Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Ağustos '09

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
957
 

Maaş

Genç adam , okumayı, yazmayı aşk derecesine seven insandı. Zamanını okumaya ayırmaktan mutlu olurdu. Okumayı bir ibadet kabul eder , okuduğu zaman cehaletten uzaklaştığını hissederdi. Küçük bir Anadolu kasabasında doğup, büyümüştü. Kasabada herkes dindar görünmesine rağmen , kimsenin kitap okumamasına hayret ederdi. Halbuki Allah’ın ilk emri “ oku” olmuştu . İmamlar vaazlarında, öğretmenler derslerde , okumanın öneminden bahsetmesine rağmen , kendileri okumaz, ya da boyalı basının , resimlerine ve yazılarına okuyormuş gibi yaparak bakarlardı. ”İmamın dediğini yap ama yaptığını yapma” deyimi sanki bu kasabaya söylenmişti.
Genç adam, okumayı sevmesi sayesinde, akrabalarından hiç kimseye nasip olmayan “ Üniversite okuma “ başarısını göstermişti. Genç adam Üniversite kazandığı zaman zannetmişti ki, herkes ona saygı duyacak ve okuduklarını anlatmasını isteyecek, onu dinleyerek faydalanacaklardı. Halbuki insanlar o okuyup kasabaya “ Üniversiteli “ olarak döndüğü zaman ona adeta yabancılaşmışlar ve kasabada kendi memleketinde bir “ Yaban” konumuna düşmüştü genç adam. Büyükler ona bilgi soracak yerde “ O, Üniversite okudu ama gelip elimizi öpmüyor “ diyerek onu şikayet etmeye , küçümsemeye kasabasını sevmemekle itham etmeye başlamışlardı.

Üniversiteyi tamamladığı halde iş bulamaması, şehrin “ baba parası yiyen” zengin ama okumamış takımının diline de düşmekteydi. “ Okumuş , Üniversite tamamlamış ama iş bulamıyor “ diye dedikodusunu yapmaktaydılar. “ Okuyanı gördük “ eziklik psikolojisini yakalamış olmanın hazzını yaşamaktaydı kasaba . Ama o gene de okuduğuna asla pişman olmamış “ Benim kimseye faydam olmasa da çocuklarıma faydam olsun “ diyerek okulu tamamladıktan sonra da kitaplar dergiler okumaya , bu dergilere doğru bildiklerini yazmaya devam etmişti.

Adam uzun zaman kasabası dışında iş aramamakta direndi. Yaşlı anne ve babası kasabada kalmasını , kendilerine bakmasını istemekteydiler. O da bunu mantıklı bulmaktaydı. Çünkü kız kardeşleri evlenmişti. Başka erkek kardeşi bulunmamaktaydı. Kasaba dışında iş aramaya gitse ona çok bağlı olan annesi ve babası çok perişan olacaklardı. Bu sefer genç adam ömür boyu suçluluk duygusu yaşayacaktı. Bu yüzden başka illere iş aramaya gitmedi.

Babası kasabanın bankasında veya belediyesinde işe girmesinden yanaydı. Ama genç adamın anne ve babası da baktılar ki yaşlanmaktalar. Oğullarının bir işe girerek evlenmesi ve çoluk çocuğa kavuşması lazımdı. İlla da kasabada bir işi olsun, inadı ile çocuklarının bir iş sahibi olduğunu görmeden öleceklerdi neredeyse. Bu yüzden oğullarının kasaba dışında işlerde çalışması için iş sınavlarına girmesine izin verdiler .

Genç adam bir iki sınavı kazanamasa da, il merkezinde girdiği bir iş sınavını kazanarak hemen işe başlamıştı. İşini seviyor, gece gündüz çalışmaktan zevk alıyordu.

Bir süre sonra evlendi . Eşi ev hanımı idi. Hemen çocuğu oldu. Bekar iken yeten maaşı evlenip de çoluk çocuğa karışınca biraz sıkıntıya girmesine rağmen , içkisi , sigarası , gezmesi, eğlenmesi olmayan bir insan olarak ona yetmekteydi. Bu hali ile şükrediyordu.

Zaman zaman evi, arabası ve hanımının da işi olan arkadaşları ile konuşurken maaşlarının yetmemesinden şikayet eden arkadaşlarına hayret etmekte “ Şükür etmesini bilmeyen hayatta doymaz “ atasözünü hatırlayarak arkadaşlarının gözü doymaz tavırlarına bir anlam verememekteydi.

Adam maaşından şikayet etmemesi üzerine akrabaları , Onun çok maaş aldığı yalanını uydurmaya başlamışlardı. Halbuki adam sadece şükretmesini bilmekte hayattan şikayetçi olmamaktaydı. Akrabaları ise çok maaş aldığını zannederek yakınlarına yardım etmesi için ona baskı yapmaya başlamışlardı. Adam olsa yardım edecekti ama olmayan bir servetten nasıl yardım etsindi ki ?

Gel zaman git zaman adamın çalıştığı devlet kurumu kapandı . Çalışanlar birer birer başka devlet kurumuna aktarılmaya başlandı. Adam istedi ki , başka kurumda çalışsın hem insanlara faydası dokunsun, hem de iyi maaş alsın boş oturmasın.

Dedikodu mekanizması yeniden çalışmaya başlayarak , bu seferde adamın maaşının iki misli olduğunu yalanını yaymaya başladılar. Öyle ki aynı kurumda çalıştıkları arkadaşları bile bordrolara bakacak yerde, kafalarına göre kurumun çay ocaklarında orada burada çok maaş aldığı yalanını uydurmaya , nasıl olsa efendi insan bize tepki göstermez, cevap veremez mantığı ile dedikoduların ardı arkası kesilmez olmuştu.

İşin kötüsü adamın maaşının çok olduğuna eşi bile inanmaya başlamış , isteklerinin ardı arkası kesilmez olmuştu. Adam iyice bunalmaya başladı. İçinden “ Keşke söyledikleri kadar maaş alsam “ , başka kuruma geçmesem “ diye düşünmesine rağmen , başka kuruma geçmek için yardım istedikleri insanlar bile “ Çalışmayı ne edeceksin , senin maaşını iyi yan gelip “ yat demeye başlamışlardı. Açık açık adamla alay edenler , utanmadan orada burada adama yardımcı olduklarını da anlatmaya başlamışlardı.

Adam o kadar bulandı ki, zaman geldi iş yerinde odasından çıkmaz oldu. Arık her daim dedikodusu yapılan çay ocağına bile inmiyor , odasında kitap ve gazete okumakla meşgul oluyordu. Ara sıra çay ocağına inse hemen dedikoducular çevresini sararak alay etmeye çaba harcamaktaydılar. Bunu yaparken de onu sevdikleri için yaptıkları yalanını da hiç eksik etmemekteydiler. Bazen aşka gelip bir daha ona şaka yapmayacaklarını söylüyorlar, özürler diliyorlar iki gün sonra gene alaya alıyorlardı.

Evde eşinin istekleri bile bitmek bilmemekteydi. Adam daha etkili ve maaşı iyi olan kuruma geçmek istedikçe tüm kapılar yüzüne kapanmakta ve insanlar sanki ona koro halinde “öl , geber, mahvol, başkalarına faydalı olmak senin neyine” demekteydiler sanki.

“Biz seni anlıyoruz “ diyerek, onu bunalımla sokan arkadaşları , o kadar bunaltmışlardı ki adamı, adam artık insanlara gençlere faydalı olmak için çaba harcadığı dünyadan yok olmak, ortadan vücudunu kaldırmayı ciddi ciddi düşünmeye başlamıştı.

Bu fikrini açtığı insanlar bu sefer bunu alay konusu yapmışlar , ona yardım edecek ve “ İş bu raddeye gelmemeliydi, seni seveceğin bir kuruma nakletmeliydik. Maaşını abartmamalıydık” diyerek teselli edecek yerde onunla “ Sen intihar edemezsin, sende irade yok “ demeye başlamışlardı.

Adam inançlı insandı . İntihar edemezdi ama , haddini bilmez iş arkadaşlarına, hadlerini bildirmek zamanı gelmişti. Şakacıktan numaradan intihar etme bahanesi ile bir binaya çıkacaktı. Onu da öyle bir zamana getirecekti ki herkes hayret edecekti Arkadaşları ve ailesi gereken dersi alacaktı.

Bir gün adamın yolu Ankara’ya düştü. Dayısının iki Üniversite tamamlamış, evi arabası olan, eşi çalışan oğlu ile sohbet ederken genç adamın dayısının oğlu bir zamanlar bir bakanın danışmanlığını yapmıştı. Genç adam, daha aktif olacağı, daha güzel maaşı olan bir kuruma geçmesine yardımcı olmasını istedi dayısının oğlundan. Dayısının oğlu , ona maaşını sordu. Aldığı cevap karşısında ona maaşının iyi olduğunu, şikayet etmemesi gerektiğini söyledi. Ama giderlerinin ne kadar olduğunu hiç sormadı. Çünkü giderlerini sorarsa haklı çıkamayacak halasının oğluna mahcup olacaktı . Öyle ya kendi maaşı vardı . Evi vardı. Arabası vardı. Eşinin maaşı vardı. Halasının oğlunun kirası , eşinin çalışmaması , oğlunun üstün yetenekli olması onun umurunda mıydı ? Maaşını sorar , şükret ederdi olur biterdi. Ünlü sanatçı İbrahim Tatlıses de okumamış olmasının gerekçesini “ Urfa’ya Oksford getirdiniz de okumadık mı ya ? “ diye cevaplamamış mıydı ?

Adam şehre dönünce , Üniversitenin İşletme Bölüm Başkanını ziyarete gitti. Ondan da başka kuruma geçmesine yardımcı olmasını isteyince o da giderlerini sormadan “ Gelirin mükemmel hiç şikayet etme” demez mi. ?

Adam, işletme bölüm başkanı profesör ile koskoca İktisat fakültesi mezunu dayısının oğlunun sadece gelir sorması giderden bahsetmemesi karşısında bunların nasıl işletme ve iktisat tamamladıklarına hayret etti. Gerçekten de garip bir ülkede yaşamaktaydık. Okumuşu da cahili de insanları dinliyor gibi yaparak insanlarla dalga geçme derdindeydiler.

Aradan bir süre geçtikten sonra, Maliye Bakanı o adamın yaşadığı şehre geldi. Maliye Bakanı tam defterdarlık binasından çıkarken bir adamın çığlığı duyuldu :

-Atayım mı ha atayım mı kendimi ?

Herkes sesin geldiği Defterdarlık binasının çatısına baktılar. Bu adam gerçekten de o herkesin baştan savdığı o adamdı.

Adam yüksek sesle:

-Herkes benim gelirimi sormaktaydı. Ya biraz da giderimi sorun. Çoluk çocuk ne alemde onu sorun.

Diye bağırmaktaydı. Maliye Bakanı bir an önce durdu. Ne olup bittiğini anlamaya çalıştı. Aniden döndü. Defterdarlık binasına tekrar girdi. Adamı bulup yanına getirmelerini istedi. Herkes çok şaşırmışlardı. Bakan merakla beklemeye başladı.

Aradan birkaç hafta geçmişti ki , intihar etmeye kalkan adam Defterdarlık binasından ayrılırken Defterdara :

-Kusura bakmayın, sadece gelire bakan insan sadece Defterdar olur. Ama hem gelire hem gidere bakan ve bunu dengede tutmaya çalışanı da bilinçli bakanlarımız çıkar ola ki beni yaptığı gibi sizi de Genel Müdür yapar. Siz siz olun hem gelire hem gidere bakın…

Genç adam Defterdarlık binasından ayrılırken herkes arkasından üzüntü, şaşkınlık ve merakla adama bakmaktaydılar.

Herkes içinden “ Nereden nereye..” dedi. “ İnsan ne oldum dememeli, ne olacağım demeli “ dedi fısıltı ile Defterdar, memuru iken Genel Müdürü olan arkadaşının arkasından…

TURAN YALÇIN-TOKAT

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1099
Toplam yorum
: 347
Toplam mesaj
: 293
Ort. okunma sayısı
: 1551
Kayıt tarihi
: 28.12.07
 
 

1967 Tokat'ın  Pazar ilçesi doğumluyum. İşitme engelliyim. İstanbul Üniversitesi iktisat Fakültes..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster