Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Aralık '13

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
487
 

Mahalle

Mahalle
 

fotokritik.com sitesinden alınmıştır


Bilmediğim bir mahallede uyandım dün gece. Etraf karanlıktı, gün yeni ağarmaya başlıyordu. İçimi bir ürperti kapladı, arkamdan birileri geliyor, adım adım takip ediyordu. Akşamdan kalan sokak lambaları ölgün  ışıklarıyla son güçlerini kullanarak mahalleyi aydınlatmaya çalışıyordu. Şimdi onlar da söndü. Binalar yabancıydı, sokağın kaldırımları, yol kenarındaki tek tük ağaçlar, aşağı doğru pike yapan kocaman beyaz martı, peşinden gelen ağlamakla gülmek arasındaki kart sesleriyle diğer arkadaşları.... Yerde bulduğu küçücük ekmek kırıntısını kapkaranlık bir karga ile cesurca paylaşmaya çalışan sokak kedisi, hepsi ama hepsi yabancıydı. Tam bu yabancılık ve bilinmezliğin arasında adımı sesleniyordu biri, ‘Deniz, Deniz hadi uyan.’ Arkadan Santana çalıyordu. O yabancı mahalleden kurtulduğuma sevinerek açtım gözlerimi tanıdıklığa. Santana’yı daha çok sevdim o an. Tam da dün gazetede okumuştum haberini. Yıllar öncesinde arkasında çalan davulcusu şimdilerde homeless olmuş sokaklarda yaşıyormuş. Hasret giderdiler, sarıldı eski arkadaşına diyordu gazete. Yabancı mahalleden beni güzel müziğiyle uyandırdığı için şimdi benim de sarılasım gelmişti. Kimbilir belki de eski bir parçasıydı çalan ve davulcusu da vardı ardında. Sabahın  06.30’unu ilk kez bu kadar kolay kabullenmiştim.   

O gün aklımda hep mahalle vardı. Hayatın içine karışmışken bakınmadığımız, tanımak istemediğimiz, ama sorgulamadan bizi parçası olarak kabul eden, havasını kokladığımız mahallemiz. Çocukluğum geldi aklıma.Sokağının her bir taşında adımlarımın olduğu, bisiklete binmeyi öğrendiğim, kaldırımının çıkıntılı bir taşına takılıp düştüğüm ve alnıma üç dikişin atıldığı günün anılarıyla birlikte. Yaramazlık saatimiz geldiğinde, kurban olarak seçtiğimiz bir binanın girişine gidip, bütün zillere basıp kaçışımız ve yaptığımız binbir türlü haylazlık. Şimdiki çocuklar ne kadar şanssızlar yazık. Adrenalini ancak bilgisayar karşısında bulabiliyorlar. Yüzümde engel olamadığım bir genişleme, ağzımdan yanaklarıma doğru uzanan sessiz ama içi dolu bir kahkaha, belirdi aniden. Gülümsemeyle yansıdı ancak çocukluğundan oldukça uzaklaşmış yüzüme.  Anneannemi hatırladım sonra, her gün oturma odasının penceresinin önüne kurulup etrafı izleyişi. Kırmızı minik minik çiçekleri olan yeşil bolca yapraklı deseniyle pencerenin önüne koyduğu ve kollarını dayadığı yastığı, gözümün önünde beliriverdi birden. Etrafı boş boş izliyor sanıyordum. Oysa şimdi biliyorum ki, mahallesini, tanışıklığını seviyor ve huzur buluyormuş kendince.

Yanyana ya da aralıklı, sıradan binaların ortak sosyalleşme alanları olmadığından, doğal şekilde var oluyordu mahalleler. Adı mahalleydi, hak ediyordu ünvanını, içini dolduruyordu küçüktü, birimdi, toplumdu, parçasıydı şehrin ve insanın. Bakkal amcası, manav abisi, kasap efendisi, terzi teyzesi, kuruyemişci dayısı ile bir bütündü. Daha doğrusu aileydi. Bakkala gittiğinde evin küçüğü giderdi, takip etmezdin, gelecekti. Bakkal amcası onu kollayacak, eve kadar gözüyle takip edecekti. Çocuk hem aldıkları, hem bakkalın selamıyla geri dönecekti. Aşağı inmeye vaktin mi yok? Sarkıtırdın sepetini aşağı, ‘Ahmet efendi, bana bir yoğurt, bir de litrelik süt, hesaba yazıver.’ Halloluverirdi herşey. Kasaptan et mi alacaksın? Kasap et vermekle yetinmez, sana yemek tarifi de verirdi. ‘En güzel yerinden olsun, yumuşak olsun.’ Demek ayıp kaçardı, zaten kasap ailedendi, en iyisini bilirdi. ‘Emin Efendi, bana sekiz parça bonfile, bir kilo da kıyma.’ ‘Ooooo Nadire hanım gözün aydın, gelinle damat mı geliyor, bilirim torun köfteyi pek sever.’

Mahalle insanını bilirdi, Nevin hanım yeni manto mu almış, Lale hanım perdelerini ne sıklıkta yıkarmış, Haluk Bey son zamanlarda neden eve geç geliyormuş? Hepsi bilinirdi. Muhtara gerek yoktu ki mahalle mahalle iken. Düğünü mü var mahallelinin, hep beraber kutlanırdı, birinin yası mı var, günlerce o evde yemek pişmezdi. Kayıp yaşayan aile yalnız bırakılmaz, her gereklilik birlikte yapılırdı.

‘Ben şu köşede ineyim , mahallemize geldik.’

‘Mahalleden arkadaşlarla toplanıp, dövmeye gittik sonra o çocuğu.’

‘Mahalle baskısı olmasaydı çoktan boşanıp dağılmıştı bu aile.’ Bunun gibi iyisiyle kötüsüyle ortak kararlar duyulurdu ağızlarda, bireysellikten çok çoğulsallık vardı. Birlikte yardım edilirdi, birlikte bir ucundan tutulurdu hayatın. Güzel yıllardı onlar.

Anneannemin evinin karşısında tek odalı kulübe sayılabilecek bir evcik vardı şimdi aklıma geldi. Yaşlı bir kadıncağızla kızı yaşardı o evde. Gri dumanlar çıkardı bacasından. Doğalgaz yoktu, kömürle ısınıyordu herkes. Ama daha temizdi hava, insanlar da.... Her sonbaharda ona da kömür ve odun alırdık, evde pişen yemeklerimizden mutlaka onlara da verirdik. İnsanlar daha duyarlı, gönül gözleri daha açıktı.

O eski malleleri özlüyorum şimdi. Sokaklarda koşan, oynayan çocukları, canlılığı. Şimdilerde koca koca binaların metazori oluşturulmuş mahalleleri aldı yerini.İçine mahalle halkını değil, rüzgarı bile almıyor artık. İnsanlar daha çok astım oluyorlar, hava akımı yok çünkü. Yerleşim ise balık istifi düzeninde. Pencereler hapishane camı neredeyse. Camı açsan gardiyan içeri tepsiyle yemek koyacak gibi. Havayı da ancak o yeterlilikte alıyoruz aslında.  İnsanın gözüne sokmak için adlarını bile Mahalle koydukları sitelerde yaşıyoruz. Mahallenin ne olduğunu biryerlerden hatırlıyoruz ama tam çıkaramıyoruz. Ortak sosyal alanlar var artık. Küçük esnaf yok süper marketler, ultra lüx yaşamlar var. Market kasalarında hayattan bezmiş bakışlı, dalgın kasiyer kızlar dizili, ne aldığınız umurlarında değil. Kasapların etleri saatlerce pişmiyor artık, tariflere de internetten kolayca ulaşabiliyorsun..... Terzilik ise can çekişmekte, fabrikasyon oldu herşey. İnsanlar da evlerine tıkıldılar, sokaklarda oynayan çocuklar yok, camların önleri bomboş, tv izliyor herkes. Mahalle kavramı bitti, mahal kaldı sadece. Korkarım bir süre sonra da farzı mahal diyeceğiz.....                           

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 46
Toplam yorum
: 11
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 817
Kayıt tarihi
: 07.08.12
 
 

Küçük bir gülümseyiş ya da farkındalıklar yaratacak atıştırmalık öyküler yazmayı planlıyorum, bun..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster