Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Ağustos '10

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
889
 

Mağaranın Kamburu-4

Mağaranın Kamburu-4
 

Tüm olaylar bir mağaranın içinde mi yaşanıyor?


-Geldin mi? Ne oldu? Yüzün oldukça asık.

-Sorma, işimi kaybettim. Doğrusu işimden kovuldum. Zamanımın çoğunu hastanede geçirmem, işe yorgun ve uykusuz gelmem verimimi düşürdü, hatta çalıştığım kurumu zarara uğratan çok önemli hatalar yaptım. Paraya en çok ihtiyacım olduğu bir sırada bunun başıma gelmesi hiç de hoş olmadı. Para ve iş konusunda dostlarıma güvendiysem de hiç birisi umduğum gibi çıkmadı.

- Karşılaştığın felaketten sonra etrafındakilere bir bak, bakalım kaç kişi sayabileceksin? Hiç kimse yoksa sayabileceğin, sakın üzülme; belki onlar da daha önce senin yaptığın gibi davrandılar... Dostlarının yararından vazgeç, zararları olmasın da... Dostun kini ve intikamı düşmanınkinden daha büyük olur; çünkü açığımızı ve vuracağı yeri herkesten daha iyi bilir.

-Onlara karşı bir yanlışım olmadı, ama olsa bile dostluğumuz bitmemeliydi. Dostlarımız neden bizi affetmezler, oysaki düşmanlarımız bile bazen affedicidir.

- Dostun bir gün amansız bir düşmanın olursa, şaşırma; düşün: onu eleştirdin mi, borç para verdin mi, bir sırrını açıkladın mı? Şimdiki dostların seni terk ettilerse yenilerini bulmalısın.

-Nasıl?

- Dost kazanmak için ilk adımı atan sen olmalısın, karşıdan atılmasını beklediğin adım hiç gelmeyebilir. Karşındaki insana konuşma fırsatı verirsen, bil ki o kişi yakında seni dost listesine ekleyebilir. Seninle de dost olmak isteyen yığınla insan vardır. Hiç olmazsa bundan sonrakileri kaybetmemek için dikkatli ol. O kişiye anlatmaktan çekindiğin en ufak bir şey bile varsa, bil ki o kişi senin dostun değildir. Dostun bencillik yapıyorsa, onunla dostluğunu bitir. Çünkü yakında sen de bencil olacaksın ve bencilliğin nedeniyle zaten o senden vazgeçecek. Bir dostunu kaybetmek istiyorsan ya da bir düşman kazanmak istiyorsan kişilerin kusurlarını uluorta söyle. Eğer dertlerini anlatmak için dost arıyorsan, bir tane ses alma cihazı temin et, daha iyi.

-Doğrusu çok iyi moral veriyorsun! Umutsuzluğumu iyice artırdın.

- Hepimiz arının kuyruğundaki iğneyi değil de ağzındaki balı isteriz. Oysa bazı durumlarda arının iğnesi balından daha gereklidir. Umudu olmayan insan potansiyel bir tehlikedir; başkalarının umutlarını yok etmek için. Umut bir okyanus iken bir çok kişi onun ufacık bir göl olduğunu düşünür. Kavgaların çoğu bu ufacık göle sahip olma isteğinden çıkar. İşini kaybetmek sana umutsuzluk vermesin; inmesini bilmeyen, çıkmayı hiç beceremez. İyi şans da kötü şans da kimi bulacağını çok iyi bilir.

-Senin konuşmalarında bir bilgelik seziyorum, oysa ilk başlarda seni sadece kötülük yapan bir büyücü olarak algılamıştım. Belki de seni anlamakta zorlanıyorum.

- Ömer Hayam diyor ki: Bir elde kadeh, bir elde Kur'an - Bir helaldir işimiz, bir haram - Şu yarım yamalak dünyada - Ne tam kafiriz, ne tam Müslüman. Senin tarafından hemen anlaşılmak için çalışmıyorum. Eğer beni kolayca anlarsan aramızda hiç bir fark kalmaz.

-Ben de senin gibi felsefe yapabilmeyi isterdim. Gerçi o tip kişiler biraz uçuk oluyor, ama...

-Her felsefe yapan insan başkalarına biraz uçukmuş gibi görünebilir. Bunun nedeni biraz da o insanların felsefeye yaklaşmaktan, hatta düşünmekten korkmalarından kaynaklanır. Felsefe yapmak için zamanın bol olması gerekir; çoluk çocuğunu geçindirmek için gece gündüz çalışmak zorunda olan birisi için elbetteki felsefe bir lükstür. Felsefe, düşüncedeki dünyamızı bize gösterir. Dünyanın büyüklüğü ya da küçüklüğü kişilere göre değişir. Kör bir insanın dünyası ellerini dokundurabildiği kadardır. Ona dünyanın çok büyük olduğunu anlatsanız da kabul ettiremezsiniz. Bırakalım insanlar istedikleri büyüklükteki bir dünyada ya da evrende yaşasınlar. O dünyanın büyüklüğünün veya küçüklüğünün fazla bir önemi de yoktur.

-Bu söylediklerine katılıyorum. Benim dünyam da O’nun etrafında döndüğüm kadar. Bana yaptıklarının hepsini unuttum ve onu affettim. Her şeye yeniden başlayabileceğimizi düşünüyorum. Bir an önce onun iyileşmesi için dua ediyorum.

-Önce kendini affet, kendisini affetmesini bilmeyen bir kişi başkalarını affetmeyi hiç bilmez. Sık sık da olsa kendimizi affetmeliyiz.

-Kendimi nasıl affedeceğimi bilemiyorum. Çocuk ya da genç olsaydım belki.. Nedense çocukluk ve gençlik döneminde işlenen günahları daha kolay affederiz.

- Yaşlandığımızda bir çok şeyi farklı düşünürüz, bir çok gerçeği görmeye başlarız; ama onları uygulamayı bir türlü beceremeyiz. Mazeretimiz de hazırdır: Artık zamanım kalmadı! Dolayısıyla döneriz tekrar geçmişe, geçmişteki yanlışlara... Oysa ki yanlışlarımızın ışığı doğruları aydınlatmaya yeterlidir. Bir bardak deniz suyunun ağzımızda bıraktığı tuz tadını yok etmek için bir sürahi tatlı su içmek zorunda kalırız. Tecrübelerden ders almasını bilseydik, yeryüzündeki tüm olumsuzluklar yok olurdu. Aynı hataların yüz yıllardır yapılıyor olması tecrübelerin bize fazla bir şey kazandırmadığını gösteriyor. Yaptığın kötülükleri biliyorsan, tövbe etmesini de bilirsin. Şimdiki yenilgiler gelecekteki zaferlerin ilk adımları olabilir. Biraz da işinden atılmandan bahsedelim mi? Tabii moralin bozulmayacaksa!

-Benim işten atılmama biraz da sebep, benim yerimde gözü olan astlarımdır. Bire bin katarak anlatmışlardır olumsuzlukları patrona. Vedalaşırken hemen hepsinin gözlerinin içi gülüyordu sevinçten. Boşa sevindiklerini anladıklarında da yüzlerini görmek isterdim; çünkü boşalan yer bir kişilik, talip ise bir sürü... Hangi birisi geçecek acaba benim yerime? Bu davranışları doğrusu bana çok koydu, oysa ben onlara karşı hep dürüst ve adil davranmıştım.

-Adil olmak, alkışlanmayı gerektirmez. Başkalarından övgü almak için mi adil davranıyorsun? Senin yerine geçmek isteyenleri neden suçluyorsun? Başka insanların akılsızlığından bize fırsatlar doğar, bu fırsatları değerlendiremezsek bizim akılsızlığımız ortaya çıkar. Üstelik yalan da söylüyorsun bu konuda. Çünkü yerini alır korkusuyla şef yapmadığının yerine bir aptalı getirmiştin oraya. Yalan, asla gerçeğin üzerini örtemez.Yalanla gerçeği kapattığını sananlar, uyanık geçinen aptallardır. Vicdan sahibi insan cesurdur, vicdansız ise korkak. Korku ile yalan arasında bir pozitif korelasyon vardır. Yani biri azalırken öteki de azalır, artarken de artar. Yoksa dalkavuk olduğu için mi o adamı seçmiştin?

-Doğrusu beni övmesi hoşuma gitmiyor değildi.

-Dalkavuklar olmasaydı, bazılarının büyük adam(!) olduğunu nasıl öğrenecektik? Dalkavukları eleştiririz, hatta kınarız. Bazen onlarla dalga da geçeriz.Ama nedense gene de onlarsız edemeyiz. Dalkavuklar annelerimizin okşamadığı başımızı okşarlar, aşağılarda sürünen kişiliğimizi yukarılara çıkarırlar, olmayan özelliklerimizi bize kabul ettirirler. Celladın kestiği gözleri pörtlemiş başımızın bile Zeus’tan daha çekici olduğuna bizi inandırırlar. Çoğunlukla halkın tutumuyla dalkavukların davranışları arasında bir benzerlik vardır. Nitekim halkın alkışları birçok lideri sehpaya yollamıştır. Alkışlara bakıp da kendimize bir değer biçemeyiz.

-Patronların bana karşı yaptıkları da büyük bir haksızlık değil mi? Ben o işletmeye onlarca yılımı verdim, karşılığı bu mu olmalıydı?

-Onlarla ilgili olarak da hüküm vermekte acele etme, zamanın ne getireceğini bilemezsin. Her kapı hem çıkmak hem de girmek içindir. Çıktığın bir kapıdan tekrar girmeyeceğini sakın düşünme. Belki bugün girmezsin, ama ya yarın... Sonra, çalışan ile çalıştıran arasındaki ilişkiye biraz dikkat et! İlişkiyi yönlendiren çıkarsa, o ortadan kalkınca ilişkinin sonlanması da doğaldır. Bunda şaşılacak bir durum yok. İlişkinin tekrar sürmesini istiyorsan birinciden daha etkili bir çıkar bulmalısın. Karınla aran nasıl, hâlâ seni öldürmek istediğini sanıyor musun?

-Sanmak da ne ki, biliyorum. Eminim öyle olduğundan. Sadece bildiğimi belli etmiyorum. Bir şey olmamış gibi davranıyorum. Hatta en ufak bir davranışında ona övgüler düzüyorum.

- Haksız övgü, küfürden de beterdir. Karın bunu anlamıyor mu?

-Sanmam. Bana kalırsa bu sözlerime inanıyor da. İltifatlarımı ise hiç esirgemiyorum.

-Erkekler iltifatlarını harcarken paralarını harcadıklarından daha cömerttirler. Gerçekleri söylemekten kaçınan yalanlara ortak olmuş demektir. Karının inanıp inanmadığını kolayca öğrenebilirsin: İnsanları anlamak ya da tanımak istiyorsan gözlerine bak. İyilik de kötülük de, doğru da yalan da, sevgi de nefret de dilde saklanabilir; ama gözlerde asla...

-Davranışlarımın gerisinde ölüm korkusu olduğunu da düşünmüyor değilim. Yaşamımda ölümü en az isteyeceğim günler bunlar.

- Ölüme kafa tutmak kahramanlık gibi algılanırsa da aslında şuursuzca bir baş kaldırıdır. Ölümü düşünerek ya da düşünmeyerek ölümden kurtulamazsın. O seni bulduğunda ya onu düşünüyor ya da düşünmüyor olacaksın! Yaşamı değerli kılan ölümün varlığı mıdır? Ölüm olmasaydı yaşam önemini yitirir miydi? Soruları kadar saçma soru olamaz. Çünkü bunlar birbirinin varlığını zorunlu kılan şeylerdir. Biri yoksa ötekinden de söz edilemez. Hep iyi yaşayıp yaşamadığımızı düşünürüz, iyi ölüp ölmeyeceğimiz hiç aklımıza gelmez. O nedenle yaşamın için değil ölümün için hayırlısını dile...

-Bazen tüm cesaretimi toplayıp her şeyi karıma itiraf etmek istiyorum.

-Aptalca bir cesaret, büyük bir felaketin ilk habercisidir. Karının her şeyi bilmesi de mümkün. Çünkü, seninle ilgili bir şeyi bir kişi bile biliyorsa o artık sır olmaktan çıkmıştır. İnsanların çoğu ”İtiraf ettiklerimiz hep küçük günahlarımızdır; büyüklerini daima kendimizde saklı tutarız.” düşüncesine sahiptirler. Olmayan itiraflarını daha doğrusu olup da olmadığını varsaydığımız itiraflarını nasıl yapacaksın?

-Olmayıp da olan nedir? Ben beni affetmesi için böylesi bir şey düşünmüştüm. Belki dostça ilişkimizi bitirebilirdik.

-Olmayıp da olan itiraf karını parçalamayı düşünmen... Karının seni affetmesine gelince; bir kadın erkeği affettiğini söylese de inanma; bu yeni bir strateji belirlemek için zaman kazanmaya yönelik bir şaşırtmacadır.

-Peki, şimdi ben ne yapacağım? Kendimi çaresiz hissediyorum.

- Yolun bozuk ya da sarp olmasından yakınma, hiç olmazsa yol var; ya o da olmasaydı! Hayal gücümüzü olumlu düşüncelerle doldurmalıyız. O zaman kötümser düşünceler kaçacak bir delik arayacaklardır. Olması gerekeni arzulayıp da ulaşamama en önemli mutsuzluk nedenidir. Olanla yetinen bir insan mutsuzluğun ne olduğunu bilmez. İnsanların en çok mutsuz oldukları anlarda bile mutluluk kırıntıları vardır; bütün mesele onları fark edebilmektedir. Bir sepet yumurtan kırıldı ise geriye sepetin kaldığı için sevinebilirsin. Kendimize verdiğimiz kadar büyük bir kötülüğü, bize başka hiç kimse veremez. Kazaların en büyükleri hep otoban gibi düz yollarda meydana gelmiştir. Dümdüz yolda aheste aheste giderken aniden “aşk” direğine toslamanın ne gereği vardı?

-Sana kızmaya başladım bunak! Durmadan öğüt veriyorsun. Öğüt para yerine geçseydi senin gibi bazı insanlar acaba gene de verirler miydi? Ben aşktan, sevgiden söz ediyorum. Sevginin miktarı, derecesi, metresi, gramı, karışı olmaz; olsaydı marketlerin en çok sattığı ürünler arasında hep birinci sırayı alırdı. Ben mi anlatamıyorum, yoksa karşımdakiler mi anlamıyor; ya da ikisi birden mi? Çoğunlukla sonuncusudur ve bu tür konuşmalar sanki anlamış ve anlatmış gibi karşılıklı kafa sallamalarla sonuçlanır. Seninle aramızdaki diyalog da şimdi buna benzedi. Seni anlamış gibi kafa sallarsam mesele yok, itiraz edersem başlıyorsun eleştirmeye. Gazete köşelerinde ahkâm kesen eleştirmenlere benzedin. Eleştirmenler bir eseri beğenirlerse onun hakkında konuşacak bir şeyleri kalmayacağını sanırlar.

- Düz yolda freni küçümseyen sürücü, eğri yolda ondan medet umar. Önyargıları yok etmeye uğraşacak kadar aptal değilim; çünkü yok edilebilselerdi zaten önyargı olmazlardı. Sana tavsiyem öfkene hakim olmandır. Öfke sağlıklı düşünmeyi öldürür, neşe ise ona hayat verir. Söylediklerim seni rahatsız edebilir. Zira bilgenin ışığı bilge olmayanları yakar. Oysa bazılarının ateşi bile bırak yakmayı aydınlık dahi vermez. Işığımı kendi yolumu görmek için tutarım, bu arada başkaları da bu ışıktan yararlanırlarsa ne âlâ! Üstelik ben, aptallara kızmam, çünkü onlar aptaldır.

-İşi hakarete kadar vardırdın. Ne umdum, ne buldum?

-Git artık! Bu günlük bu kadar yeter. Bundan sonrasının sana bir yararı da olmaz zaten.

-Pekâlâ gidiyorum, ama bir daha gelmemek üzere...

***

(Devam edecek)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1056
Toplam yorum
: 216
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 763
Kayıt tarihi
: 30.07.10
 
 

Uzun yıllar çeşitli sitelerde Oruç Yıldırım adı ile yazı yazdım. Dört tane romanım ve çokca da de..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster