Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Mayıs '12

 
Kategori
Tiyatro
Okunma Sayısı
271
 

Mağusa Sanat Tiyatrosu

Mağusa Sanat Tiyatrosu
 

DRAMATURG’UN GÜNLÜĞÜ’NDE, Mağusa Sanat Tiyatrosu

İNANMAK MI, ANLAMAK MI?

Önce inanır insan… Ama çoğu zaman inanmak yetmez, anlamaya da çalışır. Bu hafta günlükte Mağusa Sanat Tiyatrosu’nu irdeleyeceğiz. Onlar da tiyatroya inanmış; kurdukları düzenek içinde sanat yapmaya çalışıyorlar. Eeeeee… Tamam. Ne var yani? Ne güzel tiyatro yapıyorlarmış diye bilirsiniz? Bunu dediğiniz zaman inandığınız şeyi anlamaya çalışıyorsunuz demektir. Ben de tiyatro yapmak hevesine düşmüş herkesin bu hevesine önce inanırım çünkü oyun oynama güdüsü insanın doğasında vardır. İnsanın oynamak isteme güdüsü doğaldır ve bir ihtiyaçtır. Fakat bir oyun sahnelemek, seyirci önüne çıkıp, sahnelenen oyunu oynamak başka bir duruş gerektirir. Seyircisine karşı sorumluluk; sahneye koyucuya farklı bir sorgulama getirir. Örneğin; nasıl bir tiyatro? Estetik kaygısı taşıyan; nitelikleri olan bir tiyatro… Seyircisini tanıyan, Ona yön verebilen ve Onun sorumluluğunu taşıyabilen bir tiyatro.

Sanatta da kısır bir ülkenin çocukları olarak beş parmağı geçmeyen tiyatrolarımızın (!) oyunlarını izlemeyi sizlere şiddetle öneririm. Zaten iki üç oyuna gittiğinizde o tiyatronun çizgisini; bakış açısını; ne yapmaya çalıştığını hatta bir süre sonra iyi bir izleyiciyseniz ne yapamadığını göreceksiniz. O zaman siz de bir izleyici olarak seçme hakkınızı kullanıp, sonraki oyunlarda onları takip edip, etmeme seçiminizi yaparsınız. Benim ise üzerime aldığım misyon nedeniyle henüz böyle bir seçim yapma özgürlüğüm yoktur. Böyle bir özgürlüğü ben, kendime vermiyorum. Amatöründen profesyoneline hangi tiyatro kurumu veya topluluğu hangi oyunu oynamış, neden oynamış, nasıl oynamış takip etmek, değerlendirmek sizlere aktarmak görevim. Bu tiyatro insanının seyircisini (insanı) önemseme noktasında yerine getirmesi gereken görevlerinden biridir. Aynı şekilde her tiyatronun ve tiyatro insanının da tiyatro ahlakı içerisinde üretimini yapması ve mücadelesini vermesi gerekir. Neden bunları söylüyorum; çünkü yapılanları anlamaya çalışıyorum.

Mağusa Sanat Tiyatrosu İlke Susuzlu’nun yazıp yönettiği oyunlarla Kıbrıs Türk Tiyatro seyircisinin tanıdığı bir kişilik. Kendi nitelendirmesi ile komedi olarak yazdığı oyunlarını sahnelemekte ve genellikle de bir turne tiyatrosu olarak seyircisine ulaşmakta. Oyunlarında kaba güldürüyü kullanmakta ve oyunlarını Kıbrıs ağzıyla yazıp; konusunu Kıbrıs Türk Aile yapısından, sosyal yaşamından seçmekte…

Bir deneme tiyatrosu niteliği taşıdığını söyleyebileceğimiz Mağusa Sanat tiyatrosu, oyuncularını her proje (oyun) için duyuru yoluyla bulmakta ve aldığı amatör katılımcılarla oyunlarını çıkarmakta. Mağusa Sanat Tiyatrosu hatırı sayılır bir zamandır faaliyet göstermesine rağmen seçtiği bu yöntem nedeniyle kalıcı bir ekip, oluşturamadığı gibi ekonomik kaygılar nedeniyle de yanlışa düşmekte. Örneğin on beş TL’ye sattığı oyun biletlerinin hakkını vermek için mutlaka iki perde ve iki saate yakın oyunlar sahnelemeye çalışmakta. Oysa aldığı paranın hakkını vermek için oyunun süresini değil, beklide tiyatroyu ilk onun tiyatrosu ile tanıyacak olan seyircisine götüreceği oyunun nitelikleri konusunda kaygılı olmalıdır. Ben seyircime bu oyunla ne taşımayı amaçlıyorum? Sorusunu sormalı. Çünkü tiyatro seyircisini eğitmeli, onu eğitirken geliştirmeli, düşündürmeli ve gülümsete bilmelidir. Her şeyden önce seyircisini düşünmelidir; yaş sınırlaması getirilmemiş, çocuk seyircinin izleyip, izleyemeyeceği sorgulanmamış bir oyuna çocuk psikolojisine uygun olmayan oyunlara çocukların mağdur kalması kabul edilir gibi değildir. Özellikle yaşadığım yer olan Serdarlı’da Mağusa Sanat Tiyatrosu’nun sezonun ilk oyunu olan ‘Yaşasın Uzaylılar’  oyunu izlerken,  çocuğunun elinden tutup, oyun izlemeye gelen velilerin oyunun ortasında çekip kaçmak istediklerini gördüm. Ey seyirci çocuklarınızı götüreceğiniz çocuk oyunlarını dahi seçmek zorunda olduğunuzu unutmayınız. Her oyun herkes için olsaydı ‘çocuk tiyatrosu’ olmazdı.  Tiyatrodan beklentimiz niteliksiz, bel altı esprilerle göğe yükselen şuh kahkahalardan daha fazlası olmalıdır. Yaşasın Uzaylılar oyunu kaba bir fars özelliğinin yanında ülke sistemsizliğine de göndermeleri ile bir nitelik taşımaktaydı. Fakat oyun içindeki tekrarlar ve tek düze giden hareket trafiği oyunun gereksiz yere uzamasına, seyircinin oyundan koparak, ilgisinin dağılmasına neden olmuştu. Oyunculuk tipine uygunluk, jest ve mimiklerde başarılıydı fakat seste her hangi bir tonlama olmaksızın sesler çığlık şeklinde yükselip, anlaşılmaz bir hal almaktaydı. İki perde olarak kurgulanmış oyunun yalnız ikinci perdedeki dekor (mekan) ve kostüm seçimi başarılıydı. İlginç ve inandırıcılık kazandırdığı oyunda keşke ilk perde olmasaydı. Yönetmen sahneye koyduğu oyuna; olmasa ne olacak? Sağlaması ile baksaydı, oyunun ihtiyacı olanı daha iyi görecekti.

‘İki Dirhem Bir Çekirdek’ oyununa gelecek olursak… Oyun, iki perde Kabare. Oyunun yazarı ve yönetmeni İlke Susuzlu oyun broşüründen öğrendiğimiz bilgiye göre dekor-kostüm-koreografı da üstlenmiş. Teknik yönetmen: Tülin Susuzlu, oynayanlar: Tutku Kahveci, Ferhan Altunç Hayriye Külafa, Pınar Hançerlioğlu, Dize Tozakı, Tuğdem Kahveci, Fedaiye Miroğlu, Şenay Aktunğ, Şükran Poyrazlı, Nazım Muhtaroğlu, Meryem Keskinel, Enver Barsakçıoğlu, Zeynep Tosun, Niyazi Tancer.

Oyunla buluşmamıza gelecek olursak; İlke Susuzlu beni aradı. Serdarlı Sağlık ve Kültür Derneği adına oyunu organize etmeye karar verdik. Ancak ‘Yaşasın Uzaylılar’ oyunundan edindiğim tecrübe ışığında seyircinin tepkili olduğunu, söyledim. Nitekim önceki oyunda yüz kişi iken seyirci sayısı, İki Dirhem Bir Çekirdek oyununu görmeye kırk beş kişi geldi. Televizyon programlarından tanıdık oldukları yemekteyiz, izdivaç, benimle dans eder misin? Bugün ne giysem? Programları oyunun broşüründe belirtilmekteydi. Ancak ekip, yalnız iki yarışma programını canlandırdı, uzun bir fasıl heyeti durumuna dönüşen oyuncular seyirciye şarkılar okudular. Oyun kısa kesilerek, beklenmedik bir anda bitti.  Seyirci oyunun bitiğini anlamadan, öylece kala kaldı. Seyirci broşürdeki bilgilerden oyunu takip ederek izlemekteydi. İki perde yazmasına rağmen bir perde de bitirilmişti. Oyun sonunda; İlke Susuzlu’ya neden oyunun kesildiğini sorduğumda ise aldığım cevap, ‘seyirci sayısının kırk beş olduğunu duydum, oyunun oynanması için seyircinin de enerjisi önemlidir. Biz böyle az seyirciye oynamaya alışkın değiliz’ oldu. Peki, bilet parasını ödeyip, oyun izlemek için zamanını ayıran seyirciye yapılan bu hareket saygısızlık değil mi? Kaygısız ve sorumluluk almadan herkes tiyatro yapabilir(!) İzleyici (insan) tiyatronun en kutsal varlığıdır. Gün geçtikçe kan kaybeden Mağusa Sanat Tiyatrosu’nun bir kabare gibi gelip geçici bir sanat olmamasını; kendini geliştirerek, geleceğe kendini Kıbrıs Türk Halk Tiyatrosunu oluşturan bir misyonla taşınmasını temenni ediyorum. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 29
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 581
Kayıt tarihi
: 03.01.12
 
 

Tiyatro Sanatına gönül vermiş, içinde yaşadığım topluma yazarak hizmet etmeyi seçmiş sanatın bir ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster