Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Temmuz '06

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
525
 

Mahalle dedikoduları

Üniversitede okuduğum yıllar (1969-1973) öğrenci olaylarının yoğun olarak yaşandığı döneme denk geliyor. Aslında buna "okuyamadığımız yıllar" demek daha doğru. Çünkü haftanın her günü kavga döğüş olmasa bile, mutlaka bir "forum" yapılırdı.

Forum, sınıfların boşaltılıp derslere ara verilmesi demekti. Tam hoca ders anlatırken, içeriye iki tipsiz öğrenci(!) girer, "falan anfide forum var arkadaşlar" der, ders biterdi. Yanında iki asistanıyla ders vermekte olan profesör, bu demokratik ve özgür irade(!) karşısında dersi hemen orada noktalar ve notlarını, kitaplarını, çantasını toparlar giderdi.

Bir gün birdenbire amfinin kapısında patlayan bir molotof kokteyli ile irkildik. Ne olduğunu anlamadan bir kavga koptu. Dışarıdan gelenler, içeridekiler birbirine girdi, ortalık karıştı. Beyzbol sopasını andıran yarmalarla kısa bir arbede yaşandı. Üç beş öğrenci yaralandı, kanlar aktı ve tabii ki okul tatil oldu.

Ertesi gün yazdıkları doğru kabul edilen bir gazetede olayın öyle bir anlatılışı vardı ki, ilk kez komplo teorisinin nasıl işlediğini ve X grubun Y grubuna çamur atmak için, kendi kendine nasıl bir olay çıkarıp sorumluluğu karşı tarafa yükleyebildiğini somut olarak ben o gün anladım.

O zamana kadar A grubuna gelen zararların mutlaka B grubu tarafından, B grubuna gelen zararların da A grubu tarafından yapıldığını zannederdim. O günden sonra, gazete haberlerine inancım kalmadığı gibi, ideolojik olayların samimiyetine de hep şüpheyle bakar hale geldim.

Aslında benim ilk kez karşılaşmama rağmen, bu tür tahrik olayları, tarih boyunca, sıcak ve soğuk savaşlarda hep uygulanagelen bir yöntem olmuştur. İçinde biraz kalleşlik olsa da, savaş ve kavga zaten kalleşlikten başka bir şey olmadığı için, onun böyle bir metotla tetiklenmesini herhalde herkes normal karşılamaktadır.

Aslında bunun bana öğrettiği bir şey daha vardı. Bir olay meydana gelir gelmez "hah şöyle olmuştur" diye peşin hüküm vermek yerine, nasıl olabileceği konusunda değişik alternatifler üretmeye başladım. Diyeceksiniz ki bu çok doğal bir şey, aklı başında herkes bunu zaten böyle yapar.

Doğrudur, bir şey demiyorum. Fakat o zaman kendiliğinden ortaya sayısız teoriler üretilmesi gündeme gelmiyor mu? Üretilen bu kadar teori arasında gerçeğin gözardı edilme ihtimali giderek çoğalmıyor mu? Faili meçhul cinayetlerde olduğu gibi, yapanın yaptığı, yanına kâr kalmıyor mu?

Bence bu da bize oynanan bir oyun. Belki düz mantıkla yola çıkıp, basit yoldan bazı problemleri halletmek daha kolay.

Biz bu yanılgıya hemen her konuda kendimizi kaptırıyoruz. Sözgelimi, mahallede boş bir arsa var. Densizin biri de iki adım öteye gidip çöp konteynırına kadar zahmet edip yorulmak yerine çöpünü oraya atıvermiş. Eh onu gören daha akıllı öteki komşu, salak mı ki bu sıcakta kendini harap etsin. Hazır ne güzel atılmış çöp de varken o da pisliklerini oraya boca eder.

Mevsim yaz, kedi köpek yiyecek aramak için bir iki pate atınca patlayan naylon torbalardan kavun karpuz kabukları dökülmez mi? Bu manzaraya hayran kalan sinek sürüleri buraya turistik seferler düzenlemez mi? Al sana durup dururken, 20 metre ötede belediyenin sürekli boşaltılan çöp konteynırı boş dururken, şehrin göbeğinde, evlerin ortasında bir pislik adası...

Oradan geçen, çevrenin çok bilmiş kişileri, camiden çıkan yaşlı, tacrübeli, emekli amcalar, dini bütün, yarım bütün mahalle sakinleri, sürekli buranın nasıl temiz tutulacağı, belediyenin ne yapması, vatandaşın ne yapmaması gerektiği konusunda sabah akşam ahkâm kesmeye devam ederler.

Kimi belediyeye kızar, kimi hükümete, kimi iktidar partisine, kimi ona oy verenlere... Zaman zaman tartışmalar bile olur. Parti meseleri araya girer, konuşmalar, tartışmalar, öyle mi olmalı, böyle mi olmalı, ah ben olsam neler yaparım mavalları... Fakat bizim çöp yığını giderek mahalleyi daha çok rahatsız etmeye, çocuklar için tehlike saçmaya devam eder.

Halbuki mahalle sakinleri, oraya konan çöpleri görür görmez, "bunlar yarın bizim başımıza iş açar" diyebilselerdi, birer ikişer o torbaları çöp konteynırına atıverselerdi, bunları kimin koyduklarını öğrenselerdi, biliyorlarsa tatlı dille uyarsalardı, bir facia başlamadan bitecekti.

Zaten bizim bütün problemlerimiz böyle küçük ihmallerle başlayıp, sonra biz altından kalkılmaz büyük sorunlar haline gelmiyor mu?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 859
Toplam yorum
: 1414
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 958
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, ekonomik..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster