Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Kasım '09

 
Kategori
Efsaneler
Okunma Sayısı
257
 

Ma‘nevî

Ma‘nevî’nin yaşantısı hakkında yaptığım araştırmalarda, doğum tarihi ve yeri hakkında kesin bilgiler elde edemedim.Fakat 2001 de sadece tek baskısı olan’Kutuplar Meclisi’ adlı eserin bir sayfasında Ma‘nevî’nin İstanbul doğumlu ve gerçek isminin Yusuf olduğu kaydedilmiş, doğum tarihi hakkında kesin bir bilgi verilmemiştir.Yine aynı eserin başka bir sayfasında Ma‘nevî’nin künyesi şu şekilde kaydedilmiştir:Pîr-i sânî Ma‘nevî Yusuf Baba Kutuplar Meclisi’nde, Ma‘nevî’nin iki sene müddetince Üsküdar’daki viran tekkede ruhanî resilik görevini yerine getirdiği anlatılır(Kesin bir tarih olmamakla beraber, Sarı Musa’nın manevi reisliğinden 4-5 sene öncesi diye kaleme alınmıştır).Lakin Ma‘nevî’nin yaşantısı hakkındaki bilgiler, neredeyse hiç teferruat belirtmeyen, daha çok kabataslak tanımlardan ibarettir. Ma‘nevî’nin yaşıtı ve öğretilerine devam ettiğini her defasında bana aktaran Torbacı Memduh Ağa(Bu kalenderi meşreb gurup hakkındaki tafsilâtların birçoğunu da kendisinden temin ettim), reisi hakkındaki garip bir hadiseyi şu şekilde bana nakletti: Bir kış günü Ma‘nevî, Üsküdar’da Doğancılar Parkı yakınlarındaki virane tekkenin ruhanî reisi olduğu dönemlerde, orada hazır bulunan meczublarla sohbetteyken bir ara esrime haline girdi, tekrar kendine gelince oradakilere, <ı>”Ey abdallar bu gün bize birisi gelecek, gafil olmayın.”dedi.Abdallar, <ı>”Ne yapmamız gerek sultanım, sen bize deyiver” dediler.Anlattı, <ı>”Sobayı iyice bir yakın;heryer iyice bir ısınsın, o gelen adama da elinizden geldiğince güzel bir sofra kurun.” Akşama doğru bir adam bahçe kapısında göründü onlarla tanış oldu ve: <ı>”İzin varsa üç-dört gün sizinle kalayım, sabahlayacak yerim yurdum yoktur, hava da pek soğuk.Param da olmadığı için yiyeceğinizden benimle paylaşırsanız size duacı olurum” dedi. <ı>”Hay hay” deyip misafiri içeri buyur ettiler. Fakat kendisine üç gün boyunca hiçbir yiyecek gelmedi! Üçüncü günün akşamı konuk pek acıkmıştı ve beyite benzer bişeyler mırıldandı: <ı>”Alev kızmış, ab gani ama yiyinti cicoz; burası Ma‘nevî’nin tekkesi!” Ma‘nevî onun dilince kendisine seslendi: <ı>“Üzerinde para-pul gani ama bu abdalın bütün değeri bir köpükten müteşekkil!” Adam bir hayli kızdı, şaşırdı ve suyoluna gidiyorum diye dışarı bahçeye çıkarak bir ağacın altındaki pislik birikintisinin altına üzerindeki paraları saklayıp gerisin geldi. Ma‘nevî’ye dönerek, <ı>”Bende para yoktur” dedi. Ma‘nevî, <ı>”Abdallar, bu herif varını yoğunu boka kattı” buyurdu. Adam işi anladı ve bahçeye tekrar çıkıp parayı onun önüne koydu, <ı>”işte!” dedi, <ı>”artık param yoktur.”Manev’i parayı abdallardan birine uzatarak, <ı>”Bunları al ve çarşıya yollan. Bulgur, pirinç, mercimek, şeker, çay ve yağ alıver; paradan hiçbirşey kalmasın” buyurdu. Ma‘nevî teneke sobanın üzerinde yemeği yaparken ateş sönmek üzereydi. Eliyle kızgın sobanın kapağını açarak birkaç tahta parçasını yerleştirdi ve yine çıplak elleriyle koru karıştırdı. Bunu gören Abdal İlyas hayretler içerisinde kaldı ve o günden sonra kendisini onun ve tekkenin hizmetine verdi. Yine Torbacı Memduh Ağa’nın bana anlattığına bakılırsa, 1997 nin bir yaz gecesi yani Abdal Efrasiyalb’ın sırra kadem basmasıyla beraber kendisinden herhangi bir haber alınamamış ve hiçbir yerde görülmemiştir! Ma‘nevî hakkında edindiğim bilgiler bunlarla sınırlı olup kendisiyle ilgili yeni gelişmeler olursa sizlerle paylaşmaya devam edeceğim. Sevgiyle Kalın

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 4
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 271
Kayıt tarihi
: 12.10.08
 
 

Zaman 22.07.1970 tarihlerini gösterirken, aslı Hayal olan bu dünyaya İstanbul'da teşrif ettim. Sibya..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster