Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Aralık '11

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
98
 

Mağdurun öfkesini dindirmeden terörü önleyemezsiniz

Son günlerde silahlar susmuş gibi görünse de terör sorunu ülkemizin en önemli gündemi olmaya devam ediyor.

Dersim olaylarıyla bir süre gündem bu konu üzerine yoğunlaşsa da bu olay ve üzerinde yapılan tartışmalarla devlet terörü yeniden hatırlanmış oldu.

Devlet terörünü sorgulamadan, PKK dahil, terör örgütlerinin eylemlerinin arka planını okuyamaz, teşhisi doğru koyamayınca da doğru tedavi uygulayamazsınız.

Devletin, bölünmez bütünlüğünü korumak ya da cumhuriyetin değerlerine sahip çıkmak adına isyanları bahane ederek masum insanları katleden bir anlayış var olduğu sürece; ne anaların gözyaşları diner, ne de gerçek anlamda bir demokrasiye kavuşmak mümkün olur.

Dersimde bir isyan var mıydı, istiklal mahkemeleri ne denli meşrudur gibi yorumlara girmeden şu gerçeğin altını çizmek gerekir.

Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana, özellikle de devlet-ulus yaratma çabaları sırasında Türk-Sünni dışındaki yurttaşları öteki sayan, kimilerini ülkeyi terke zorlayan, kimilerini asimile etmeye çalışan, direnenleri de yok etmeyi bir devlet politikası olarak gören anlayışa karşı oluşmuş nefret hala en sıcak ve canlı haliyle varlığını sürdürüyor.

Bu saydığımız kitlelerde o günden beri bir aldatılmışlık duygusu hakimdir ve toplum üzerinde müthiş bir travma yaratmıştır.

Bir kısmı tek taraflı baskı ve tehditle sinmiş, bir kısmı feodal ağaların etkisinde mevcut durumu kabullenmiş, özellikle de alevi kesimde çocuklarının geleceği için ve çaresizlikten, korktuğuna boyun eğmek, düzene uyum sağlamak gibi bir tutum daha baskın gelmiştir.

Son Dersim tartışmalarıyla kimi ezberler bozulmuş, alevi yurttaşlar da artık korkularının yersiz, siyasi tercihlerinin alternatifsizliğinin yanlış ve anlamsız olduğunu fark etmişlerdir.

Gelinen noktada Başbakanın siyasi tarihimizde pek alışık olmadığımız bir tarzda Dersim olayıyla ilgili özür dilemesi önemli ve anlamlıdır ama yeterli değildir.

Ustalık dönemi diye adlandırdıkları bu dönemde,  ustalığın avatajlarından yararlanmak yerine bu durumdan kaynaklı özgüveni, yanlış kullanma eğilimi gösteren iktidara büyük görev düşmektedir.

Toplumun milliyetçi duygularını okşayan, barış dili yerine savaşçı söylemler ve kışkırtmaların daha çok gündeme geldiği şu günlerde, yeni anayasayla birlikte acil demokratik değişimleri gerçekleştirmek yerine, gücünü kanıtlama ve iktidarını pekiştirme adına askeri ve sivil operasyonlara yönelen hükümet aslında kendini zora sokuyor.

Terörün sona erdirilmesi ve Kürt sorununu çözmeyi yeni anayasaya havale eden ve çok kolay yapabileceği kimi yasal düzenlemeleri sürekli erteleyen AK Parti, bu yanlışından en kısa zamanda dönmelidir.

Kimi şahinlerin son günlerde giderek artırdıkları gazına gelerek PKK yı silahlı mücadeleyle bitireceğine kendini inandıran hükümet, Kürt ler başta olmak üzere şimdiye kadar devlet tarafından aldatıldıklarına, ihmal edildiklerine ve hatta ihanete uğradıklarına inanan kesimlerin nefretini dindirecek sosyal, kültürel, ekonomik, demokratik önlemleri almadıkça bu sorunlara çözüm bulamaz.

Şehitler ve destanlar üzerinden politika yapan ve hızla barış dilinden uzaklaşan bir MHP, Kandil- İmralı arasında sıkışıp kalmış bir BDP ve hala Ergenekon savunuculuğundan, statükonun temsilciliği misyonundan kurtulamayan, parti içi demokrasiyi kurumsallaştıramayan bir CHP nin yerine getiremediği muhalefet görevini de sanırım AKP den beklemek zorunda kalacağız.

O zaman; siyasi partiler ve seçim yasası, terörle mücadele yasası gibi kimi yasalarda yapılacak bazı değişikliklerle hem kamuoyu vicdanını rahatsız eden uzun tutukluluk süreleri önlenebilir; hem de toplumun tüm kesimlerinin mecliste temsil edilebileceği algısının yaratacağı güven ortamı sayesinde; yurttaşlık tanımı, kültürel haklar gibi Kürtlere yönelik yapılacak yasal düzenlemelerle, bir barış sürecine tüm operasyonlardan daha çok katkı sağlanabilir.

Hiçbir silah, gücü ve kapasitesi ne olursa olsun; sevgi ve hoşgörünün yerini tutamaz.

Sorunların temelinde toplumun ruhlarına sinmiş nefret duygusu yatıyor. Bu duygunun yerine siz sevgiyi, dostluğu, kardeşliği, barışı yerleştiremezseniz gün gelir o nefret öyle bir silaha dönüşür ki, hiçbir ordu o silahı yenemez.

ayhanongun@gmail.com     06.12.2011  BODRUM 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 396
Toplam yorum
: 69
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 159
Kayıt tarihi
: 13.01.10
 
 

Barış içinde, birlikte yaşayabilmek adına insan ve emek odaklı paylaşımlardan yanayım.   Öğretmen..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster