir. Ancak sahtelerinin piyasaya sürülmesi nedeniyle, kısa bir süre sonra tedavülden kaldırılmıştır. Ancak bir süre sonra Abdülaziz döneminde kâğıt para (kaime) basımına tekrar başlanacaktır.

Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasından sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti, ilk madeni paralarını 1924 yılında basmıştır. Basılan ilk madeni paralar; 100 Para, 2 ½ Kuruş, 5 Kuruş, 10 Kuruş olmak üzere dört paradan oluşuyordu. Bu seriye 1925 yılında 25 Kuruş eklenmiştir.

Bu paralar, Harf Devrimi öncesinde basıldığı için üzerindeki yazılar, Arap alfabesi ile yazılmıştır. Ancak Harf Devrimi’nin gerçekleştirildiği Kasım 1928 tarihinden itibaren, gerek madeni paralarda gerekse banknotlardaki yazılar, Yeni Türk Alfabesiyle yazılacaktır.

Daha önceki bloglarda belirttiğim gibi, ister madeni ister banknot olsun tüm paralar, basıldığı dönemin siyasi ekonomik ve sosyal özelliklerini, üzerindeki iletilerle ortaya koyarlar. Cumhuriyet döneminde basılan paralara, şöyle bir göz attığımızda; Türkiye Cumhuriyeti’nin başlangıçtan günümüze kadar olan farklı süreçlerini görmemiz mümkündür. Örneğin; Atatürk’ün 1927 yılında Arap harfleriyle bastırdığı bir liralık kâğıt paranın ön yüzünde, öküzüyle çiftini süren bir Anadolu köylüsünün resmi vardır. Ülkemizde aynı yıl yapılan ilk nüfus sayımında, halkımızın % 17’si kentlerde, % 83’ünün kırsalda yaşadığı ortaya çıkmıştır. Bu süreçte Atatürk’ün, “Köylü milletin efendisidir” demecine şahit oluyoruz.

10 Kasım 1938 tarihinde Atatürk ölünce; İsmet İnönü, Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı oluyor. Paraların üzerindeki Atatürk resimleri, yerini İnönü’nün resimlerine bırakıyor. Örneğin; 1942 yılında İnönü döneminde basılan on liralık kâğıt paranın ön yüzünde, İnönü’nün; arka yüzünde ise, başörtülü üç Anadolu kadınının resmi vardır.

Bu arada, 1950 yılında yapılan çok partili demokratik bir seçimin ardından, Demokrat Parti iktidarı devralır. Bunun üzerine, Atatürk’ün resimleri, paraların üzerinde tekrar yer almaya başlar. Örneğin; 1952 yılında basılan 2,5 liralık kâğıt paraların, ön yüzünde Atatürk’ün resmi yer alacaktır. İlginç bir örnek daha: 27 Mayıs 1960 tarihinde Demokrat Parti, bir askeri darbe ile yönetimden uzaklaştırılır. Askeri darbe yönetimi sırasında basılan bir kâğıt paranın, ön yüzünde Atatürk’ün resmi olmakla beraber; arka yüzünde İnönü döneminde basılan kâğıt paradaki, başörtülü üç Anadolu kadının resmi aynı şekilde yer alır.

Bütün bu olup bitenlerden nasıl bir sonuç çıkarabiliriz? Bugün; kâğıt paraların arka yüzüne Yunus Emre ya da Mevlana’nın resimlerinin basılmasına itiraz edenler, 1942 ve 1960 yıllarında kâğıt paraların arka yüzünde, başörtülü üç Anadolu kadınının resminin yer almasını nasıl değerlendirirler? İlginç bir durum değil mi, çağdaşlık adına insanlarımızın kılığı ve kıyafeti ile uğraşanlar; en güçlü oldukları dönemlerde böyle bir yanlışa düşmezken, neden daha sonra böyle bir çabanın içine girerler?

İsterseniz bu soruyu, ilgili taraflara soralım: CHP ve de bürokrasiye! Belki Sayın Baykal “ben çarşaflılara ve başörtülülere, rozet takarak sahip çıktım” diye kendini savunabilir. Bu, yukarıda anlattıklarım çerçevesinde, bir ölçüde doğrudur. Ancak onlara, iktidardayken ya da bir seçim arifesinde sahip çıkmak marifet değildir. Marifet, muhalefetteyken sahip çıkmaktır. Bunu da, oy kaygısıyla değil, insan olmanın, insanca yaşama ve insanca yaşatma isteğinin bir ürünü olarak gerçekleştirmek gerekecektir. Yoksa aynı tas aynı hamam!

(Devam edecek)

Rıza Üsküdar
18 Aralık 2008/Eskişehir

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Valla hocam;Lydia'nın geleceğe armağanı para demişsiniz,iyi güzel hoş demişsiniz de!...Her zaman sıcak yüzünü göstermiyo bu meret;kış güneşi gibi, saman alevi gibi,vefasız oldukça.Acımasız hatta şu borç batağına düşüp intihar edenleri falan düşününce. Gerçi en büyük acımasızlığı kişi kendisine kendi yapıyor ama;20'li yaşlardayım bende hiç şefkat görmedim bu para mevzuundan ne dersiniz ?

Mürsel Okcu 
 30.12.2008 15:25
Cevap :
Mürselciğim, her şey baktığınız noktaya göre şekillenir. Lydia Uygarlığı’nın geleceğe bir armağanı “para” konusunu ele aldığım yazı dizisinin son bloğunda, tarihsel süreç boyunca farklı uygarlıkların ihtiyaçlarını karşılayabilmek için, bir takım yenilikler yaptıklarından söz ettim. Para, bu türden bir yeniliktir. Bu sebeple para, ilk zamanlarda, var olan toplumsal ihtiyacı karşılayan bir araç durumundadır. Ancak 19. yüzyıldan itibaren hızla gelişmeye başlayan ve hala dünyada etkinliğini sürdüren kapitalizm, parayı bir değişim aracı olmanın yanı sıra bir yatırım aracı haline getirmiştir. Bu durum, parayı bir araç olmaktan çıkarmış ve amaç haline getirmiştir. Bu arzu edilmeyen durum, sizin de belirttiğiniz gibi önemli toplumsal sorunlara yol açıyor. Bu olumsuzlukların panzehiri, ülke kaynaklarının tüm toplum kesimlerine hakkaniyet ölçüsünde paylaştırılması ve paranın amaç değil, bir araç olarak görülmesine bağlıdır. Sevgi ve saygılar.  30.12.2008 16:21
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 2218
Toplam yorum
: 1125
Toplam mesaj
: 183
Ort. okunma sayısı
: 518
Kayıt tarihi
: 15.08.06
 
 

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümü mezunuy..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster