Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Ekim '17

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
963
 

Ma'lûmun İ'lâmı.

Ma'lûmun İ'lâmı.
 

Keşke bu kadar özlemeseydik! Ah, hiç bu kadar..."Bir yerde bir yanlış var!" diye hep yakındığımız o, çokça masum siyah-beyaz zamanları(mızı)... Ah, keşke...

Artık her bin yerde bin yanlış var... Bu hiper-gerçek, post-modern, simularka zamanlarda... Bu grinin bin bir tonunun hakim olduğu ahir zamanlarda... Evet; artık "Her bin yerde en az bin yanlış var!" ve bizler onca yaşa-başa rağmen bu yeni zamanın acemileriyiz!

 Bunca yanlış kısa zamanda (30-35 yıl) nasıl oldu da bu kadar arttı? Teknoloji kökenli aşırı iletişim ve gözetleme kaosundan mı? Düzene karşı olanın da, ona yandaş olanın da -onca bilgi bombardımanı altında- aynı sığlıkta çırpınmasından mı? Haksız, hukuksuz olana karşı çıkanın da -az ya da çok- haksız ve hukuksuz, tembele kızanın da tembel oluşundan mı? Büyük doğrular adına sürekli büyük yalanlar üretip paylaşmaktan kurtulamamaktan mı?

Doğrunun mutlak ölümüdür bu! "Mutlak doğruların" değil, saf doğrunun... İyilik, şefkat ve merhametle birlikte toplu ölümü!

Ortada naaşları kaldıracak ne İmam var, ne Papaz ne de bir Haham. Hepsi başka bir köşede gizlenmişler sanki. Bereket meftalar  tertemiz de ortalık kokmuyor. Bizler bu tür toplu bir ölümün de acemileriyiz!

Ama belli değil kim katil, kimler suçlu. Çünkü bu katliam anonim!

İşte onlar topluca ölüyorlar ya... Bizleri de daracık bir koridora tıkıştırıyor sanki, İnsanlığımızı... İçeride nefessiz kalıyoruz. Hazırlıksız yakalandık. Hem de çok hazırlıksız! Oysa biz, geniş salonlarda büyüdük. "doğru" hep baş köşede. "İyilik", "şefkat" ve "merhamet" her daim yan yana üçlü koltukta... İkililer çoğunlukla boştu. Şimdilerde ikiyüzlülük doldurdu. Bizler bu daracık mekanların da acemileriyiz.

Yoksa bu olan-biten, bu her yere hakim karmaşa, yeni bir değerler şantiyesi mi? Toplum baskısıyla zar zor ayakta duranları yıkıp yok ederek yeniden inşaya başlayan? Bizler bu toplu inşaatın da acemileriyiz!

"Yırtılıyor gökyüzü sanki/ her saatin her saniyesinde/ Yağıyor üstümüze "yeni" /Yedi yirmi dört, dijital kıvamda ve sürekli...Nedir bu "yeni" sence/ "Eski" denen devin omuzunda/ çırpınan bir cüce/ Bence...Dipte ise bir magma/ Sımsıcak ve sıkışmış/ Geçmişimiz/ patlıyor zaman zaman/ Kıpkızıl bir volkan...Sıkışıp eriyoruz arada/ Ve insanlığımız da... "(İ. Ersin K.)

Geleceği kaybetmiş gibi hissetmekteyiz. Geleceği kaybetmek yaşanan zamanı da boşlaştırıyor!

İ. Ersin KABAOĞLU,

11 Ekim 2017, Ankara

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

"Eski" denen devin omuzunda/Çırpınan bir cüce..

Kerim Korkut 
 19.06.2021 18:53
Cevap :
İlgi ve etkileniminize teşekkürlerimle...   21.06.2021 3:06
 

"Allah Allah!" nidalarıyla savaşa gitmek gibi bir şey değil cesaret artık. O sebeple korkağız belki. Savaşa giden dönmediğinde mahallelinin, emanetine bakacağını bilirdi. Tek yürek olmak nedir bilirdi. Oysa şimdi ne yaşadığımız tuhaf zamanların adi savaş ne de sıcak bir mahalleli var. Herkes bir başına. Selamlar, saygılar...

Retor 
 29.10.2017 12:27
Cevap :
Zihinlerimizde silik ikonlar halinde salınmakta direnen anlamların özündeki boşalmayı çok iyi tanımlamışsınız değerli yazarım. İyileri iyi, hak edenleri değerli yapan tüm ortamların karardığı bir noktada -tuhaf bir çekip gitme isteği otururken- burkulan yüreklere sahip insanlar adına ma'lûmun İ'lâmıdır yazdıklarım bir bakıma da... Değerli katkınıza içten teşekkürler...Daimi esenlik dileği eşliğinde sevgi ve selamlarımla...  31.10.2017 15:58
 

Liberal ekonomik politikaların, post modernizmin, akıl almaz tekonolojik gelişmelerin humanist, içinde vicdan dene Tanrı yatan insanın ruhundaki etkilerini işleyen ve sıkışmışlığını anlatan bu fasit döngünün cenderesini kendi ırktaşlarımızla inşa edildiğini ifade eden notlarına yeni rast geldim dost Ersin, yüreğine, emeğine ve dimağına sağlık, Geleceği bulma ümidi ile sevgi ile sağlıcakla kal.

Nizamettin BİBER 
 29.10.2017 10:47
Cevap :
O çok anlamlı tanımınızla "İçlerinde vicdan denen Tanrı yatan" o, her şeye rağmen dünü unutup yeni bir neşe ve umutla uyanmak istedikleri her sabah, eskisinden, bildiklerinden çok farklı, yeniden yazılan bir geçmişle, yalanlarla yüzleşe yüzleşe uyanan insanlar... Etrafta yaşanan endişe ve ıstıraplarla sarsıla sarsıla... Gündelik çıkarlar, haz ve kâr dışında hiç ama hiçbir şeyin yeterince önemsenmediği... İyileri iyi, hak edenleri değerli yapan tüm ortamların karardığı bir noktada -tuhaf bir çekip gitme isteği otururken- burkulan yüreklere sahip insanlar adına ma'lûmun İ'lâmıdır yazdıklarım değerli dost yazarım... Gecikmeyi ise dert etmeyin lütfen, bazen oluyor bunlar bu siber yazı okyanusunda... Daimi esenlik dileği eşliğinde sevgi ve selamlarımla...  31.10.2017 15:49
 

Gülayşe Koçak'ın çizmiş olduğu Siyak Koku adlı romandaki dünya çok yakındadır belki de. Bir şeyler hızla değişirken, genellikle bir adamın sürekli kuzusunu elinde tuttuğu ve zamanla koyun olduğunda da tutmaya devam ettiği bir hikaye tasvir edilir. Mutlaka duymuş olmalısınız. Adama sorarlar ya bu kuzuydu, kucağında. Kuzu koç oldu hala kucağında nasıl taşıyorsun. Adam "büyüdüğünü fark etmemişim" der. Biz olan şeyleri olurken, yavaş yavaş olduğu zaman anlamakta zorlanıyoruz. Ama dünya bir yere doğru hızla gidiyor ve nereye giderse gitsin deme şansımız yok, elimizden gelen şeyler de oldukça sınırlı. Belki de mümkün değil. Dünya, yakıtı insan olan bir ateşte yanıyor.

ilhan Aydın 
 28.10.2017 23:22
Cevap :
"Çifte Kapıların Ötesi" ve "Gözlerindeki Şu Hüznü Gidermek İçin Ne Yapmalı" adlı romanların yazarı olduğunu (Ekşi sözlükten -sayenizde-) öğrendiğim bu yazarımızı tanımıyor(d)um değerli İlhan bey. Kendisi değindiğiniz benzeşimle ironik bir analoji yapmış! Hiç şüphesiz ki okumadan ve anlamadan yargılamamak lazım. Bu analoji kulağa hoş gelse de; sahip çıkılıp korunan şey bir canlı değil de bir "değer" ise (dürüstlük, iyilik, şefkat, cesaret, ahde vefalı olmak vb.) bu benzetme maalesef alt bir seviyeye doğru hızla yuvarlanıverir. Evet, "yeni şeylerin" oluşu ve algılanması, değişikliklere yol açmaları arasında mutlaka bir zaman farkı vardır. Bu fark kişiden kişiye, kurumdan kuruma, toplumdan topluma da değişebilir. Ama bunun neden kaynaklandığının araştırılması ise ayrı bir konudur. Bilimsel bir çaba gerektirir kanaatindeyim. Keşke tüm bunlara gerek kalmadan her şeyi basit analojilerle hemen çözebilseydik. Yanmak ise, bazen iyidir, uygun dozda ardından "pişmeyi" de getirebilir.Tşk.-slm.  31.10.2017 16:31
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 361
Toplam yorum
: 3335
Toplam mesaj
: 251
Ort. okunma sayısı
: 2334
Kayıt tarihi
: 05.10.07
 
 

Samsun/Ladik doğumluyum. Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım babamın görevi gereği ülkemizin Orta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster