Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Haziran '12

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
221
 

Mahalle olarak kalabilseydik

Mahalle olarak kalabilseydik
 

 

Çocukken mahalle savaşları yapardık... Bildiğiniz taşla, kafa, göz yarmacasına...

Kafamız yarılana kadar sözde düşmanımızın ne hissettiğini bilmezdik!

Başına taşı yiyen önce şaşkın gözlerle etrafa bakar sonra elini başına götürür, kanı görünce avazı çıktığı kadar bağırarak koşa koşa evinin yolunu tutardı...

Tentürdiyotlar, gazlı bezler, dikişler...

Tembihler!

 

Bazen mahalle maçları sonrası çıkardı mahalle savaşları... Kaybeden yenilgiyi kaldıramaz bir bahane bulup saldırırdı...

“ Penaltı vardı oğlum orada!”

“ Kaleciye faul yaptınız!”

“ Şu uzun boylu sarışın çocuk sizin mahalleden değil arkadaş, ilk defa görüyoruz... Hükmen mağlupsunuz!”

“ Hani büyükler oynamayacaktı?”

 

Büyüklerin her oyuna dâhil olduğunu öğrenmemize daha yıllar vardı!

 

Kız meselesi yüzünden birbirimize girdiğimiz de olurdu...

“ Aşağı mahalleden Murat bizim Ayşe’ye asılmış!”

“ Bak şerefsize, sahipsiz mi sanmış kızı?”

Mahallenin kızına yan gözle bakılmadığı gibi başkasına da baktırılmazdı!

Belki bakardık da içimizde tutar, dillendirmezdik, diyelim!

Pusu kurar, okul çıkışı çocuğun ağzını burnunu kırar, kaçardık... Bir iki gün sonra bir de duyardık ki; bizim arkadaşlardan birini fena benzetmişler!

Haydi, tekrar intikam!

Olayı büyüklere intikal ettirmek, işin içine “anne, babaları” sokmak ayıp sayılırdı!

Savaş meydanına babası gelen çocuk ne kadar cesur olursa olsun gözden düşer, zamanla dışlanırdı!

Dışlanmak; mahalle takımına dâhil edilmemek, oyunlara çağrılmamak ana kuzuluğu gibi manalara gelirdi...

Bizim mahallenin çocuğunu kollar, kollanırdık!

 

Zaman, bireyselliği getirdi...

Mahalle kavgaları bitti yerini kişisel çekişmeler aldı...

Mesele yumruklarla çözülür, gücü yeten diğerini döverdi. İki taraf arkadaşımız olunca karışmaz, ayırmaya niyetlenmezdik...

Bir süre sonra tatlıya bağlanırdı her şey, öpüşülür, barışılır, unutulurdu, kin güdülmezdi!

Unutulmayan tek şey; hırsızlıktı!

 

Çalışmaya başlayınca, asıl kavganın kansız, yumruksuz yapıldığını gördük...

Hayatımıza; dedikodu, entrika, yalakalık, kuyu kazma, adam kayırma, birilerinin adamı olma, yalan gibi kavramlar girdi...

Yüze gülüp arkadan hançerleyenleri öğrendiğimiz zaman evimiz koşarak gidilmeyecek kadar uzaktaydı üstelik!

 

Zamanla, yüze gülenlere, eli hançerlilere, stratejik kötülere ve birilerinin adamlarına alıştık...

Normaldi böyle şeyler...

İş hayatında olabiliyordu...

Hem biz ne yapabilirdik ki?

Böyle gelmiş böyle gidiyordu, bize dokunmayan yılan bin yaşasın, yerinde yılanın dostluğu da lazımdı!

Gerekirse çıkarlar için şeytanla bile anlaşma imzalanabilirdi...

 

&&&

 

Geçtiğimiz günlerde Suriye uçağımızı düşürdü...

Mahalle olarak kalabilseydik, normal karşılamasaydık her şeyi, durabilseydik, gösterdiğimiz tepki böyle mi olurdu? 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Boğaz kavgası... Kurtlar sofrası bu. Önce kenarda bekleyip avları birbirlerine vurdururlar, sonra çökerler başına...Çocukluktan, mahalleden girdin ince ince verdin mesajını yine helal olsun:))

TC kaan kartal 
 01.07.2012 12:44
Cevap :
Büyükler oyunun içinde Sevgili Kaan ,Selamlar : )  03.07.2012 0:34
 

Seni her okuduğumda beni zamanın ve mekanın dışında bir yerlere götüren bir tren gibisin...

yeşilsoğan 
 29.06.2012 21:23
Cevap :
Kompartımanlara ayrılmış bir tren, ağbi selamlar : ))  30.06.2012 11:36
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1280
Toplam yorum
: 7730
Toplam mesaj
: 187
Ort. okunma sayısı
: 1092
Kayıt tarihi
: 09.08.06
 
 

Deniz tutkunu.Amatör kıyı balıkçısı. Aynı Şarkı ve Ilık Havada Hoşça Kal adlı kitapların yazarı ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster