Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Ekim '20

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
79
 

Madalyonun İçi

Gülseren Budayıcıoğlu ... Kitapları ve kitaplarından aktarılan gerçek yaşam öykülerini konu alan televizyon dizileri ile şu sıralar popüler bir psiyatr uzmanı,yazar.

Sağlık sorunlarım nedeniyle kitap okumakta zorlandığım için kızımın önerisi ile telefondan sesli olarak dinliyorum okumak istediğim kitapları...Budayıcıoğlu'nun "Camdaki kız" ı bitirdikten sonra "Madalyonun İçi"ne başladım, bitirmek üzereyim.

Toplumun her kesiminden insanların, değişik konulardaki psikolojik rahatsızlıklarını gerçek hasta profillerinin ağızlarından birebir yansıtıldığı öyküleri dinlerken ve ekranda "KIRMIZI ODA" "MASUMLAR APARTMANI" dizileri ile izlerken insanın bedensel sağlığından da daha büyük öneme sahip olduğunu keşfediyorum ruh sağlığımızın...

Ispanak yapraklarını sabunlayarak yıkayan, kirli çamaşırlarını boş daireye yığan Safiye'nin ,ölmüş annesinin  hayat kadını; kendisinin de mevlüt okuyan  biri olduğunu anlatan zavallı Meliha'nın  yaşamları gibi hem ilginç  hem hüzünlü öyküleri izlerken,dinlerken zaman zaman kendimizden de esintileri hissediyoruz.... 

Erkek çocuk olarak doğmadığı için "yok sayılan" bir çocuk formatında büyüyen , çok zengin bir ailenin kızı olmasına karşılık sevgiden yana yoksul mu yoksul Alya'nın anlattıklarından, yakın çevrenizden benzerlikler tespit edip hüznün doruklarında hissediyorsunuz kendinizi... Çok zekidir Alya ,Okul birincisi olarak diplomasını aldığı gün, tüm yaşanmışlıkların bomba olup patladığı gündür aynı zamanda . O gün hastaneye yatırılır zavallı kız.... 

Babasından sürekli dayak yiyerek büyüyen bankacı Ahmet'in neden çok sevdiği karısı ve oğluna aynı şiddeti uyguladığının cevabı ise Ahmet'in çocukluğundadır... Babası kendisine yardımcı olan ağabeyini hep metheder, sevgisinin tümünü ona verir, Ahmet'in payına düşense dayaktır... 

Çok bilinen, replik gibi bir söz vardır; psikolog veya psikiyatr  söz konusu olduğunda "ÇOCUKLUĞUNA İNELİM" cümlesi ... Gerçekten de gelen hasta veya danışmanın sorununun nedenine ulaşmak çözüm bulmak için  bu soru sorulur. Şaka yollu olarak da insanlar sohbetlerinde aynı cümleyi söylerler birbirlerine ...

Bütün olay çocuklukta ... Uzmanlar öyle söylüyor . İnsanın ilk üç yılının tüm yaşamına yön veren bir karakter şekillenme süreci olduğunda hemfikirler.

Üç yaştan sonra da rötuşlar vuruluyor insan ruhuna,hiç çıkmamacasına...

Hep söylerim; bizim kuşak, iki nesil arasında ezilen, iki ateş arasında kalmış  talihsiz insanlardan oluşuyor. Bizim kızlar her ne kadar " her kuşağın kendine özgü sorunları var"  deseler de... Bizler teknolojinin "t"si bile yokken yetiştik , çocuklarımızı  "yapay zekâ" çağına yetiştirdik...

Aradaki uçurum o kadar büyük ki hiç bir nesil, bu denli farklılığa uyum sağlamak durumunda kalmadı...

Bu farklılığa uyum sağlamaya çalışırken çocukları yetiştirdik,yetiştirmeye çalıştık... Kendimiz el yordamı ile yolumuzu bulmaya çalışırken elbette bir dolu hata da yaptık..

En çok da savaş sonrası bir neslin çocukları olarak disiplinli, varlığı/yokluğu bilen insanlar olarak yetişmemiz ve bu nedenle  de"ben görmedim çocuğum görsün,ben yaşamadım çocuğum yaşasın"zihniyeti ile  büyütmemiz , büyük hataydı...

Eğitim psikolojisi okuyan eğitimciler olarak bizler ve eğitimin önemini bilen sağduyu sahibi bilinçli veliler olarak, olabildiğince çevre etkisinden uzak, doğru öngörülerle yetiştirdik çocuklarımızı..

 Bizler hiç mi hata yapmadık elbette yaptık...  Ama...Kendisine istediği ayakkabıyı almadı diye dükkanda annesini merdivenden yuvarlayan kızda mı yoksa onu yetiştiren annede mi hata diye düşününce, hatalarımızın, "devede kulak"  olduğu çıkarımını görüyorum... 

Akıl sağlığını korumanın bu denli zor olduğu bir dönemi yaşarken , "aile" denilen kurumun insan yaşamında ne yüce bir dağ olduğunu anlamak için derin bir gözlem yapmaya gerek yok sanırım...

İnsan yaşamına,insan yüreğine dokunan ;  hüzün,dram,sorgulama,umut,umutsuzluk,sevgisizlik,tutku düzeyinde sevgi , arayış yumağı bu öyküleri okumanızı/dinlemenizi öneririm...   

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhaba Nur hanımcığım, öncelikle uzun aradan sonra hoş geldiniz, benzer özeleştiriyi ben de yapıyorum inanın, şükürler olsun ki; muhteşem çocuklar yetiştirdik,bütün gençler için çatışmalardan uzak en kısa sürede doğru yolu gösteren önderlerle buluşabilmelerini dilerim.Emeğinize sağlık sevgi selamlarımla

Cemile Torun 
 16.10.2020 18:54
Cevap :
Cemile Hanım, hoş bulduk:) hoş gördüm sizi de :) Kavramların,değer yargılarının,doğrunun, yanlışın birbirine girdiği; insanların çoğunlukla da ekonomik nedenlerin etkisiyle deyim yerindeyse"şaşkın ördek" gibi savrulduğu günümüz ortamında, gerçekten akıl sağlığı çok büyük öneme haiz diye düşünüyorum.Şartlar değişiyor, dünya değişiyor elbette insan da değişiyor. Yapay zekânın neler getirip neler götüreceği henüz belli değil ama şurası apaçık gözüküyor; artık bizim yaşadığımız dünyadan bambaşka bir dünya, gelecek nesilleri bekliyor.Böyle bir dünyanın kapısı aralanınca, geçişin sancılarını yaşadığımız bu dönemde hissediyoruz,genciyle,yaşlısıyla... Umarım gelecek zamanlarda sevgi hep var olur... Sevgilerimle...   17.10.2020 16:27
 

İstanbullu Gelin de Gülseren Budayıcıoğlu'nun Hayata Dön adlı kitabından uyarlanan bir hikayeydi. Ben de ilk bu vesileyle Psikiyatr Dr.Budayıcıoğlu'ndan ve mesleğinin ışığında gerçek hayat öykülerinden esinlenerek yazdığı kitaplarından haberdar olmuştum. İnsan ve toplum psikolojisi zaten öteden beri ilgilendiğim ve bilgi sahibi olduğum bir alan. Dediğin gibi bir insanın ruhen de sağlıklı bir şekilde yetişmesi için özellikle çocukluk, sonra da ergenlik dönemi ve dolayısıyla da aile çok önemli. Ruhen ve zihnen sağlıklı, eğitimli ve bilinçli anne babaların yetiştirdiği, mutlu-huzurlu-sağlıklı bir aile ortamında büyüyen çocuklar da diğerlerinden kat kat şanslı oluyorlar bu konuda kuşkusuz. Ancak bu yeterli değil, iyi, düzgün ve kaliteli insan yetiştirmenin 3 ayağı var. Bunlardan ilki aileyken, 2.si okul, 3.sü ise toplumdur! Toplumun da yeterince ve gereğince gelişkin ve bilinçli olması gerekiyor ama bu 3.ayak genellikle de atlanır maalesef! Güzel yazıydı arkadaşım, emeğine sağlık, sevgiler

Filiz Alev 
 16.10.2020 9:46
Cevap :
Merhaba sevgili Filiz... İstanbullu gelini izlemedim , söz konusu doktor ve yazarın ismini altı yedi ay öncesine kadar duymamıştım. Aile; çocuk eğitiminde birinci basamak ve ilk yaşların karakter gelişimindeki rolü düşünülürse en önemli basamak...Elbette tek başına yeterli değil. Okul/öğretmen faktörü kesinlikle gözardı edilemeyecek öneme sahip . Özellikle de ilkokul öğretmeni. Branşında başarılı, öğrencisinin ruh hali, ailesi hakkında da bilgi edinmeyi ihmal etmeyen branş öğretmenleri de resmin önemli rötuşları...İfade ettiğin gibi üçüncü etken de çevredir elbette. İlgili,iyi bir aileye sahip, öğretmenleri de donanımlı olan bir çocuğun; arkadaş çevresi "yoldan saptıracak"nitelikteyse veya ekonomik konumu, onun toplumun doğru kabul ettiği değer yargılarına uygun olmayan hatalar yapmasına neden oluyorsa, önceki iki faktör çöp olup gidiyor,ne yazık ki... Yazımda, bahsi geçen öykülerde genelde aileden kaynaklanan sorunlar ele alındığı için aile faktörünü öne çıkardım :) Sevgilerimle.  17.10.2020 17:03
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 306
Toplam yorum
: 755
Toplam mesaj
: 87
Ort. okunma sayısı
: 1347
Kayıt tarihi
: 08.08.07
 
 

Emekli Türkçe öğretmeniyim.Şimdi Marmara Üniversitesi bünyesinde bulunan, Atatürk Eğitim Enstitüsü ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster