Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Ağustos '09

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
244
 

Mahmut Özay'ın öykülerinde bir ailenin acı günleri / Abdülkadir Güler

Abdülkadir Güler

Kısacası Mahmut Özay’ın öyküleri okunduğu zaman Yorgo, Babam Babam, İhtiyar Elma Ağacı adlı kitaplarında Balkan Bozgunu, İstiklal Savaşı’nda Özellikle Batı Age insanının verdiği mücadele, Yunanlıların Ege’yi işgali sırasında halkımızın zor günlerini görmek mümkündür. Yazar buradan yola çıkarak yaşamın tanıklığını, belleğin izlerini dile getiren öykülerinden oluşuyor. Kimi öyküler bir ailenin, bir köyün, hatta toplu halde bir kasabanın acılı günlerini sergilemektedir. Yazar bir yerde kendi ailesinin ve yakınlarının acı gerçeklerini, zor günlerini ortaya koyuyor, . Bu sade ve duru bir Türkçe ile ortaya konulan öykülerde yaşanmış olayların izleri olmakla birlikte iç yolculuğunun, içe bakışın yansımaları sergileniyor. Öykülerin her cümlesi belleklerde yer etmiştir. Yazar öykülerini kurarken Giriş (serim), Gelişme (düğüm), Sonuç(çözüm) planına göre hareket etmiştir. Kullanılan sözcük ve cümleler yöreseldir. Ağdalı yabancı kelimelerden oldukça uzaktır. Ancak kimi yerde yunanca sözcükler de yer verildiğini görüyoruz. Olaylarda abartma asla yoktur. Öykülerde halkın inancına oldukça saygılı olmuştur.

Yine bu öykülerde Milli Mücadeleyi hatırlatan bölümler de vardır, birlik ve beraberlikten yandır, yazar isyankar değildir, yapıcı ve birleştiricidir…

Mahmut Özay’ın öyküleri okunduğu zaman örnek olarak Tire’li Hafsa Hatun (Yıldırım Han Zevcesi) , O Mübarek Serviler, İnanç, Tıpkı Bir Masal Gibi, Cambazlı Pehlivan, Efe, İhtiyar Elma Ağacı, Yorgo gibi öyküler geçmişten günümüze değin yeni bir bakış, yeni bir mesaj ve hatta yeni bir söyleyişle Anadolu insanının Milli Mücadele günlerinde ortaya koydukları serüvenleri, yaşama biçimleri vardır. Kimi öykülerde ise tarihimizi, Cumhuriyetimizi ve Atatürk sevgisini veren öyküler okuyoruz. Daha önce de söylemiştik bu öykülerde akıcı, çarpıcı, yalın bir Türkçe vardır. Yazarın dili yumuşak ve tatlı bir havası vardır. Halk edebiyatından, folklorumuzun zengin motiflerinden ayrıca yararlanmıştır. Kimi yerde maniler ve şiirler de yer vermiştir. Kaygusuz, Abdal, Pir Sultan ve Yunus Emre gibi ozanların da yer yer değişlerine yer vermiştir. Kısacası bu öykülerde bir ailenin dramı, aşkı, gurbeti, doğayı, tarihi, çalışma ve okuma sevdası, yaşama sevincini işlemektedir…

Sözünü ettiğimiz Yunanca sözcükler ve eserlerinde geçtiği yerlerden birkaç örnek sunmak istiyorum: " O Mübarek Seviler " adlı öyküden; Aleksi Yorgo, Amesos Kapitan, Haydi Vire… Hissa Hoop, Katitan…(Yorgo adlı kitaptan / sayfa: 63), Orakali… orakali, Efhristo…Poli, Ah Virel…Sar Ah Virel…(Yorgo / Sayfa:69)

Babam Babam (Öyküler / Sayfa:38) da şöyle yunanca bir türküye de yer vermiştir yazar Mahmut Özay:

Çocuklar Mariça’ya ortalarına alırlar ve bir türkü söylerlerdi;

“ Pubas more kirya Mariça

De bernas pernos,

Tu mazipsi rehi,

De bernas pernos…”

Bir başka yerde de Zebahın kelimera ossun Hasan Efendi (Sayfa:39), Hani Kostaki enişte, Dingon dingon (Sayfa: 43). Buna benzer daha çok Yunanca sözcüklere yer vermiştir eserlerinde…

_________________________

Yazar Mahmut Özay, Doktor İlya’da (Babam Babam Adlı esrinin 101-108. sayfasında) insancıl, gerçekten yardımsever bir doktor olduğunu vurguladıktan sonra yine bu öyküde yunanca sözcüklere de yer veriyor: Makiryes…Oh…ena kumtaki nero, Zisto, Ferto, Ligora ha ha nassın derler… şeklinde sesleniyor.

ATATÜRK’Ü SEVEN BİR ÖĞRETMEN

Mahmut Özay Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde yurdumuzun bir çok il ve ilçelerinde yaklaşık 35 yıl hizmet vermiş bir ülkü eridir. Vatanını, ulusunu ve özellikle Atatürk’e gönülden bağlı, birlik ve beraberlikten yana değerli bir eğitimcidir. Her gittiği yerde derin bir iz bırakmıştır. Bunu kaleme aldığı öykülerinde de görmek mümkündür. İşte 1950’lerde kendi kısır imkanları ile İstanbul’da Pulhan Matbaası kanalı ile yayımladığı 56 sayfalık O Mübarek Serviler / Hikâye adlı kitabında (Sayfa:9-13) yer alan “İnanç” adlı öyküde Atatürk’ü, Cumhuriyetimizi, tarihimizi ve Cumhuriyetimizin kuruluş yıllarını anlatan “Öğretmen Tahsin Ağabeyimize” diye ithaf edilen bu güzelim öyküden bazı alıntılar alarak adı geçenleri bir kez daha rahmetle ve saygıyla yad edelim:

“ Ekim ayının sonlarına doğru idi. Kırların, bahçelerin, bağların rengi solmağa başlamıştı. Gökyüzü sık bulutlanıyor ve rüzgar çok defa serin esiyordu ama doğrusu bugün hava okul çocuklarının inceleme ve gözlem yapmalarına fırsat verecek kadar latif, açık ve güneşli idi. Bu güzel sonbahar gününde küçük bir gezintiyi – belki yorgun vücudu için de – faydalı gören ihtiyar öğretmen yaşları henüz sekiz dokuz arası olan, kız oğlanlı 40-50 çocuğu ikişerli sıra yaparak okuldan yürüyüşe geçirdi; bunlar üçüncü sınıf öğrencileriydi. Ihlamur caddesinden inerek Belediye önünden dolaştılar, Hükümet konağını geçtiler, Cumhuriyet meydanında bir mola vererek Havuzlu parkın kanepelerinde dinlendiler. Biraz sonra, meydanda dikili mermer sütundaki yazıları hep beraber okudular: " …halkı Cumhuriyetin onuncu yıldönümünü bu meydanda kutladı, 29 / 10 / 1933…"

- Şu halde, dedi öğretmen, Cumhuriyet hangi tarihte ilan edildi?

Birkaç saniyelik bir sükuttan sonra, küme halinde uçuşa kalkan serçeler gibi parmaklar hep birden havaya yükseldi; 40-50 çocuk hep birden cıvıldadı:

- 29 / Ekim / 1923 öğretmenim! “

Mahmut Özay bu öyküde bir öğretmenin dersleri öğrencilerini Ekim ayının sonlarına doğru belki 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Haftası nedeniyle kasabayı gezerken, anıtları, tarihi yerleri, Cumhuriyet meydanı gibi yerleri gezerken bir öğretmenin anılarından söz ediyor. Öğrencilerini geziye çıkartan, onlara rehberlik eden yaşlı öğretmendir. Yaşlı öğretmen öğrencilerine bu vatanın kurtuluşunu, Milli Mücadeleyi, Cumhuriyetimizin nasıl ve hangi şartlar altında kurulduğunu gezi sırasında eserleri, anıtları belki de şehirdeki müzeleri gezerek anlatmaya çalışıyor…Yazımı sevgi dolu, Atatürk’ü içtenlikle seven, Cumhuriyetimize bağlı, inançlı bir öğretmenin son sözleri ile burada tamamlamak istiyorum:

“Fakat!... Fakat, ertesi gün yine bu binanın önünden geçenler yerlerde tozlara, çamurlara bulanmış mavi-beyaz ipek kumaş parçaları gördüler. Yerinde terter tepindi düşman komutanı; şiddetli emirler verdi. Bir çok Türk genci yakalanarak hapse atıldı; zulümler, işkenceler yapıldı ama düşman bayrağını o gece kimin böyle paramparça ettiği bulunamadı. Ve bu haber ağızdan ağza bütün şehre yayıldı, sızlayan Türk kalplerinde bir inanç halinde parladı: " Bu vatanın göklerinde ay yıldızlı al bayraktan başka bayrak dalgalanamaz!... Eninde sonunda böyle parçalanır! "

Evet yavrularım, bu yurt işte bu inançla kurtuldu ve bu millet bu inançla Cumhuriyete kavuştu.

İhtiyar öğretmen son cümlelerini söylerken gözleri yaşarmış, sesi titriyordu. Bütün çocuklar, bir üzerinde al bayrak dalgalanan karşı binaya, bir de dönüp Atatürk’ün büstüne baktılar; derin derin göğüs geçirdiler, onların da gözleri nemlenmişti. Hafif bir rüzgar top akasyalardan yolduğu birkaç sararmış yaprağı önüne katarak havuzun önüne serpti; suyun yüzü sevimli kırışıklarla doldu.” (*)

(* ) Hayatı, Sanatı, Eserleri
Eserlerinden Örnekler Mahmut Özay- Abdülkadir Güler Aydın- 2004.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 2037
Toplam yorum
: 4329
Toplam mesaj
: 223
Ort. okunma sayısı
: 825
Kayıt tarihi
: 27.06.09
 
 

1946 Mardin ili, Kızıltepe ilçesi'nin Esenli köyünde doğmuştur. İlk ve ortaokulu Kızıltepe'de bit..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster