Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Mayıs '15

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
119
 

Mad Max: Siyahbeyaz ve Sessiz

Mad Max: Siyahbeyaz ve Sessiz
 

google


Önbilgi: Bu notları, filmin sesli-renkli fragmanının en az 10 kez izlemiş ama 3 versiyonunu da izlememiş olarak yazdım.

Önsav: Bilindiği kadarıyla, 120 yıllık sinema tarihinde, 1 filmi 3 versiyonuyla ilk kez sunuyorlar. Ancak, haberde filmin 4., yani diyalogsuz / sessiz-siyahbeyaz versiyonunun olup olmadığı belirtilmemiş.

Sessiz-renkli versiyonda da, diyalog yokmuş ama müzik varmış ki bu klip-film veya uzun film-klip demek ve bir ilk ve aynı zamanrda sessiz sinema zamanında da filmler böyle gösterilirmiş zaten, örneğin salonda bir piyanist canlı müzik icra edermiş. ‘Mad Max’ tam da buna uygun bir film. Salt aksiyon içerdiği için değil, özgün durumunda da çok diyalog olmadığı için. İç ses monolog var ama. Ayrıca, sinemanın yaşam gibi olmaması için bir neden yok: İnsanlar, gerçek yaşamda birbirleriyle sanıldığından az konuşurlar, en azından filmlerdekilerden az.

http://www.radikal.com.tr/geek/mad_max_fury_roadin_blu_rayi_filmin_sessiz_ve_renksiz_versiyonlariyla_gelecek-1365022

Epistemik tümdengelimsel olara şöyle bir şey söyleyebiliriz:

Aynı filmi siyahbeyaz çekmek istiyorsan, aynı kadrajı yazılımda siyahbeyaz yapmak yetmez. Mekandan oyuncuya dek herşey, farklı mizansende olmalıdır. Oysa, belirtildiği kadarıyla  bu filmde böyle yapılmamış. Zaten, 1 filmi 3 kere çekmeyi, maliyet kaldırmazdı. Yapımcılar, yalnızca masabaşı bir işle yetinmişler.

Bu nedenle bu ilk örneğin, % 50 başarı durumunda, büyük bir iş başardığını söyleyeceğiz.

Şimdi gelelim teknik adamların neler söylediklerine:

“Evet, filmin o gerçekten dudak uçuklatan mavi-turuncu renk şemasına bakınca insan, bir inanamıyor, değil mi? Fakat siyah beyaz bir Mad Max sadece Blu-Ray için değil, aynı zamanda sinema salonlarında izlenmesi için de düşünülmüş bir ara. George Miller çoğu post-apokaliptik eserin kasten renkleri kıstığını ve aynı gri-kahverengi aralığına düştüğünü fark etmiş.”

Tam öyle değil ama genelde geçerli bir gözlem. Bu konuda, asıl manyak örnek olarak ‘Stalker’da, aslında hiç de bilimkurgu film peşinde olmayan Tarkovsky, bunu becerdi.

Burada sorun, renkli filmdeki gri-kahverengiyi yaratmakta. Ancak asıl dert, siyahbeyaz filme kahverengi katmak ki bunun da ‘Ölüm Üzerine Bir Film’de Kieslowski denemiş ama az becermişti. Bunun da yazılımı varsa, çok kolay, bas bir düğmeye, oldu bitti.

Burada, neden bunun bugüne kadar, son 15-20 yıldaki dijital çekimler döneminde, kimsenin aklına gelmediğini de sormadan edemiyor insan.

Devam:

“Bunların arasından sıyrılmak için de iki yol gelmiş aklına, filmin renk uzmanı Eric Whipp ile ikisini de düşünmüşler. Ya rengi tamamen kısıp, filmi stilize bir siyah beyaz hâle çevirmek, ya da renklerin iyice dibine vurmak.”

Adamlar, ne herze yediğini çok iyi biliyormuş.

“Fakat en nihayetinde Miller, siyah beyaz bir renk skalasının genelde sanat filmlerine ayrıldığını düşünmüş, bu yüzden de vazgeçmiş. Ama övmekten de geri kalmıyor. Usta yönetmen resmen siyah beyaz versiyon için ‘filmin en iyi hâli’ cümlesini kullandı.”

Burada sürçme var.

Doğru bir saptama değil bu:

Jarmusch’ün ‘Ölü Adam’ı, bir sanat filmi değil, bir aksiyon / janr filmidir.

Burada tümdengelimsel saptama ve gözlem olarak bazı önermelerimiz var, onları sayalım:

Bukowski gibi aşırı insan-altı birinin, ‘Özgür Hayvanat Bahçesi’ öyküsünde, çok çok acaip bir seksopat-psikopat bir bilimkurgu / meta-hümanizm yakalaması ironiyi aşan bir şey.

Keza, biraz önce andığımız bilimkurgu düşmanı ve en kötü 2 filmi, 2 bilimkurgu olan insan-altı Tarkovsky’nin ‘Stamker’da yakaladığı gibi.

Yani, olmadık sanatçılar olmadık konseptleri yakalıyor ve tersine, de, olmadık sanatçılar, olmadık konseptleri ıskalıyor. Örneğin Fassbinder, ilk siberuzay filmini yapıp, siberuzay ve terör konusunda duble tuş olur ama hala en-en iyi yönetmendir.  Örneğin Ursula K. Le Guin, öyle olduğunu kabul etmeyecek olsa da, matriyarkal faşizmi bilimkurguda en-en iyi vermiş yazardır. Kendisi erkek-seksist olan Asimov’un o zamanki karısının yazdığını tahmin ettiğimiz, ‘Gizli Tanrılar’, seks-dışılık konusunu çok-çok iyi anlatır.

Mad Max’in birincisinin çıkış noktası, bu son filmdeki konsept değildi. Araya bilgisayar oyunları girdi ve konsepti metamorfozladı. Yeni filmdeki konsept de, film konsepti değil, bu neo-oyun ‘trend’ olan konsept.

Romantizm yok, hümanizm yok, realizm dibe veya zirveye vuruyor ve ötesine geçiyor, hiç ağıza alınmayan sözler sarfediliyor, vs.

Filmin atan teması olan elektrikli kum fırtınasında ölüm planı delicesine bir konsept. Yeni televizyon dizilerinde de kullanılan, ‘kazansan da, kaybetsen de öl’ konsepti var. Ölüme doğru gaza tuğla koyup arabayı sürmek var ki bu yepyeni bir terör konsepti ve tarihin şu anki momentiyle ve gelecekbilimle birebir çakışıyor.

Kazanmayı unutun, bu oyunda kazanan hiç yok, sağ kalan belki olabilir, sen kaç düşman öldürebileceğine bak. Yangında kurtarılacak ilk eşya da yok.

Ölümün rengi de, çok-çok-az renk veya siyahbeyazdır zaten.

Evet:

Sinema yeni bir moment daha kazandı.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 2216
Toplam yorum
: 1121
Toplam mesaj
: 127
Ort. okunma sayısı
: 500
Kayıt tarihi
: 16.08.06
 
 

Serbest yazarım. 1960 doğumluyum. BÜ İşletme mezunuyum. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster