Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Ağustos '09

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
3232
 

Makalat-ı Hacı Bektaş Veli

Makalat-ı Hacı Bektaş Veli
 

Hacı Bektaş Veli


Bismillâhirrahmânirrahim[1]

Hak Taalâ’ya sonsuz şükür, minnet ve övgüler olsun. İnsanlar için nasip kıldığı tüm şeylere şükürler olsun.[2]

Hak Taalâ, peygamberler önderi ve ulusu peygamber Muhammet Mustafa aleyhisselâm adına yarattı bütün alemi.[3]

Peygamber Muhammet Mustafa aleyhisselâmın sehabelerine ve ehl-i beytine de selam olsun. Onlar bela ve skıntı kabında, cihad meydanında pişerek olgunlaşmış, vicdanlarını, gönüllerini arındırmış mübareklerdir.[4]

Ol kutb-ı âlem-i malûm, Sultan Hacı Bektaş-ı Veli Horasanî Rahmetullahu aleyh, ol din çerağı böyle buyurur ki.[5]

I. BÖLÜM

İNSANLARIN YARATILIŞLARI

Hak Sübhane ve Taalâ Adem oğullarını dört dürlü nesneden yarattı. Ve hem dört bölük kıldı. Ve hem dört bölüğün dahi dört dürlü taatleri vardır. Dört dürlü arzuları ve dört dürlü halleri vardır.

Pes, edekkim dört dürlü nesneden yarattı.

Evvel, topraktan; ikincisi, sudan; üçüncüsü oddan; dördüncüsü, yelden.

Ve dört güruhkim vardır, yani dört bölük kıldı.

II. BÖLÜM

EVVEL BÖLÜK ÂBİTLERDİR

Evvel bölük âbidlerdir. Bunlar Şeriat kavmidir asılları Yel’dir.

Yel hem sâfidir ve hem kavidir.

Zira ki, yel esmeyince daneler samanından ayrılmaz. Eğer yel esmeyeydi mecmu âlem kokudan helak olayıdı.

Pes imdi, helâl ve harâm, mısmıl ve murdar, kamusu şeriat birle malûm olur. Zira ki, şeriat kapıdır.

Nitekim Çalap Celle Celâle cümle türlü nesnenin varlığını Kur’ân içinde yad kıldı.

Kavlehu Taalâ “… Ve lâ râtbin ve lâ yâbisin illa fiy kitabin mübiyn”[6]

Pes, azizmen ki, sakınmak gerekkim Hak Taalâ buyurduğun ceht kılıp elden komamak gerek. Ve yığlanın dediği nesneden yığlanmak gerek.

İlm-i Kur’ân senin içinde olup sen taşra kalmayasın. Ya sen içinde olup Kur’ân taşrada kalmasın. Dava bütün olsun. Kur’ân şartın tutsun.

İblis emrin dutmadı lânet oldu. İlim, iblis içinde idi, kendi taşra kaldı.

Pes imdi, anlar kendülerün temüz etti bileler. Ve bu resme olan kişilerin ameli nüdigün, marifet gelüben canı diri kıldığı yerde yad kılur inşallah-ü Taalâ.

Pes, imdi, âbitlerin taatleri namazdır, oruçtur, zekâttır ve hacdır. Nefr-i âm olıcak gaza eylemektir. Ve cenabetten gusl eylemektir. Ve arzuların istemyüp dünyayı terk etmektir. Ve âhireti sevmektir. Ve halleri birbirin incitmemektir.

Pes, kibir ve haset ve buhul ve adavet bunlarda hemandır.

III. BÖLÜM

İKİNCİ GÜRUH ZAHİTLERDİR

İkinci güruh zahitlerdir. Bunların aslı oddandır. Bunlar tarikat kavmidir.

Pes od gibi dün ü gün yansalar gerektir. Kendülerin göyündürseler gerektir.

Pes, her kim bu dünyada kendü özün göyündürse, yarın ahirette dürlü dürlü azaptan kurtulur.

Pes, şöyle bilün kim, bir kez yansa ayruk yanmaz. Kavlehu Taalâ “..Ve kuduhennasaü ve’lhıracetü”[7]

Pes imdi, Zahitlerin taatı dün ü gün Tanrı zikrin yad kılmaktır. Ve hem İsmaullahı yad kılmaktır. Ve hem havf u reca içinde olmaktır. Arzuları dünyayı terk etmektir. Ahiret için halleri İlmü Ledün’dür. Ve kendi bilirler ne olmuştur.

Bilmezler kim kandan gelediler ve kanceru varırlar. Zira kim bunlara hidayet kapısı açılmadı. Tanrı’yı yad kılmakları kendü cehtleridür. Bunların güruhu hemandır.

IV. BÖLÜM

ÜÇÜNCÜ GÜRUH SUDANDIR

BUNLAR MARİFET KAVMİDİR


Üçüncü güruh sudandır. Bunlar marifet kavmidir.

Pes, su arıdır. Hem arıdıcıdır.

Evvel sual salsalar, arısı nedir ve arıttığı nedir?

Cevap: Arifler katında her sözün üç yüz yüzü vardır ve her bir ardı vardır. Ayruk kişi katunda her sözün yetmiş iki yüzlü ve bir ardı vardır. Pes, cahiller bilmezliklerinden kelimenin ardın söylerler, kendülerin odlu eylerler. Lâkin arifler her kelimenin ardın söylerler odlu olmazlar.

Pes imdi, su arılığı tahirdir. Hangi kaba girerse ol kab kim suya döne. Ve hem kendünden ayrık nesneye benzemez, levni malum olur. Ve hem murdarı taşra bırakır.

Pes imdi ârifler arılığı tahirdir. Gerus aslına erer.

Ve hem ârifler katında şirk murdardır. İçlerinde komazlar, taşra çıkarırlar, kendulerin arıdırlar. Hem ayrukları dahi arıdırlar.

Pes, şöyle bilgıkim, kenduyi arıtmayan ayruğı dahı arıtmaz.

Amma, şeriat kavlince dona ve tene arısız bir nesne değse su ile yunucak hem donu hem teni arıttırır ve cenabeti dahi giderir. Andan sonra abdest reva olur.

Lakin ârifler katında ne don, ne ten arı olur, ne cenabet giderir, ne abdest reva olur. Zira, kim, yunucu arınmayıcak, yumağ ile arı olmaz.

Pes imdi, adem gerekkim suya yaraya, su gerekkim abdeste yaraya, abdest gerekkim namaza yaraya, namaz gerekkim Hak Taalâ’ya yaraya.

Nitekim, Hak Sübhane ve Taalâ buyurur: Değme dil mi yarar beni yad kılmağa ve değme ten mi yarar bana taad kılmağa veya değme taat mı yarar benim marifetim bilmeğe.

Pes imdi azizmen, ki sakınmak gerek. Adem arısız olduğuna sebep budurkim, içinde şeytan fiili olmaktandır.

Bu noktayı bimek gerek ise, bir kaba murdar bir nesne koy, ağzını berkit ve denize bırak, içinde dursun. Ol kabın günde on kez dışarusın yu, ta hatta on yıla değin günde bin kez yursan gene bayağı, murdardır.

Ve hem kuyuya bir damla murdar nesne damlarsa, ol kuyunun suyunu bir kezden çıkarsalar, yabana dökseler, ol döktükleri yerde ot bitse, ol otu koyun yese; ekl-i takva katında ol koyunun eti haramdır. Anun çün kim, murdar nesne haramlığı ve murdarlığı şeytan fiilindendir.

Pes imdi, bir damla murdar nesne kuyuya damladığı çün, suyun hep arıtmak gerek. … sebep, şeytan fiili olduğuçündür. Yani her nesne aslına döner demek olur.

Vay ona kim, içinde kibir ve buğuz ve buhulluk ve tamah ve öfke ve gaybet ve kahkaha ve maskaralık, bunlardan maada nice dürlü şeytan fiili ola; dışardan su ile yunup arınır mı? Şöyle bilesin kim, arınmaz. Ve bu dediğimiz nesnenin biri bir kişide olsa, onun cümle ibadeti ve taatı ve ameli cümlesi boşuna olur. Vay ona ki, sekiz dürlüsü dahi bir kişide olursa hali nice ola. Pes, olkimse mutlak şeytan olur. Zira şeytanın şeytanlığı bu sekiz dürlü nesnedir.

Pes imdi, ârifler aslı sudandır. Âriflerin içinde murdar nesne eğlenmez.

Ve hem suyun aslı yeşil güherdendir. Ol güherin aslı Çalap Tanrı’nın kudretindendir. Pes, anın çün kim, ârifler Tanrı Taalâ’yı sever. Zira kim asıldır. Asıllû asılını sevmek acep degüldür. Ve dahi âriflerin ilmini er kenduzin bildügi yirde yad kılır.

Pes imdi, böyle bilmek gerek, kim âriflerin taatı tefekkürdür. Ve hem seyirdir. Ve sahib-i nazar olmaktır. Ve hem dünya ve âhireti terk etmektir. Ve nazar ile edep beklemektir. Ve hem arzulayıp Hak Taalâ’dan yana varmaktır. Ve hem Çalap, ârifleri sever. Ve hem ârifler hallerini cümle varlığa değişirler. Ve yavuz endişe kılmazlar. Bunların dahi güruhu hemandır.

V. BÖLÜM

DÖRDÜNCÜ GÜRUH MUHİBLERDİR

BUNLAR ASLI TOPRAKDUR


Dördüncü güruh muhiblerdir. Bunlar aslı toprakdan olur.

Pes, toprak teslim-i rıza olmakdur.

Pes, muhib dahi teslim-i rıza olmakdur.

Nitekim Resulullah buyurur: “Küllî şey’in yerciu ilâ aslihi” yani her nesne aslına döner demektir.

Pes, muhib ârif’e sual eder kim: Ya ârif! Tanrı Tebareke ve Taalâ Kur’ân içinde buyurur: “Minhâ halâknâküm ve fiyha nu’iydüküm ve minhâ muhricüküm târeten uhra” Manası budurkim, “Şundankim yaradıldık gerü ona dönerüz, ahir gerü ondan çıkarız” demek olur.

Pes imdi, toprak toprağa, su suya, yel yele, od oda gitti.

Men seninüm, sen ki haber verirsün, ben bayağı kimesneyüm, yine olum dersün.

Ârif cevap verirkim, bu söz hakdır. Ve muhalefet yoktur.

Ama, benüm üç eyü dostum vardır. Kaçan kim ben ölicek biri evde kalır. Biri yolda kalır ve biri benümle gider. Evde kalan maldır. Yolda kalan hısımlardır. Ve benümle gelen iyiliğimdir.

İmdi, fena hulkün, yavuz amelin varsa, pes bildikim aslı aslına döndüğü, benzediğidir.

Ve hem ârif dahi muhibbe sual eder: Asılda ana mı yeğdir, ata mı yeğdir. Çoklar ederlerkim ana asıldır, ata köktür.

Ama, muhiblerin cevabı budur kim, bizim katımızda ata asıldır, ana köktür. Zira kim, asıl tohumdur, yere dikilecek kök olur.

Amma, muhiblerin taatı münacattır, seyirdir, müşahededir, arzularına ermektir. Ve Çalab Tanrı’yı bulmaktır. Ve kendulerin yavu kılmaktır. Canları muradlarına ermektir. Ve halleri biriküp bir olmaktır. Bunların dahi hemandır.

Ve muhiblerin üç yerde ıssı vardır: Evvel seyrede Çalab sun’una, ikinci münacat kıla Çalabına, üçüncü müşahadeye otura Çalap aşkına.

Eğer muhiblere sorsalarkim, Tanrı’yı nice bildiniz?

Pes, muhibler cevap verelerkim, kendi özümüzden bildik ve hem kendi özümüzü Çalab Tanrı’dan bildik. Sözümüzün delili, şartı budurkim, Hazreti Resul buyururkim: “Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu” Yani kim kenduyi bildi, büyük Tanrı’yı bildi.

Pes muhiblerin sözü, salığı adem sureti içindedir, ayruk yirde nice bulusar? İmdi kişi kenduyi bilmeyince Hak Taalâ’yı kaçan bilüser, kaçan görüser? Kavlehu Taalâ “Ve nahnü akrebü ileyhi min hablil veriydi…”[8]

Amma, can anunçün dirilir. Zira kim dördüncü can marifettir. Beşinci can aşktır. Nitekim ol fahr-i din çerağı Hz.Muhammed Mustafa buyurur: Kaçankim bir velî “Ya Rab!” dise, Hak Sübhane ve Taalâ “lebbeyk!” âvâzın ol velinin kulağını değirir. Pes, ol velinin “Ya Rab’” demekliği ile Allahü Taalâ Hazretinin “lebbeyk’” demekliği, arşa birikür, ikisinün arasında bir nûr çıkar.

Ve ol nûrun şulesinden, yedinci gök altında yüz bin ve hezaran bin, günagün çiçekler biter. Ta hatta altıncı gök arası ol çiçeklerin latif kohusundan dolar. Beşinci gök arası anber misk kohusundan dolar. Evvel gök arası gül kohusundan dolar.

Pes, ol sebepten dünya içi rahmetle dolar, âlem münevver olur.

Pes, yedi kat gök feriştehleri birbirlerine beşaret kılarlar ve hem birbirlerine kağrışırlar, ederler kim: Bugün ne mübarek gündür, deyü çiçekleri derlerler, sekiz uçmağın içini bezerler. Lâkin ol çiçeklerin arasında bir çiçek olur, ol çiçeklere reyhan derler. Kaçankim, velî’lerden bir velî’ye vaade erse, ol velî’ye yeldirirler. Ve hem ışık gösterirler. Ol velî’nin tamarlarına yayılıpser, ol velî’nin canın ışk ile alırlar. Hergiz can teslim kıldığın duymaz.

Lâtife: nitekim Mısır hatunları Yusuf’u görüp ellerin toğradılar, duymadılar. Pes, dost dostum ışkından can acısı duymasa acip değildir.

Pes, dosta dost cefa kılmak nitedir ve nice reva ola. Aceb budur ki ârifler can vermezler kendi muradların gidermeyince.

Ve hem bir polat demiri taşa urarlar. Ol taştan od çıkar, yanar ve tütünü göğe gider. Odu ocakta kalır. Pes, ol gülü, reyhan dedikleri aşk çiçeğidir. Işk didiklerü Allahu Taala’nın kendülüğü odur ki dügeli alemi dudupturur. Hem ol od’un ocağı erenlerün gönlüdür.

Pes, ışk cana hareket görürür, göğündürür. Ve bu od muhabbet odudur.

Bu kadar acibler Allahu Taalâ’nın “lebbeyk!” demekliği ile ve bir velî’nin “Ya Rab!” demekliği ile kopar. Nitekim ol Fahr-i âlem Hz.Muhammed Mustafa buyurur: “kimin taatı yoğ ise kamu ettiği hayırlar kabul olunmaz”.

Pes, Ulu Taat “Ya Rab!” demektir, ihlâs ile. Pes imdi, ihlâs ile “Ya Rab” demeklüğünüzde değildir. Her kiminiz derse yanluş söyler. Bir günkü meğer, azizmen, Allahü Taalâ Hazretlerinden nasibi ola. Ve bu kadar sözden anlaya. Dün ü gün Allah zikrine meşgul ola. Her dürlü zahmetlerden kurtula. Rahmetlere ulaşa, inşallahü Taalâ.

VI. BÖLÜM

BU BAB ŞEYTAN AHVALİN

BEYAN EDER

İkinci İblis, şeytandır dedik. Ve hem nefs şeytanın naibidir. Ve hem subaşları kindir, haset, buhul, öfke, gıybet, masharalıktır. Bu sekiz nesne kim dizdirlarıdır, yani kapuculardır.

Pes, yüreğin sol kulağında yedi kal’a vardır. Her bir kal’ada bir dizdar vardır. Ol kal’alara müvekkeldir. Değme bir dizdarın yüz bin haşedi vardır. Değme haşedin yüz bin subaşısı vardır. Bunlar kamusu iman evleridir.

Pes imdi, haset, buhulluk, tamah dünyayı terk etmekle gider. Ve hem öfke, gaybet, kahkaha, maskaralık perhizkârlıkla gider. Bular kamusu, sabur ile imân olur. Amma, kibrin aslı şeytandır. Miskinliğin aslı Rahmandır. Kaçan kibir gelse miskinliği ona havale gerek. Ve hem haset ehli şeytandır. Ve İlim aslı rahmandır. Kaçan haset gelse, ilmi ona havale etmek gerek. Ve buhul aslı şeytandır. Ve cömertlik aslı rahmandır. Kaçan buhul gelse cömertliği ona havale kılmak gerek.

Pes imdi, cömertlik dörttür. Evvel mal cömertliği baylarındır. İkinci ten cömertliği zahitlerindir. Üçüncü can cömertliği aşıklarındır. Dördüncü gönül cömertliği âriflerindir.

Pes imdi azizmen: sureti, Hak Taalâ’nın dileğine döndürmek gerek. Zira, korku dileğin edeb sever. Sabır dileğin utanmak sever. Utanmak dileğin cömertlik sever. Cömertlik dileğin miskinlik sever. Miskinlik dileğin ilim sever. İlim dileğin marifet sever. Marifet dileğin can sever. Can dileğin akıl sever. Akıl dileğin Hak Taalâ sever. Pes, Hak Taala buyruğuna beşaret bu on iki türlü nesnedir. Bunlar birbirlerine müvekkeldir. Pes, iman çerisinin serverleri bunlardır.

İmdi ki, sakınmak gerekkim, bunlardan biri eksik olursa iman dürüst olmaz. Pes, gayet yeğrek makam hod bunlardır. Bunları sakınmayan Çalab’dan ırak olur. Hem Allah didarından mahrum olur. Amma, masharalık dileğin gülmek sever. Gülmek dileğin gaybet sever. Gaybet dileğin öyke sever. Öyke dileğin tamah sever. Tamah dileğin buhulluk sever. Buhulluk dileğin haset sever. Haset dileğin kibir sever. Kibir dileğin ten sever. Ten dileğin hava sever. Hava dileğin nefs sever. Nefs dileğin iblis sever. İblis dileğin Hak Taala sevmez. Zira kim, bu on iki dürlü nesneye iblis müekkeldir.

İmdi azizmen, Hak Taalâ buyurur kim, dörd nesne dörd nesneye söykendü. Benvenlik kıldı. Ahir helak kıldım. Evvel iblis aleyhülla’ne od’a söykendü, dostum dedi. Hak Sübhane ve Taalâ katında güç yoktur. Dostu dosttan ayırmayın dedi. Ahir iblisi od içinde kodu, “…. halakteyin min narin ve halaktehü min tıyn”[9]

İkinci, Fravun benlik dâvâ kıldı. Mısır şehrim, Nil kal’am, kıbdî’ler yardımcım dedi. Kıbdîlerle Firavun’un Nil’de boğdurdu. Mısır’ı harab kıldı. “…. ve ağraknâ ale fir’avne ve entüm tenzûrun”[10]

Üçüncü Karun malına söykendü, akıbet malı ile helak oldu.

Dördüncü, Hz.Muhammed Mustafa Aliyhisselâm, Allah’ü Taalâ’nın yakınlığına ve dostluğuna söykendü, pes, Hak Taalâ buyurdu kin, dostu dosttan ayırmayın, dedi “… Yuhibbenehüm kehubbillâhi velleziyne âmenü eşeddü hubbâ..”[11]

Ve hem Hak Taalâ kerem lûtfunda buyurur kim, ya sevgili kullarım! Ben sizinim, sizler benimsiniz. Şükretmek gerekir. Nitekim, Kelâm-ı Kadim içinde yad kılur: “lilleziyne ahsenülhüsna ve ziyadeh…”[12], “… felya’mel amelen salihan ve lâ yüşrik bi-ibadeti Rabbihi ehadâ”[13]

Pes, kendü özün bilmekliği bunda yad kıldı. Zira kim, biregu rahmanla şeytan seçildiğin bilinmeyince hem kenduyi dahi bilmez. İmdi, her kim bu sözleri anlarsa rahmanla şeytan seçüldiğin bilse, pes ol kişi kendiyu bilmiş olur. Kaçankim bir kişi kenduyi bilse ışk gelür. Ol kişi Hak Taalâ’dan yana akar. Ne kadar kim devleti vardır. İncaları vardur.

Pes imdi, her kim bu sözleri anlamadı, kenduyi bilmedi; her çent ki adem suretindedir, lâkin ademilik mertebesinde değildir. Henüz endişeleri içinde gark olmuşlardır. Ta hatta hayvan ılkiler olur, anın gibidir.

Amma, tasarruf yetmiş yıllık kal ü kıyl davası bir saat havf ü recaya beraber geldi. Yetmiş yıllık havf ü recaya bir saatlik ismullahı yad kılmaklık beraber geldi. Ve yetmiş yıllık sohbet-i tefekkür bir saat münacaat ü müşahadeye beraber geldi. Zira kim, kal-ü kıly dava-yı gümandır.

Pes imdi, zahid ibadeti bilmeden muameledir. Ârif tefekkürü Halik’e sun’ile muameledir. Ve hem Halik muhibbi münacaat-ı mûsâ, münacat-ı Mevlâ ile muamelet eyler. Lâkin riya, tamah, eri terk etmez. Pes, er olan kişi, daima gönül şehrini arayadursa gerek. Gafil olmasa gerek.

Azizmen, âkilin üç hasekisi vardır.

Evvel haseki sabırdır. Ve dahi ikinci haseki kanaattır. Üçüncü haseki utanmaktır. Pes, şeytanın korktuğu bu üç nesnedir. Ve hem şeytanın yanıldığı bu üç nesne ile malum olur. Bunlar ki, farislerdir. Akıl çerisindendir.

Ve dahi ademîler makamı üçtür. “…. min necüvî selâsetün illa hurabihüm…”[14]. Amma değme kişileri adem saymadık. Her çent ki adem suretindedir, lâkin belhüm adaldir, hasutlardır ve kenduyi bilmeyenlerdir.

Ve dahi, âbidlerin, zahidlerin, âriflerin taatleri ve arzuları ve halleri birbiri katında reva olmaz. Lâkin, muhiblerin katında reva olur. Zira kim, zahitler, âbidler, ârifler dava kavmidirler. Ve lâkin muhibler mâna kavmidir. İmdi azizmen, muhiblerin şerhi çoktur. İşi delümdür. Lâkin akıl ermeğe, gönül dolanmağa, suret duymağa bu kadar sözler yeterkim.

VII. BÖLÜM

EVVEL BAB


Evvel Bab oldur kim, Adem, Tanrı Taalâ Hazretlerine kaç makamda erer, dost olur, anı beyan eder.

Ol Kub-ı Âlem ederkim, kul çalab Tanrı’ya kırk makamda erer, ulaşır dost olur. Onu şeriat içinde, onu tarikat içinde, onu marifet içinde, onu hakikat içinde.

Şeriatta evvel makam iman getirmektir. “Amentü billahi ve melâiketihi ve kütübihi ve resulihi ve’lyevmil ahir..”

Amma, her kişi kim iman ten üzredir derse hatadır. Eğer can üzredir derse hatadır. Pes, şöyle bilmek gerekkim, iman akıl üzredir. Ârifler katında amma, maruf bir dil üzredir, ikinci gönül üzredir. Her kim Hak Taalâ’ya gönülden tanıklık vermese mutlak kâfidir. Yahut dil tanıklık verüb gönül inanmasa münafıktır “İnnel münafıkıyne fiydderk-il-esfeli minennar…”[15]

Pes, bu iki söz kişilerle dosttur “İnnallahe la yağfirû en yüşreke bihî yağfirü mâdûne zalike limen yeşâ…”[16]

Amma, taat-ı amel imandan ayrudur. Pes, değme taat imana ermez. Küfr, muasiyettir. Değme muasiyet küfre ermez. Bu sözler kişilerle dosttur “… Min zuhurihim zürriyetehüm ve eşhedühüm alâ enfüsihim, elestü birabbiküm, kaâl belâ..”[17]

Pes, iman budur. Amma bizim sözümüz budurkim, rahman aslı kangidir, şeytan aslı kangidir? Bunu bilmek gerek. Pes, imdi gerekkim, rahman aslı imandır. Şeytan aslı gümandır. Velâkin imana güman katmak düşvardır. Zirakim, iman akıl üzredir. Akıl sultandır. Ve ten içinde naibdir. Pes, sultan gitse naib nite dura. Mesela, iman bir hazinedir. İblis uğrudur. Akıl hazinedardır. Hazinedar gitti, uğru hazineyi nitti?

Ve dahi bir kavilde iman koyundur, akıl çobandır, iblis kurttur. Çoban gitti, kurt koyunu nitti?

Dahi bir kavilde iman süttür, akıl bekçidir, iblis ittir. Üçü dahi bir evde ve bir yerdedir. Bekçi evden gitti. Süt bekçisiz kaldı. İt sütü nitti?

Pes, ey miskin biçare, iman içinde sergerdardır. Zira Hak Taalâ’ya inanmak imandandır ve buyruğın tutmak imandandır. Ve yığlının dediğinden yığlınmamak Tanrı’ya inanmamaktır. Ve hem Tanrı’nın feriştehlerine ve kitaplarına ve Peygamberlerine inanmak imandandır.

Pes imdi azizmen, her bir kişiye üçyüz altmış ferişteh müekkeldir. Pes bunca feriştehler arasında edebsizlikler edersin. Ve senin gibi kişi katında edebsizlik etmezsin kani feriştehlere inandığın?

Pes, Tanrı’nın Kur’ân’ına ve kitaplarına inanmak imandandır. Pes imdi, için dolu kibirdir ve hasettir ve bahıllıktır ve tamâ ve öyke ve gaybet ve kahkaha ve masharalıktır. İmdi, hangi kitapta buyurdu kim, bunların biri iman ehli içinde olur? Kanı kitaplarına ve haberlerine inandığın?

Ve dahi Tanrı dostlarına inanmak imandandır. Zira Tanrı Taalâ dostları miskinliği kabul ettiler. İkiliği koyup birikuben birlik birle yola gittiler “İnne ma’al usri yüsra”[18]

Tanrı dostları bir gün tok geçerler, iki gün ac geçerler. Lakin Allah-u Taala bunların hataların kıldan kıla geçirdi, geri yüzlerine urdu. Sen bunca füzulluk edersin. Yüzüne urmaya mı dersin? Senden korkar mı dersin? kanı dostlarına inandığın?

İmdi ey mü’minler, kendinizi bidinizse bu kapı iman kapısıdır. Sizlere rahmet dokuna. Ve eğer kendi özünüzü bilmedinizse, bu kapı nevmidlik kapısıdır. Hem sizlere hışmı dokuna. Zira kim, Padişah-ı Kerim ederkim, ben ol padişahım ki, yüzbin ve hezaran yüzbin isteyici isterin. Ta hatta, kapımda ömürleri geçince zarı zarı ağlasalar, istemedikleri riya ile olursa, sonu sergerdan olurlar.

Pes, bunlar kamu imandandır. Korkusuz yürümek, imana gümandır.

Azizmen, marifet madeni bu kadar, muhtasar kıldık. Zirakim, gerçek canlara bu denlü yeter.

VIII. BÖLÜM

BU BAB ŞERİAT MAKAMLARIN

BİLDİRİR


Amma şeriatın evvel makamı iman getirmektir: “ya eyyehüllezine âmenû, âminû billahi ve Resülühü…”[19]

İkinci makam: İlim öğrenmektir.

Üçüncü makam: Namaz, oruç, zekat ve hacca varmaktır. Ve gaza eylemektir. Ve hem cenabetten arınmaktır. “Ve ekıymu’sselâvate ve âtu’zzekâte ve sâvmû şehri ramazan ve haccilbeyti men isteta’a ileyhi sebîlâ” (Hadis-i Şerif)

Dördüncü makam helal kisbetmektir. Ve ribayı haram eylemektir. “…. Ehallalâhül-bey’a ve harramer ribâ…”[20]

Beşinci makam: Nikâh kılmaktır. “Ve in eredtümüstibdâle zevcin mekâne zevcin…”[21]

Altıncı makam: Hayzın ve nifasın nikâhını haram eylemektir: “Hurrimet aleyke ümmehâtükûm”[22]

Yedinci makam sünnet-i cemaattır “Sünnetallah-illetî kad halet min kabl…”[23]

Sekizinci makam şefkâttir “Elleziyne yenkudûne ahdallahi min ba’di miysakihi…”[24], Kaalennebî aleyhisselâm “Eşşefkatu minel iman”[25]

Dokuzuncu makam: arı giyinmek, arı yemektir “…. küllî min tayyibâti mâ rezaknâküm..”[26]

Onuncu makam: Emr-i maruftur. Ve yaramaz işlerden sakınmaktır. “….ye’mürûne bi’l mârûfi ve yenhevne an’il-münker..”[27]

Bu kadar ayatı beyyinat iman ehliyçin gelmiştir. Vallahü alemü bissevab.


IX. BÖLÜM

BU BAB TARİKAT MAKAMLARIN

BİLDİRİR


Azizmen, tarikatin evvel makamı, el alıp tövbe kılmaktır. “Va’tesimü bihabilillâhi cemiy’a”[28], “…. tabu lillahi tevbeten nasüha..”[29]

Pes, kul yavuz halden dönicek tövbe veren Allah’tır. Ey mü’minler, tövbeyi şöyle kılın, menfaat gele. Zira kim, tövbe kılmak püşmanlıktır. Pes püşmanlığın ıssı budur kim, yetmiş günah bir özre satılır. Tevekküle özrü pişe tutunkim hatalarınız az olan. Yüzünüz taze ola. Hemişe özür dilemek sizden kabul kılmak Allah’tan “… ve-men yetevekkel Alâllâhi fehüve hasbûh…”[30]

Şükür kılmak sizden, artırmak Allah’tan “ ..lein şekertüm le’eziydenneküm…”[31]

Sabır kılmak sizden, hesapsız sevap vermek Allah’tan “… inne-mâ yüveffessabirûne ecrehüm bigayrı hisap”[32]

Şehadet sizden derecat yükseltmek Allah’tan “Hel cezaülihsa-nü ilelihsan”[33]

Yetmiş yıllık günaha özür dilemek sizden, kabul kılmak Allah’tan “ve hüvelleziy yakbelüttevbete an ibâdihi..”[34]

Tarikatın ikinci makamı: Mürid olmaktır “…fes’elû ehlezzikri in küntüm la ta’lemun”[35]

Pes, mürid üç dürlü olur: Evvel mürid-i mutlaktır. İkincisi, mürid-i mecazdır. Üçüncüsü, mürid-i mürteddir.

Amma, mürid-i mutlak oldur kim, her dürlü halden şeyhine niçin deyüp hüccet getürmeye.

Mürid-i mecazi oldur kim, zahirde şeyh dileğinde ola, batında kendi dileğinde ola.

Mürid-i mürted oldur kim, şeyhin bir dürlü halin görecek, derhal yüzün döndüre.

Üçüncü makam; saçın gidermektir ve libasın giydirmektir “.. muhallikıyne rûüseküm ve mukassırıyne lâ tehafûn..”[36]

Dördüncü makam; mücahade, göyünmektir “…ve kudühennâsü velhicâre üiddet li’lkâfirym”[37]

Beşinci makam; hizmet etmektir.

Altıncı makam; havftir, yani korkudur.

Yedinci makam; umut tutmaktır.

Sekizinci makam; Hırkadır, zembildir, makastır, seccadedir, ibrettir, hidayettir. Pes, azizlere verilir “…İnnallahe baligu emrih, kad ce’alallahü likuli şey’in kardâ”[38]

Dokuzuncu makam; Sahib-i makamdır, sahib-i cemiyettir. Ve sahib-i nasihattır. Sahibi muhabbet olmaktır “…yuhibbühüm ve yuhibbûnehû..”[39]

Onuncu makam; Aşkdır ve şevktir ve fakirliktir “…teveffeniy müslimen ve elhıkniy bissalihiyn”[40]. Kelennebi: “El fakrı fahrı ve bi iftehur âla sayiril enbiyai ve mürselin”[41]. Zira bu makam candır. Can cane dokunsa sevinmek, oynamak ve zevk ile şevk ile hareket kılmak acib değüldür. Ol hareket Halik dostluğuçündür, helâldir. Zira nasib-i ilâhidir. Her kime dokunsa belürtse gerektür vallahü âlem.

X. BÖLÜM

BU BAB MARİFET’İN MAKAMLARIN

BİLDİRİR


Marifet’in evvel makamı; edebdir.

İkinci makam; korkudur.

Üçüncü makam; perhizkârlıktır.

Dördüncü makam; sabr ü kanaattır.

Beşinci makam; utanmaktır.

Altıncı makam; cömertliktir.

Yedinci makam; ilimdir.

Sekizinci makam; miskinliktir.

Dokuzuncu makam; marifettir.

Onuncu makam; kendü özün bilmektir. Nitekim Hazret-i Resul buyurur: “Men arefe nefse, fekat arefe Rabbe”[42]

Manası budur kim; herkim kenduyi bildi bayık Tanrı’yı bildi.

XI. BÖLÜM

BU BAB HAKİKAT’İN MAKAMLARIN

BİLDİRİR

Amma, Hakikat’in evvel makamı toprak olmaktır.

İkinci makamı; yetmiş iki milleti ayıplamamaktır.

Üçüncü makam; elinden geleni men kılmamaktır.

Dördüncü makam; dünya içinde yaratılmış mecmu nesne andan emin olmaktır.

Beşinci makam; Mülk Issı’na yüzün sürüp, yüzün suyu bulmaktır; zira kim vahdet andadır.

Altıncı makam; sohbettir; sohbette hakikat esrarın söylemektir.

Yedinci makam; seyirdir.

Sekizinci makam; sırdır.

Dokuzuncu makam; münacattır.

Onuncu makam; müşahadedir; Çalab Tanrı’ya ulaşmak makamıdır. Hevil bundadır.

XII. BÖLÜM

BU BAB, ARİF SUAL EDERKİM


Ârif sual eder kim: Bu kırk makamın yirmisi tanıklıkdır, yirmisi tanıksızdır. Aceba nedir?

Cevap: Tanık kal mülkünde olur. Lâkin hal mülkünde olmaz. Ve hem tanık inkâr evinde olur, belî evinde olmaz. Ve hem dahi tanık taşra olur, içeru olmaz.

Pes, kırk makam budur kim dedik, eğer bilirsen eyüdür. Lâkin bu kırk makamın birisi eksik olursa hakikatlık tamam olmaz. Zira kim şart eksük olur. Meselâ, biregû diliyle iman getirse, gönlü inanmasa; yahut, öşürü ve zekâtı tamam vermese; yahut hacca gitmiş iken yoldan geru dönse; Tanrı Taalâ hükümlerinden birini batıl dutsa, ya Muhammed’e inkar ile inanmasa; yahut sahabelerin birin nahak dutsa dügeli işledügi ameller heba-yı menşurdur “… fece’alnahü hebaen mensûra”[43]

Pes azizmen, kırk makamdan birisi eksik olsa, sahih olmaz. Zira kırk makamda hiç eksik yoktur.

İmdi azizmen, sevinmek var güvenmek var “Allâhü nezzele ahsen’ül hadiys..”[44]

Görek var “Ve lev enne ma fiyl-ardı min şeceretin aklâmün…”[45]

Hem nişan var “Lev enzelna hâze’l Kur’ân…”[46]

Hem umud var “… la taknetû min rahmetillâh…”[47]

Ve hem korkuncu var “Ve’adallahül münafıkıyne…”[48]

Ve hem hüccetler var “… kul hâtû bürhaneküm in küntüm sadıkıyn”[49]

Ve hem helallık var “Uhille leküm sayd-ül bahri … berri ..”[50]

Ve hem karak belirtmek var “Hürrimet aleyküm ümmehatûküm…”[51]

Ve hem hürmet var “Ya eyyühe’lleziyne âmenü lâ terfe’û esvâteküm fevka savti’n nebiyi..”[52]

Ve hem fazl var “… femen afâ ve aslehâ…”[53]

Ve hem şifa var “Ve nünezzilû min’el-Kur’âni ma hüve şifâün ve rahmettün lil-mü’miniyye..”[54]

Ve hem rahmet var “… haza rahmetün min Rabbiy…”[55]

Ve hem bişaret var “Elleziyne yenkudûne ahdallâhü min ba’di miysakihi..”[56]

Ve hem hasret var “Ve innehu lehasretün alelkâfiriyn..”[57]

Pes akıllılara bu kadar söz yeter velbaki malûm.[58]

XIII. BÖLÜM

BU BAB, MARİFETİN, MARUF

CEVABIN BEYAN KILUR

Ol kutb-ı âlem buyurur kim, gönülde bir şehristan var. Hak Sübhane ve Taalâ, arşyan ta saraya değin nekim yaraddı ise ol şehristanda vardır. Ve hem ol şehristanın iki sultanı var. Biri rahmanîdir, biri şeytanîdir.

Rahmanî sultanın adı “Akıl”dır. Naibi imandır. Subaşısı miskinliktir. Ve hem yüreğin sağ kulağında yedi kal’a vardır. Her bir kal’aya Hak Sübhane ve Taalâ, bir dizdar müekkel kılmıştır. Ve ol dizdarların adı bir bir malûmdur.

Evvel dizdarın adı ilimdir. İkincinin adı, cömertliktir. Üçüncünün adı, sabırdır. Dördüncü dizdarın adı, marifettir. Beşinci dizdarın adı, perhizkârlıktır. Altıncı dizdarın adı, korkudur. Yedinci dizdarın adı edebtir. Pes, değme bu dizdarların yüzbin haşedi var. Değme bir haşedin yüzbin subaşısı var. Bunlar kamusu, iman bekçileridir.

Azizmen, oldem ki bu işleri tamam kıldık. Hak Taalâ’dan diledik. Marifet yari kıldı ve hem beş hil’at duta geldi. Evvel hil’at ilham, ikinci hil’at fehm. Üçüncü hil’at aşk. Dördüncü hil’at şevk. Beşinci hil’at muhabbettir. Pes, bunlar cana kondu, can dirildi, akıl muvaffak oldu. Geleni, varanı bildi ve anladı.

Zirakim, cümle nesne can ile dirilir. Can marifet ile dirilir. İmdi azizmen, marifetli can, erenler canıdır. Marifetsiz can hayvan canıdır.

Azizmen, canlar dersin kaç dürlüdür? ve hem can dirildi dersin, can ölümü idi? Ölü nite diri ola?

Hoş sordun ya can ârif. Anlarkim, üç canlardır. Ne dirüdir, ne ölüdür. Eğer ölmüş ise, ölüler makamında olayıdı. Amma ölüm iki dürlüdür. Bir nicelerin canı ölür, bir nicelerin teni ölür. Anlarınkim canı ölür, diriliğinde başlıdır, göğünleri süküldür “Fiy, kulûbihim marudun fezadehüm’ullahü marad..”[59]

Ve anlarınkim tenleri ölür, âşıklarındır. Canları ölmez “Ve lâ tah-sebenneleziyne kutilû fiy sebiylillahi emvâtâ bel ahyâun”[60]

Amma ederler; can bir; cihan mânidir. Zira, bir canın ve hem canın canı var.

İmdi azizmen, can ikidir. Biri candır, biri can-ı candır “ve yes’elûneke anirruh, kalirrûhu min emri Rabbiy..”[61]

Anlarısan hem hoşdur, amma katımızda can beşdir. Velâkin bu sözü anlamak gerek delim işdir. Ve hem manası üçdür. Kendözün bilmek yolu güçdür. Kenduyi bilmeyenlere bu sözler hiçdir. Bilmek dilerisen kitaba yazdım “… minkum men yuriydüddünya ve minkum men yuriydül’ahireh..”[62]

Pes âyetin manası: Mülke yeter bulunursa ol Kadim-i lemleyezel buyurur: Ey kullarım her nesne ki görürsünüz, göz ile mi görür sanırsınız? Söğlemeği dil mi söyler sanırsınız? Yarlıganmaklığı taatla mı sanırsınız? Od’a göyünmekliği od ile mi sanırsınız? Adem’e uçmak içinde bir azab işledüm kim, tamu içinde ol azab yoğidü. İbrahim’e od içinde bir bostan virdüm ki uçmakda ol bostan yoğidi. Ve hem Firavn’ı Nil ırmağında boğdurdum. Musa’yı Firavn’dan kurtardım.

Zira dostumu sakladım, düşmanımı helâk eyledim. Ve hem yüzbin hezaran bin feriştehler göyündürdüm kim, hergiz himsenin bir zerre günahı yoğidi. Her ne kim işlerisem kaadirim, kudretim yeter. Kimi gerekise ağladırım, kimi gerekse güldürürüm. Nittigüm ben bilirim, siz bilmezsiniz. Benim inayetim havf ve raca ortasındadır, dedi.

Haliya bizüm sözümüz can beyan kılmakdur. Anlarınkim gönülleri mütekebbirdir. Canları müddeidir. Elest bezminda “yok” diyen hayvanlar gidir. Pes, üç canlılar bunlardır: Dutmayanlar belhüm adeldir. Haliye bularu âdem ilminde yad kılun.

Evvel can; cisim dirler, teni dirü kılur, diken battığın bilir, kıl çektüğün duyar. İkinci can, ekl-ü şürb derler. Hem yedürürler, hem içürürler. İçmek, susamak bilir. Üçüncü cana, revan dirler. Ten uyucak, ol can uyanır “ve ce’elna nevmekün sübâten”[63]

Amma, uyku rahatımızdır. hem ten maslahat değildür. Pes, dahi mânâ var: Üç kişiye kalem yoktur: Evvel, nevreside oğlana. İkinci, uyuyana. Üçüncü, deli olana. Zirakim, gecelerde olan ırak gider. Kendü özün ırak gitmez. Anunçünkim, âdem oğlanı dünya günahundan arınur. On ırak var. Perde az olur. Pes, gündüz günahlar birbirlerine ulaşur, perde olur. Anunçün ırak gitmez.

İmdi bildikim, uyku bir nicelere ten rahatıdır. Ve hem can katında ten ılkıya benzer. Ten canın merkebidir. Issı suyu, tatlıyı, acıyı can sebebinden dahi duyar. Ve hem ılkiler dikene düşmezler. Köy yolun bilirler, azmanlar. Velâkin Hak Taalâ yolun bilmezler. Zira, kim bunlarun gönül gözü kördür. Pes imdi, sular kim kâl ademdür, havya ılkiler gibidir. Hak yolun nice göreler?

Nitekim, Hazret-i Resul buyurur: Hak Taalâ insana dört göz verdi. İkisi baş gözüdür. İkisi gönül gözüdür. Baş gözüyle halkı görür, gönül gözüyle Hak’kı görürler. Pes, anuncün, Halik’i sevmek, şevk, zevk gönül içinde od gibidir, konar tene yayılır. Ol suretten hareket kopar. Ol hareket Halik dostluğuyçün helaldir. Ve hem ten, cana merkebdir. Sükut deminde can nite kılursa, ten dahi öyle sükut ider. Pes, bilmeyene bu söz mânâ. “Feminküm men yürid’üddünya ve minkür yürid’ül ukbâ ve minküm men yürid’ül Mevlâ”[64]

İmdi, anlarkim dünyayı isterler ılkiden kemdir “… kel’en’ami belhun adall.. “[65]. Anlarkim ahiret isterler, bunlar reca ve havf kavimleridir. Ve anlarkim Mevlâ’yı isterler, bunlar müşahade kavmidir.

Pes imdi, biregûnun gönül gözü olmasa, gönülden ne haberi var. Zirakim biregû sükker yemedik olsa, adın işitmekle tadın ne bilür. Anıncünkim, hidayet azizdir Halik katında “… Vel’aşiyyi yüridûne vecheh, mâ aleyke min hisabihim min şey’in ve m amin hisabike aleyhim min şey’in fetatrüdehüm fetekûne minezâlimiyn”[66]

Amma, benüm sözüm can beyan kılmakdur. Üç can beyan kılındı. Dördüncü can marifettir. Azizmen, can bostandır. Marifet, sudur. Pes, susamış bostana su ne kadar irerse, marifet cana öyle irer “İnne’d-dine indallah’il İslam”[67]. Pes, Hak Taalâ sizlere iki bostan araste kıldı. Biri din, biri iman bostanı. Marifet suyun, gönül gözünden akıttı “elemtere ennallahe enzele minessemaî maen fetusbihul-ardu muhdarneh…”[68]

Pes, bostanlarkim, sizde var, sanmankim bekçisüzdür. Bir kimesne bostan ekse, evvel dıvar eyler. Andan yerin yumuşadır. Sonra döner nimetler eker. Döner gerü suvarır. Döner gerü yad otlarun arıdur. Andan ortadan bir kurubaş diker. Yemişi tamam olucak ol kurubaşı yabana atar. Ol yemişi dostlara verür. Dostlar da Tanrı’ya şükür kılar.

Çalab celle-celâle buyururkim; ol sizlerdeki iki bostan benümdür. İnayetümle beklerüm, çevresine rahmet birle dıvır eyledim. Meskenetle gönlünüzü yumuşattım. Gönlünüzde tevhid bitirdim. Ve hem tevhid ağacında hakikat yemişlerin bitirdim. Marifet suyu ile suvardım. Duşmanlardan bağ ıssını ırak bıraktım. Günahınızı yok kıldım. Lâkin iblis aleyhinil’âne gözedir. Girmeğe gelir. Çevre günahınızı görür, Çalabınıza asî imişsiniz der, Tamaın keser.

Kaçan kıyamet günü olıcak, ol günahunuzu yabana bıragan. Kendü fazlımla kulluğunuzu afv ve terkin kılam.

Dahi alemler gösderdüm, uçmağın içinde kağırdım. Dizdarlarımı sizlere keramet birle gösterdim. Şadıman olasız “Sıbgetallah ve men ahsenü minallahü sıbga ve mahnü lehü ağabeydun”[69]

Pes, Sübhane ve Taalâ Kerem lûtfundan buyururkim, Ey kullarım! İsten beni, sizlerle bulunayım. Ve ey âsiler! Özür dileyin afv kılayım. Zira kim, gök ağlar, yer güler; gökten yağar, yerden biter. Yani, sizden ağlamak, benden günahlarınızı afv kılmak demek olur.

Meselâ, bir padişah hasekisinin biri bir lâtif yerde oda düzekim, ol padişah odayı beğene. Zirakim, padişaha lâyık odayı haseki bilir.

Pes imdi, marifet, Çalab Tanrı’nın hasekisidir. Lâyık gördüğü kişilerin gönlüne verir. Bir niceler ol kişinin mübarek ağzından marifet işidür, rahat olur.

Ve anlarkim, Hak’ka lâyık değüldür, gönüllerine rahat vermez. Hergiz kimesneler ol kişiden rahat olmazlar.

Ya ârif, sordunkim can ölü müdür, ya diri midir, dedin. Cevap budurkim: Canın ölümü, nefsin başında değildir. Lâkin can içinde bir baş vardır. Ol başa inkâr başı derler. Marifetkim, ulu hasekidir, ol hekimdirkim, heybetle varır, ol canın içindeki inkâr başun keser. İlacıyla can taze olur. Ve Tamu kapısında yedi dağ vardır; ol dağı toğrar, pareler. Sekiz Uçmak kapısında yol eyler. Bir niceler her çendkim adem suretindedir. Lâkin maanide hayvandır. Ve hem zahitler dün ü gün korkudan göyünürler. İmdi, herkim kenduyi bilmez, Hak Taalâyı dahi bilmez. Bir niceler bereguden lâtif haberler işidirler, evet dirler. Hemin adların bilürler; İlm-el yakîn ile.

İmdi beregu, sükker demekle ağzı tad bulmaya. Velâkin ârifler kendulerin bildüler. İlm-el-yakîn içinde “Men arefe nefse, fekad arefe Rabbe”. Haliya bu sözden terk yok. Muradınca muhibler Hak Taalâ’yı buldular Hakk-el-yakîn içinde. Ve canları muradlarına erdiler. Bu kelimeler mânâsı dügeli mülke yeter. Zirakim, ilm-el-yakîn ve Hakk-el-yakîndir. Güman ile yakîndir. Kıyl-ü kâl davisi ve -el-yakîn, asilerindir. İbadet, havfü reca, Ayn-el-yakîn, zahitlerindir. Lâkin tefekkür ve sohbet, vilâyet bilmek Hakk-el-yakîn âriflerindir.

Amma münacat ve müşahade muhiblerindir.

Vallahu âlem bissevab

XIV. BÖLÜM

BU BAB TEVHİD-ÜL MAARİFİ

BEYAN KILUR


Ol Padişah-ı Kadim, evvel bize birliğin bildirdi: “Ve ilâhüküm ilâhün vâhid ….”[70]

Andan heybetin bildirdi: “…. Ve hüvel’aliyyül-âziym”[71]

Andan kahrın bildirdi: “Ve hüvel-kaahirü fevka ibadih…”[72]

Andan izzetin bildirdi: “.. fe-lillâh-il izzetü cemiâ…”[73]

Andan celâlin bildirdi: “Tebarekesmü Rabbike zülcelâli ve’l ikrâm”[74]

Andan muhabbetin bildirdi: “… fettebi’ûni yuhbibkûm-ullah…”[75]

Andan nusretin bildirdi: “.. Hakan aleyna nasr-ül-mü’miniyn..”[76]

Andan kısmetin bildirdi: “… nahnü kasemna beynehüm..”[77]

Andan hısbetin bildirdi: “..Ve men yetevekkel âlallahi fehüve hasbüh..”[78]

Ve andan rahmetin bildirdi: “… ve kâne bilmü’miniyne rahiymâ..”[79]

Ve kullarını ilim öğrenmek bildirdi: “..allemeküm mâ lem tekûnû ta’lemûn..”[80]

Ve anda hikmetin bildirdi: “.. ve men yü’tel-hikmete fekad ûtiyr hayren kesîyrâ..”[81]

Anda dürlü nesneler bildirkim, hisabolunmaz.[82]

Her nekim bildirdi ise inanıb, şükredip fariğ olmak gerek.

Anda kişi kenduyi bilse, gerekkim bayık Tanrı’yı bile. Nitekim Peygamber aleyhüsselâm buyurur: “Men arefe nefse, fekad arefe Rabbe”.

Pes, devlet o kişiyekim canını gafletten uyara, halini bile ve lâkin, beregû muradınca kenduyi bilür. Falandır ve falan oğludur ve falan yerlidir.

İmdi gafil olan kimesne, ilm ve irade-yi ezeliyeyi isteye, gözleye. Arştan ta tahtıssaraya değin nekim varsa kendude bile ve bula.

Arş u ferş arasında çok nesneler vardur. İllâ âdemden ulusu yoktur.

Dügeli âlem, adem için halk olunmuştur.

Ve cümle nesneden yukaru, arş da onsekiz bin kandil asılıdur. Değme bir kandilin genişliği yetmiş kez bu dünyadan artukdur.

Ol kim, Hak Taalâ’nın hazineleridir, on sekiz bin âlemdir. Amma, kamudan yukaru başdır. Can hazineleri dahi başdadır.

İmdi, us-akıl, ilham, fehim, sevişmek, aşk ve didar, marifet biliniz bin arş gibidir. Ve dahi aslıdırkim, neler vardır, mülkten yeğdir.

Pes imdi, baş arşa benzer. Gönül uçmağa benzer.

Yahya bin Maaz eder. Benim gönlüm dünyadan, ahiretten yeğdir. Zirakim, dünya muhabbet evidir. Ve âhiret nimet evidir. Benim gönlüm marifet evidir. Pes, marifet; dünyadan, âhiretten yeğdir.

Ve hem yedi kat gök var. Uş ten dahi yedi kattır. Et, kan, damar, sinir, söğük, ilk, deri, yedi kat gök’e benzer.

Ve hem dünyada dört od vardır. Evvel daş odu “… fettekunnar elettiy ve kudühennâsü ve’l-hicare..”[83]. İkinci ağaç odudur “Elleziy ce’ale leküm mineşşeceril’ahdari nâren..”[84]. Üçüncü yıldırım odudur “… Ve ra’dün ve berkan yec’alûne asabi’âhüm fiy âzâbihim..”[85]. Dördüncü tamu odudur “.. Efere etyüm-ün nâr elletî türün”[86]

Amma, âdemde dahi od vardır. Evvel, mide odu. İkinci; şehvet odu. Üçüncü; Soukluk odu. Dördüncü; muhabbet odu.

Ve hem dünyada tağlar var. Pes, âdemde süğük başları tağa benzer. Ve hem dünyada gark edici yedi deniz var. Pes, tende dahi vardır. Evvel; göz görmekten garkeyler. İkinci; dil söylemekten garkeyler. Üçüncü; kulak işitmekten garkeyler. Dördüncü; kursak eritmekten garkeyler. Beşinci; karın içine alup garkeyler. Altıncı; renci, elemle garkeyler. Yedinci; sevda, cünunluk birle garkeyler.

Hem dünya da ırmaklar var. Amma, gözyaşı ırmaklara benzer. Ve hem dünya da dört dürlü su var. Evvel;safî. İkinci; acı. Üçüncü; koyu. Dördüncü; yer suyu. Amma tende dahi var. Evvel; Ağız suyu, tatlı. İkinci; göz suyu, acı. Üçüncü; kulak suyu. Dördüncü; burun suyu, koyu.

Ve hem dünyada mü’min var, kâfir var. İlham mü’mine, vesvese kâfire benzer.

Dünyada dört dürlü yel var. Evelki yel adı; Riyur. İkincisi; Sabâ. Üçüncüsü; Cenub. Dördüncüsü; Şimal.

Pes. tende dahi dört yel var. Evvel yelin adı cerre. Ademin yidiğün kurdağa sürer. İkinci; Hazıma. Ademin yidiği kursakta bekler. Üçüncü; Kısımanindür. Nesneleri tamarlara ulaşdurur. Dördüncü; Defianindür. Nesnelerün köpüğün taşra bırağur.

Gönül bir şehristan’a benzer. Ve ten ol şehrin hisarına benzer. Ve göğüs içi galabası bazara benzer. Yürek, yağır, böbrek, dalak dükkâna benzer.

Sıdk, ikrar, isbat, iradet, riyazet, şevk, muhabbet, havf ü reca, yakın tevekkül metağlara benzer.

İman, gevhere benzer. Ve tuhfe mescit çerağı duvarlara dokunur aydan aydın kılar; kumaşlara benzer. Us, mescide benzer. Marifet çerağıdır ki, arşdan, ferşden aydın eyler.

Hem sermaye var, ıssı var, ziyan var. İman sermayeye benzer. Kalan buyrukları dutmak ıssıya benzer. İmansız kalmak sermayeden ayrılmaya benzer.

Gözler terazuya benzer. Hem göz ikidir. Birisi zahir diye bakar, birisi batın diye bakar.

Pes, anınkim batın diye bakar, terazusu ağır gele. Zahir diye bakanın yeyni gele “femen sekulet mevaziynühû feulaike hümülmüflihûn. Femen haffet mevaziynühû feulâikeleziyne hasirû enfüsehüm fiy cehenneme halidûn”[87]

Ve zalim var, muktesid var: Ve hem sabık var “ … Feminhüm zalimün linefsih ve minhüm muktesid ve minhüm sabikun bilhayrati…”[88]

Pes, nefis zalimdir. Can muktesiddir. Gönül sabıktır.

Ve hem gök, yer var. Pes, arka göğe benzer. Taban yere benzer. Başı arka götürür, arkayı taban götürür. Pes, arşı gök götürür, göğü yer götürür.

Akıl aya benzer. Marifet güne benzer. İlimler yıldıza benzer. Pes dünyada iki deniz var. Biri acı biri tatlı. İkisi bir yerde, dirliğin birbirlerine katılmaz “Marec-ul bahreyni yeltikıyâni, beynehumâ berzahûn lâ yebgıyâni”[89]

Pes, göz yaşı acıdır, karn yaşı tatlıdır. İkisi bir evde dirliğin, birbirlerine katılmaz. Zirakim, göz aslı yağdır, tuza muhtaçtır. Ve eğer göz yaşı acı olmasa göz göyünürdü ve kokardı.

Ve hem dünyada buludlar, yağmurlar var. Pes, kaygu buluda, göz yaşı yağmura benzer. Ve hem artmak eksilmek var. Pes, tende dahi kuvvet var. Kimi yerde kuvvet eksilir, kimi yerde artar.

Ve hem gönül kuşa benzer. Kuş uçarken kimi yerde azar. Lâkin, gönül azmaz. Zira gönül ile Hak Taalâ arasında perde yoktur.

Ve hem uçmak var.

İçinde ırmaklar var “…Fiyha enharün min main gayri âsin ve enharün min lebenin lem-yetegayyer ta’müh ve enharün min hamrin lezzetin lişşaribiyn ve enharün min aselin musaffa…”[90]

Ve hem süd, kan, safra ve balgam pınarlara benzer.

Ve hem padişah, varkim, başında tac var. Boynunda tavk var. Eğninde hil’at var, menşur var; tahtı, mülketi, rağbeti var.

Pes, tevhid, tac’dır.

İbadet, tavktır.

Müslümanlık, hil’attır.

Menşûr, taht, mülket, râyet İslamdır. “İnneddiyne indallahi’islâm..”[91]

Pes imdi, râyet-i ihsan ile mülket-i iman, menşur-ı marifet tahttır. Ârifler ol marifet tahtı üzerinde otururlar. Hak Taalâ ile münacat ederler.

Bir gün Tanrı aslanı Ali Keremallahı vecheye sordular. Tanrı’yı görür müsün ki taparsın? Ali der: görmesem tapmayıdım.

Ve hem uçmakta Tuba ağacı vardır. her bir budağı mü’minlerin köşkleridir. Arasından içerü girüptürür.

Tende dahi iman var. Ve hem iman nuru dahi böyledir. Cümle tamarlara girüptürür.

Uçmakta yemek var. Bevl ve hades eylemek yoktur. Pes, ana rahminde dahi olan yir içer, lâkin bevl ve hades eylemez.

Ve hem dünyada dört dürlü yıl vardır. Evvel, yaz havası. İkinci, yay havası. Üçüncü, kış havası. Dördüncü, güz havası.

Pes imdi, arş olmak yaz havası gibidir. Yiğitlik hali yay havası gibidir. Ve kocalık hali güz havası gibidir.

Ve hem dünyada âlimler var kimi fıkıh, feraiz ilmün; kimi tefsir, hadis ilmin; kimi sarfü nahiv ilmin, kimi hakikat, hikmet ilmin bilir. Kimi beyan bilir, kimi hendese bilir.

Haliya sözden terk yok. Ağız, datlıyı, acıyı bilir. Göz, görmek; dil, söylemek; burun, yelemek; el, dutmak; ayak, yürümek; gönül, hoşluk-nâhoşluk bilir. Ziraki, gönül ne fetva virürse dil anı söyler.

Ve hem dünyada baği var. Pes, nefs bağidir, nefse dileğin vermek dokuştur. Dünyada cuhud var, tersa var. Hilâfet etmek var. Pes, günaha mutî olmak cuhutlara benzer. Şer’a boyun vermek tersaya benzer. Tamah kılmak hilâfa benzer. Öykelenmek arslana benzer. Souk hulûklular donğuza benzer. Şehvet ılkıya benzer. Boşamak, kakımak yılana benzer. Minnet bilmemek hiç nesnedir. Cahil gibidir. Kaalennebi: “Küllî şey’i, el cehli lâ şey’i”. Manası budurkim, her nesne nesnedir, cahil hiç nesnedir.

Ve hem beytülma’mur var, kâbe var. Lâkin gönül ikisinden de yeğdir. Zirakim beytülma’mur göktedir, kerrubîler tavaf eder. Amma gönül, Padişah-ı âlem Tanrı’nın nazargâhıdır. Nitekim Saa’d bini Abdullah eder: Resul Hazretlerinden işiddim. Hak Taalâ ile cümle nesne arasında hicab var, gönül ile Hak Taalâ arasında hicab yoktur.

İmdi, mü’minin gönlü Kâbe’ye benzer.

Kâbe’ye varan ayağı ile yürür.

Gönül isteyen yüzü üzre yürüse gerek.

Anunçünkim, âşıklar yüzlerin yere sürerler.

İmdi, Kâbe’ye gidene kulağuz gerek. Gönüle Kur’ân kılağuz yeter. Ve hem kâbede ihram giyerler. Pes, hakkı batıldan seçmek ihram giymeğe benzer. Ve hem yoldan taş arıtmak kâbe’de Arafat’a taş atmağa benzer. Kendi nefsi havası debelemek, kâbe’de kurban eylemeğe benzer. Geçmiş ömür Safa’ya benzer. Kalan ömür, Merve’ye benzer. Geçmiş günahuna peşiman yemek, kalan ömrü hak kulluğunda geçürmeğe, Safa ile Merve arasında yürümeğe benzer. Hemişe istiğfar ile yürümek kâbeyi tavaf kılmağa benzer. Sakinlikle yürümek, Arafat’a varmağa benzer.

Ve hem Kâbe’ye varan dört yerde tavaf kılur. Pes imdi, gönülde dahi dört nurani tavaf var. Evvel; Sağından havf nuru tavafı. İkinci; Solundan reca nuru tavafı. Üçüncü; Önünden muhabbet nuru tavafı. Dördüncü; Ardından şevk nuru tavafı.

Ve hem kâbe’ye varanın ihramı var. Pes, mü’minlerin dahi var. Kendü teni ve ayali ve malı ve hısımları ihramdır.

Ve hem dünyada güristanlar var. Pes, burun güristanlara benzer. Amma, burun iki deliklidir. Bir delik dimağa gider. Ve biri buğaza gider.

Pes, gür dahi iki deliklidir. Biri uçmakta biri tamuya gider. Nebi buyurur: “El kabrü ravzatün min riyaz-el-cenneti ve hufretün mih huferenniyrani”[92]

Pes imdi, devletlü kişi oldurkim, canını gafletten uyare, halini bile. Ve hem dünyada gayb’ler var. Pes imdi, uçmak, tamu, arş, kürsî, levh, kalem, feriştehler, öküz, balık. Bunların adlaru edilir velâkin gaybdür. Pes tende dahi, us, akıl, fehim, ilham, hidayet, fikir, endişe, bunlar dahi gaybdürler.

Ve hem dünyada dahi ağaçlar var. Başı gökte gibi yerdedir. Pes, marifet dahi ağaç gibidir. Dibi gönülde, başı gökten yukarıdadır “…aslühâ sâbitün ve fer’ûhâ fiyssema”[93]. Azizmen, marifet ağacının başı tevhiddür. Özü imandur. Dibi yakînliktir. Kökü tevekküldür. Budakları neh-i münkerdir. Suyu haf-ü recadır. Pes azizmen, yemişleri ilimdir. Yeri mü’minlerin gönlüdür. Başu arşdan yukarıdır. Marifet ağacının beş ulu budağı var; Evvel budağı; şevk. İkinci budağı; Muhabbet. Üçüncü budağı; İnayet. Dördüncü budağı; İradet. Beşinci budağı: Kurbiyyet.

Ve hem dünyada beğler var. Kimi adil, kimi zalimdir. Birbirleriyle dokuşur.

Pes tende dahi akıl var, havâ var. Akıl çerisi ellibeş, hava çerisi elli beştir. Amma, akıl çerisi düzenlikle emr-i maruftur. Marifet’te, subaşı ilhamdır. Lâkin havâ subaşısı, vesvesedir. İkisi hergün dokuşurlar. Kaçankim akıl çerisi havâ çerisini yense, ol ten ve ol can Hâlik katında aziz olur. Neuzibillâh, kaçankim havâ çerisi akıl çerisini yense, ol ten ve ol can Hâlik katında hor olur “… İnnelmülûke izâ dehâlû karyeten efsedûhâ ve ce’âlû e’izzete ehlihâ..”[94]

Ve Hak Taalâ varlığın bilürler. Lâkin nitelüğün bilmezler. Pes padişah-ı Âlem, zerre zerre Kur’ân’da bildirildi “..mâ ya’zübü anrabbike min miskali zerretin fiyl’ardı ve lâ fiy’semaî ve lâ asgara zâlike ve lâ ekbere illâ fiy kitâbin mübiyn”[95]

Nitekim, âdeme candan yakın yok. Hak Taalâ’ya dahi kuldan yakın yoktur “… Ve nahnü akrebu ileyhi min habl-il veriyd”[96]

Nitekim can tene nice yakındır “.. Ma’yekûnû min necvâ selâsetin illâ hüve râbiuhüm ve lâ hamsetin illâ hüve sadisühüm ve lâ ednâ min zalike ve lâ eksere illâ hUve meahüm eyne mâ kânû sümme yünebbiühüm bimâ amilü yevm-el kıyame”[97]

Nitekim, Hak Taalâ kullarına yakındır ve kullarının tedbirindedir. Hem ten dahi can tedbirindedir. İmdi, şöyle bilmek gerek. Alemin islahlığı dahi can iledir.

Nitekim Hak Taalâ’nın varlığı bilinir, niteliği bilinmez “… leyse kemislıhı şey’ün ve hüve’ssemiy’ul basıyr”[98]. Pes, can dahi böyledir “… Yes’elûneke anirruh, kulirruhu min emri Rabbiy ve mâ ûtiytüm minel’ilmi illâ kaliylâ”[99]

Ve dahi gönül varlığı bilünür. Ve lâkin niteliğin bilmede âdem acizdir. Ve gönülün “Tazî” dilince yedi adı vardır. Bunlardır: kalb, cenab, ruh, bâl, huld, zamir, fuad. Ve her adın yetmiş iki mânâsı var kim bir mânâsını bilmekte âlem acizdir.

İmdi azizmen, Hak Taalâ’nın dahi kendiliğin bilmekte âlem acizdir. Hemin adlarun bilürler. Pes, Tanrı Taalâ’nın Kur’ân içinde dört bin adı var.

Hem tende dahi beş nesne delil var Hak Taalâ’nın birliğine. Evvel; Cebrail gelmekliği Muhammed’e. İkinci; Muhammed Mustafa yolu açdığına. Üçüncü; Muhammed Mustafa dostluğuna. Dördüncü; yaradılmış nesnelerin dirildüğüne. Beşinci; Hak Taalâ’nın varlığına.

Hak Taalâ âdemi yoğiken var kıldı. Her bir kişinin iki resulü var: Biri zahir, biri bâtın. Zahir resulü dil, bâtın resulü gönüldür. Dil, Muhammed’e benzer. Gönül, Cebrail’e benzer.

Ve hem âdem yaratmağı Muhammed’in fazlına ve adı üzerine yaraddı. Pes, baş, “mim” gibidir. İki el “hı” gibidir. Karın “mim” gibidir. İki ayak “dal” gibidir.

Ve hem namaz buyurmaklığı “Ahmed” harfi üzredir. “Elif” kıyama benzer. “Hı” rükua benzer. “Mim” cücuda benzer. “Dal” tahiyyada benzer. “.. hıyne tümsûne ve hıyne tusbihûm velehû’l-hamdü fiyssemavâtî vel’ardı ve aşıyyen ve hıyne tuzhîrun”[100]

Ve hem âdemde oğlanlık hali var, erte namazına benzer. Buluğat hali öğle namazına benzer. Ölüm hali yatsu namazına benzer.

Uyuyup geru uyanmak, ölüp geri dirilmeğe benzer. Âdem beş parmaksız olur ve kadir besleyici olucak. Peygamberler Peygamberlik eder Hak Taalâ’yı yarî kılıcak. Mü’minler amelsiz kabul olur, Padişah bahane bulup inayet edicek.

Ve hem dünyada gün doğar, uyakır ve lâkin marifet kangı gönülde doğsa ayrık uyakmaz. Ve dahi marifet âdem ilmünde beyan kılınur.

Pes, Hak Taalâ celle ve celâle dünyada her nekim halk etti ise âdem oğlanında mevcuttur. Bilki, âdemde dahi artık vardır. Ve dahi Hak Taalâ’nın zahiri, bâtını vardır. Zahir bu cihandır. Bâtın ol cihandır. Lâkin bu cihan ahir harab olısardır “Yevme tebeddil-ül ardu gayrel’ardı..”[101]

Hem ten dahi ahir harap olusardır “Küllî nefsin zaikatül mevti …”[102]

Pes, bunun manası budur kim, ibrettir, bilenlere. Pes gökleri bu kadar kalınlığıyle direksiz şöyle turgurdu. Ve hem yıldızlar birle bezedi, zeynet eyledi. Gökleri yer ile ve havayı kuşlar ile. Ve tenleri zayıflık birle. Ve canları muhabbet birle. Ve âdem oğlanlarını birbirlerine berkitmek birle. Yüzü gözler birle. Ve elleri ayası birle. Dünyayı mihnet birle. Tamuyı zakkum birle. Ve âhireti beklik birle. Ve Hak Taalâ Hazretleri, kenduyi kulları birle. Ve sözleri Çalab Taalâ birle bezedi ve zeynetlendirdi. Zehî, lâtif kulkim Tanrı Taalâ rahmeti birle yad kılur idi.

Ey kullar, gözünüzü açın, görün, eşidin; ol kadim-i lâyezel, Padişah-ı Lâyezel, Bîzeval eder kim;

Ey ibretli kullarım! Eğer beni dinlerseniz, yere bakın, saniim görün. Göğe bakın, firasetim görün, feriştehlere bakın, sırlarım görün. Dağlara bakın, ambarım görün. Kıyamete bakın, hilkatim görün. Kur’ân’a bakın menşurum görün. Pes, sizleri sevdiğim için nice dürlü karametler verdim “Ve lekad kerremnâ beniy-âdeme..”[103]

İmdi azizmen, Hak Taalâ dünyada her ne kim yardı ise sizlere verdi. Ve hem kenduyi dahi sizlere verdi. Gökler örtünüz, yerler döşeğiniz, ay ve güneş çerağunuzdur. Yemişler nimetiniz, otlar görgünüz, ağaçlar yaraşuğunuzdur.

Sizler birbirlerinize kardaşlarsınız. Benim kullarım, ben gafur mevlâ sizinüm. Ve bunca dürlü nesneleri sizin için areste kıldım. Arştan ta saraya değin. Ne varsa hep sizlere bildirdim. Kaçan benü istesenüz, sizden isteyün. Bulasız. Zirakim tenünüz ve canunuzdan daha yakınum. Gözünüz görmediğinden, elünüz dutmağundan, ayağınız yürümeğinden dahi yakınım.

Pes, her kim kenduyi bilse, bu âlemlerle hakikattırkim, kenduyi bildi “… hatta yatebeyyene lehüm ennehülhakk..”[104]

Pes, kendözün bilmek, muhtasar yeter. Vallahü âlemi bissevap.

XV. BÖLÜM

BU BAB ADEM ALEYHİSSELAM’IN

SIFATIN BEYAN EDER


Haberde şöydirkim, Âdem aleyhisselâm zürriyetinden yayıldık. Ebul Fazl Cafer Sadık Radıyallahüanh eder: Hak Taalâ âdemi yaratmağı diledi. Ve feriştehlere bildirdi “Ve izkale Rabbüke lilmalâiketi inniy ca’ilün fiyl-ardı haliyfe…”[105]

Âdem’in özünü Medine toprağından yaraddı. Başını Beytülmukaddes toprağından yaraddı. Kulağını, Tur toprağından yaraddı. Burnunu, Dımışk toprağından yarattı. Sakalını Uçmak, alnını Medine’nin mağribinden yana toprağından yarattı. Dilini, Buhara toprağından yaradı. Dudaklarını Berberiye toprağından yarattı. Dişlerini Harzem toprağından yarattı. Boynunu Çin mülkü toprağından yarattı. Kollarını Yemen Tayif toprağından yarattı. Sağ elini Mısır, sol elini Pers toprağından yarattı. Tırnaklarını Hıtay toprağından yarattı. Parmaklarını Sitan, göğsünü Irak, arkasını Hemedan, zekerini Hindistan; Uyluklarını Türkistan, hayalarını Kostantiniye toprağından yarattı. Dizlerini Kırım, inciklerini Antalus, topuklarını Rum toprağından yarattı.

Sonra kudret nuru birle can girdi. Gözlerini ibret nuur ile bezerdi. Alnını rücud nuru ile, Dişlerini Muhammed aleysselamın nuru ile, dudağını tesbih buru ile, eğnini hulle nuru ile, topuklarını şevk nuru ile, karnını ilim nuru ile, arkasını genluk nuru ile, belini izzet nuru ile, serünü emanet nuru ile, uyluğunu emr-i nehi nuru ile, ayağını taat nuru ile, bağrını hoşnutluk nuru ile, ellerini sehavet nuru ile, dırnağını şefaat nuru ile, gönlünü tevhid nuru ile, imanını tazim nuru ile dizdi.

Ve âdemin toprağını Azrail aleyhisselâmın eline verdi. Azrail aleyhisselâm, onu rahmet suyu ile yoğurdu. Marifet nuru ile depdi, etti. Allahü Tebareke ve Taalâ âdemi altmış dürlü topraktan yaraddı. Eğer bir dürlü topraktan yaradsa âdemiler dügeli birbirine benzeyidi demek olur. Âdemi Mekke ile Yemen, Tayif arasında yaraddı “…Vettekullâh elleziy tesâelûne bihi, ve’l-erham…”[106]

Pes, Hak Taalâ eder: “Âdemi topraktan yaradım ve hem nutfeden yaraddım, der “… min salsâlin min hamein mesnûn”[107]. Ve hem zülalden yaraddım. Nesneyi sıkıp safrağdan çıkana zülal derler. Andan bir zaman yaddı. Hemain mesnun oldu. Yani kodular, kurudu, yarıldı. Kel’füccar oldu. Evvel toprak idi, sonra suret oldu bağlandı. Andan tas tas yarıldı. Hesapsız yıllar yattı. Sonra Azrail uğradı, belindi, ürkdü. Üstüne geldi. Biraz vakit baktı, acepledi, mütehayyir oldu. Eğildi, göğsünü kakıdı. Küp gibi öttü. Etti: “Ya ilahî, ya seydi, ya mevlaî içi kovukmuş. Bundan ne gele?... Bundan hiç hayır gelmeye” dedi. Pes, Padişah-ı âlem Tanrı’dan avaz geldi: “Ya Azrail! Ol kakıdığın göğüs benim hazinemdir. Kendi kudretimle doldurdum” dedi. Andan Hak Taalâ’bın emriyle âdem’in gövdesine can girdi. Ve feriştehlere buyurdu. Rıza suyu ile yudular. Ululuk ve görklülük tacın başına urdular. Ve keramet hil’atin giydirdiler. Ve yücelik kürsisi üzerine oturttular. Halife adını verdiler. Yerde, gökte halifesin, dediler. Pes, Hak Taalâ kendi lâfzı ile “Uçmak içinde hazinemsin” dedi. Velâyet menşurun verdi. Cümle nesnelerin adların öğretti “Ve alemle Âdemel’esmae küllehâ sümme aredahüm alel-melâiketi..”[108]

Andan feriştehlere sücud kıldı “Ve iz kulnâ lil-melaiket’s-cüdû li-Âdeme fesecedû illâ ibliys..”[109]

Andan can göğse girdi. Âdem aleyhisselâm kalktı, oturdu, dahi ahsırdı “Elhamdülillah rabbel âlemin âlâ küllü hal” (Her halimle Allah’a şükürler olsun) dedi. Pes, surette hareket ahsırmaktır. Evvel dile gelen kelime budur. Andan ve Kaadir-i Künfeyekün’den icabet geldikim, “Yerhamüke Rabbüke ya Âdem”[110] dedi. Andan Allah tebareke ve taalâ ettikim, Ya Âdem! İzzim ve celâlim hakkıçün seni bu kelime için yaraddım, dedi. Buyurdu, yukarı bak dedi. Âdem baktı. Arşa değin gördüki yazılır: “lâ ilahe illallâh, Muhammed resulullah”.

Âdem etti: Ya ilâhi, Muhammed rusulullah kimdir? dedi. Andan ol hayy ve kayyum Tanrı ederkim: Ol, benim habibim adıdır ve senin oğlundur.

Andan Âdem sağ yanına baktı, üç lâtif gördü. Ettikim: Adınız nedir, makamınız ne yerdedir? dedi.

Pes, birisi etti: Adım akıldır. Makamım başda, beyin üstündedir, dedi. Ve hem birisi dahi etti: Adım hayâdır. Makamım yüz üstündedir, dedi. Ve hem birisi etti: Adım ilimdir. Ve makamım göz içindedir, dedi. Anda Âdem aleyhisselâm etti: Gelin yerlü yerünüze girin, dedi. Ol saat üçü dahi yerli yerlerüne girdiler. Âdem rahat oldu. Andan sola baktı, üç şahıs gördü. Ürktü, Âdem etti: Adınız nedir, makamınız kandedir? Nehas kavimdensiniz dedi. Pes birisi etti: Adım öykedir. Makamım başdadır, dedi. Âdem etti: Baş akıl yeridir. Senin başda yerin yokdur. Andan ol şahıs etti: Ben gelicek akıl gider. Ve hem birisi etti: Adım tama’dur. Makamım yüz üstündedir. Andan Âdem etti: Yüz hâyâ yeridir. Senin yüzde yerin yoktur, dedi. Pes, ol şahıs etti: Ben gelicek ol hâyâ gider. Ve hem birisi etti: Adım hasettir. Yerim gözlerdir. Âdem eti: Göz ilim evidir. Ol şahıs eder: Ben gelicek ilim gider.

İmdi azizmen, şöyle bilmek gerekkim: iman, rahman; güman , şeytandır. Pes, güman gelse iman gider. Ol demde Padişah-ı âlem dügeli canları hazretine arz kıldı. Mü’minler canın sağ yanına ve kâfirler canın sol yanına kodu. Andan Allah-ı Taalâ “Elesti birabbiküm”[111] dedi. Anlar Hakk’a lâyık idi. Kulaksız eşiddiler, dilsiz cevap verdiler. Bir nicesi “Beli”[112] dedi, bir nicesi “lâ”[113] dedi. Ve bir nicesi tınmadı. Hak tebareke ve Taalâ “Elesti birabbüküm” dedi. “Beli” diyenlerin bir nicesi “lâ” dedi ve bir nicesi tınmadı. Ve bir nicesi “Beli” dedi. Ve hem “lâ” diyenlerdin bir nicesi “Beli” dedi. Bir nicesi “lâ” dedi. Bir nicesi tınmadı. Ol kim iki kez “Beli” dedi, Müslüman oldu. Müslüman doğdu, Müslüman öldü. Ve olkim iki kez “lâ” dedi, kâfir dirildi ve toğdu ve öldü. Ol kim, evvelâ “lâ” dedi; sonra”Beli” dedi, kâfir toğdu müslüman öldü. Olkim “Beli” dedi, sonra “lâ” dedi. Müslüman toğdu, kafir öldü. Olkim, iki kez dahi tınmadı, neuzubillâh ilkilerden dahi kemdir, azgındır “… ulâike kel’en’âmi belhüm adall…”[114]

Ârâf suresinin bu âyeti, bunlar hakkında gelmiştir. Zira bunlar hayvan gibidir. Her çend ki âdem suretindedir, âdemlerin yerlerin daraldırlar. Ve rızıklarun eksüldürler. Bunların canları hiçdir. Şonlarki, âdemlerdir, görkim Hak Taalâ nice hil’atla bezedi. Ve nice ululuklara ergürdü, nice nur ile bezendirdi. Pes imdi, bunları görüp anlamayan veyahut âdemiler dirliklerini sevvmeyen ilkidir, beklim ilkiden dahi kemdir. Zira kim, hak ehlini bilmeye ilkinden kemdir ve mertebesi belhümadaldur.

Haberde gelmiştir kim, Hak Subhane ve Taalâ, Âdem aleyhisselâmın sol iyegüsünden Havva’yı yaradıkim, hem Âdem’e yar kıldı. Toksan, kız-oğlan doğurdu. Pes, Âdem varlığın Şît’e verdi. Toksan oğlu, kızı oldu. Mecmu halayıklar bunlardan yayıldı. Ve on oğlu, on kızı kaldı. Ve Heme ve Vebe ve Suva ve Yağus ve Yauk ve Nasr ve Abdünnasr ve Habil ve Kaabil ve Salih “İnna halakne’l insan emin nutfetin emşacin nebteliyhi fecealnâhü semiy’an basıyra”[115]

Pes, er suyuna nufte, avrat suyuna emşaç derler.

Allahü Taalâ ferman birle iki feriştehler vardılar. Ol kulun toprağından bir avuç alup götürürler ol iki suyu karıştırırlar. Yoğururlar. Kırk gün sağ elle depredürler, alek olur. Sol elle depredürler muzfa olur. Yine sağ elleriyle depredürler kırk gün, şöyle duru. Ta hatta saklarlar yigirmi güne değin.

Haliya sözden terk yok. Cümle endamlardan önden yan söğüklerün yaradır. Ve hem öldükten sonra yan söğük toprak içinde güç çürür. İkinci gün tekbir parmağın yaradır sağ kolu ile. Üçüncü gün başın yaraddı sol kolu ile. Dördüncü gün ellerin yaradır. Beşinci gün sağ ayağın yaradır. Altıncı gün sol ayağın yaradır. Yedinci gün üç yüz altmış altı tamarların yaradır. Yarısından kan, yarısından yel olur. Kaçan deprenmez tamarlar teprense sayruluk olur. Sekizinci gün yediyüz kırk pare süğük yaradır. Dokuzuncu gün yüz yigirmi dört bin kıl yaradır. Andan Hak Taalâ dört ferişteh verir. Biri ecelin, biri bahtın, biri rızkın, biri başına gelecek vak’aların yazıcısıdır. Onuncu gün girer. Çünkün beş ay tamam ola. Kaçankim can girerse oğlan ana rahminde hareket eder deprenür.

Haliya sözden terk yok. Can ile akıl geldiği gün Münşir, ol kulu tamam eyler. Amma, bunda üç manâ vardır. Bu üç manâ kimde olursa akıl tamamdır. Ve kimdeki olmazsa akıl yoktur. Ve hem canı uyur. Lâkin bu manâ ki kula taallûktur. Evvel: Kenduyi bilmek. İkinci: tabu kılmak. Üçüncü: Kabri yurt kılmak. Pes, bu dediklerim devletlü kişilere değer. Ve bir manâ da devlet, akl-ı lâtiftir. Bu üç nesne olduğu kimesneler devletlü kişilerdir. Kaalennebi: “Elaklü mizanün lillâhi filardı” Manası budurki akıl, yeryüzünde Tanrı’nın terazisidir. Yeryüzünde akıl terazisinden yeğ nesne yoktur. Zirakim, yeryüzünde her iyi nesneyi buyuran akıldır.

Azizmen, akıl dört türlü nurdandır. Evvel: Ay nurundan. İkinci; gün nurundan. Üçüncü; Sidretül münteha nurundan. Dördüncü; Arş nurundandır.

Pes, suret içinde akıl sultan’dır. Gönül içinde rahatlıktır. Âdem aleyhisselâm’a bunca ululuk ve nur ve keramet ve hil’at kim Hak Taalâ verdi. Mecmu’u, akıl berekâtında idi.

Pes imdi, kimin kim gönlünde akıl nuru yeğise, kenduye dahi hayrı yoktur. Ve hem dahi Tanrı Taalâ katında yeri yoktur.

Haberde şöyle gelmiştir ki, Hak Taalâ, üç karanlığı üç dürlü nesne ile aydın eder: Dünya karanlığını ay, gün ve yıldızları ile aydın kıldı.

Ve hem âdemi dahi üç karanlıktan yarattı. Gene üç nesne ile aydın kıldı. Evvel; Çar-anasır karanlığından yarattı, akıl nuru ile aydın kıldı. İkinci; Cehl karanlığından yarattı, ilim nuru ile aydın kıldı. Üçüncü; Nefs karanlığından yarattı, marifet nuru ile aydın kıldı.

Pes imdi, marifet güne benzer. Akıl aya benzer. Ve ilim yıldıza benzer. Ve hem ay, gün doğar dolunur. İlim okunur. Fakat değme insanların hatırlarında kalmaz. Marifet kimin kim gönlünde olsa, ta hatta ölüp siyne girince değin hatırlarından gitmez. Beklim siyninde dahi faidesi olur.

Pes imdi, güneş bir burçtan toğar. Kalan burçlar mahrum kalır. Ve akıllu gönüllerde üçyüz altmış burç var. Değme kal’anın yüzbin burcu var. Marifet cümlesinin üstünde müekkeldir. Dügeli burca erer. Bir burç mahrum kalmaz. Her çend ki gün gökde doğar, nuru yere dokunur. Lâkin marifetlü gönüllerün nuru, oradan da öte gider. Allahü Taalâ eder; Ey kullarım, üzerünüz uçmakdır. Bekçiniz Rıdvandır. Hiçbir nesne harap olmaz, âsândır. Ve marifetlü gönüllerin bekçisi benven. Hiç ola mı kim, şeytan ana zafer bula. Zirakim marifetlü gönüller benim nazarğahımdır.

Ettik kim; Akıl aya benzer. Hem artar, eksülür ve uyakır. Lâkin akıl tamam olucak ne artar ve ne eksilir. Ve ne uyakır.

Ve hem ettik kim; İlim ılduza benzer. Açık olsa halayıklar ayakları yolun görürler. Kimin kim gerçek ilmi olsa Hak’tan yana yolu görürler.

Ve hem ettik kim; İlim gözgüye benzer. Gözgüye bakan kendü suretün görür. Yani kişi oldurkim kendü aybın göre. Pes, kendü aybın gören kişi kinesne aybına dil uzatmaya.

Dahi gökyüzü bulut olıcak, hayıklar ayak yolun görmezler.

Pes, bir kimesnede kim akıl olmaya, marifet olmaya, ilim olmaya haktan yana yolun nice göre.

İmdi azizmen, öyle ise uluları, âlimleri atadan anadan dahi yeğrek ağırlamak gerekir. Zira kim ata, ana ayalini çocuklarını dünya belâsından ve od’undan ve mihnetinden bekler. Lâkin âlimler, müslümanları âhiret belâsından ve od’undan ve mihnetinden saklar. Muhammed buyurur; “İlim ehli, mecmu-ı avama ve hassa faidedir”

Pes, Hak Taalâ eder; “Dilersenüz duanızı kabul kılayın “Emmen yüciyb-ül-muztarra izâ, de’ahû..”[116]

Hak Taalâ eder; Benü ne ırakda ne yakında isten. Her kande olursanız benümle olun. Zirakim, sizlere sizden yakınım, der. Ve her kande olursanız bileyin, der. Her kim beni kenduye yakın bilse hergiz nevmid olmaya, der.

Pes, kiminkim donu miske yakın olsa hoş kukusuz olmaya. Her kim ilme yakın olsa öğrenmekten mahrum kalmaya.

Ve herkim, Hak Sübhane ve Taalâ’nın adını okuya, icabetten mahrum kalmaya.

Ve dahi buyurur ki; Ey mü’minler bilmiş olasınız kim, bir nice kâfirler din düşmanıdır. Bir niceleri ten düşmanıdır. Ve bir niceleri de mal düşmanıdır.

Ve kâfirlerden dahi katı düşman iblistir. Zirakim, kişiyi mutilikten çıkarır ve tamuya müstahak eder. Hemen elden geldikçe anınla uğraşub cenk ve cihad ve kıtal etmek gerek.

Hem kâfirlerden ulu düşman, kişiye üç ulu düşman vardır.

Evvel; Hevâ ü heves

İkinci; Dalâlet ve kibir

Üçüncü; Yalancılık ve kalleşlik

İmdi hava dileği; baylık, beyliktir.

Kibir dileği; toyunca yemek, giymek ve Hakk’a muti olmamaktır.

Ve yalancılık dileği; gaybettir, kahkahadır, maskaralıktır, kendi aybın görmeyip başkaların aybın görmektir.

Pes iblis dileğin görüp işiddik. Bu işler kimse ise iblistir. Ve kimdekim bu işler yogise hassa gibidir.

Hak Taalâ buyurur kim; Havanızı terk edin kıyâmet korkusu için “Ve inminküm illâ vâridühâ..”[117]

Ve Çalab dileğin işleyin tamu korkusu için “Ve inne cehenneme lemev’ıdühü ecma’ıyn..”[118]

Vey şeytana uyman; onun iğvasını, vesvesesini kulağınıza koyman. Zira ol, sizin ulu düşmanınızdır “İnneşşeytane leküm adivvün…”[119]

Ve hem mü’minler, dünya sevmelik ulu noksandır. Kaalennebi ; “Dünyayı terk etmek cem’i ibadetlerin başıdır.”

Hak Sübhane ve Taalâ buyurur; “Fe’emmâ men tegaâ. Ve âse-raelhâyateddünya, Feinnelcehiyme hiyelme’va..”[120]

İmdi, dünyayı sevmemek Hak Taalâ’nın hoşnutluğun bulmaktır “Ve emma men hafe mekaâme Rabbihi ve nehe’nnefse anil’l-hevâ. Feinn’elcennete hiye’lme’va”[121]

Bakî mübarek haberler ve hayırlar sözler, Kur’ân tefsirinde ve Peygamber aleyhisselâm’ın ehadisinde, tezkere’t-ül evliyâ ve mutavvel kitaplarında malûm ola.

Temmetül kitap bi Makalat-ı Hacı Bektaş

*****************************************************

Sn. Aziz Yalçın’ın tarafından hazırlanan “Makalat-ı Hacı Bektaş Veli” isimli eserin özüne bağlı kalınarak Makalat kısmı aktarılmıştır. Bu çalışma yapılırken söz konusu eser, Sn. Ahmet Tekin tarafından hazırlanan “Hacı Bektaş Veli, Makâlât, Konuşma-Öğütleri” isimli eser ile kıyaslama özellikle ayetler bazında yapılmıştır. Ayet açıklamalarında Sn. Aziz Yalçın’ın eseri temel alınmasına karşın, söz konusu eserde ayet açıkalmalarının olmadığı yerlerde ve Sn. Ahmet Tekin’in eserinden alınan ayetlerde, Sn. Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk’ün Kur’ân- Kerim Meâli isimli eserden faydalanılmıştır.

Sn. Aziz Yalçın eserinde Sn. Sefer Aytekin’in Türk harfleri ile “Güvercin Yayaınları” tarafından yayınlanmış bulunan eseri esas almıştır.

Sn. Aziz Yalçın’ın eserinde her paragrafın açıklamasını paragraf sonlarında yapılmıştır. Bu nedenledir ki tek başına Makalat’ı okuma imkanı zorlaşmaktadır. Aktarımın amacı yorumsuz ve açıklamasız olarak Makalat-ı sunmaktır.

Ali Polat

29 Ekim 2006

Kaynaklar:

1-Aziz Yalçın, Makalat-ı Hacı Bektaş Veli, Der Yayınları, 4. basım/2004

2-Ahmet Tekin, Hacı Bektaş veli Mâkâlât, Kelam Yayınları

3-Prof. Yaşar Nuri Öztürk, Kur’ân-ı Kerîm Meâli

[1] Bu bölümün varlığından Sn. Aziz Yalçın’ın eserinin 9 ve 10 sayfalarında belirtilmesine rağmen eserinde belirtilmemiştir. Bu nedenle Sn. Aziz Yalçın ve Sn. Ahmet Tekin’in eserlerinden vaydalanılarak oluşturulmaya çalışılmıştır.

[2] Aziz Yalçın, Makalat-ı Hacı Bektaş Veli, Der Yayınları, 4. basım/2004

Ahmet Tekin, Hacı Bektaş veli Mâkâlât, Kelam Yayınları

[3] Ahmet Tekin, Hacı Bektaş veli Mâkâlât, Kelam Yayınları

[4] Ahmet Tekin, Hacı Bektaş veli Mâkâlât, Kelam Yayınları

[5] Aziz Yalçın, Makalat-ı Hacı Bektaş Veli, Der Yayınları, 4. basım/2004, s.10

[6] “..Yaş, kuru bir şey yoktur ki Kur’ân’da bulunmasın” (En’am 6/59)

[7] “..Kendinizi ve ailenizi ateşten koruyun. O ateşin yakacağı insan ve taştır” (Tahrim 66/6)

[8] “.. biz ona şahdamarından daha yakınız” (Kaf 50/16)

[9] “…Beni ateşten, onu çamurdan yaratın” (Araf 7/12)

[10] “.. fir’avun ve ailesini batırmış ve sizi kurtarmıştım” (Bakara 2/50)

[11] “..İnsanların Allah’ı sevmeleri hepsinden kuvvetlidir..” (Bakara 2/165)

[12] “iyilik edenleri daima iyilikle mükâfatlandırınız ve daha da fazlasını veriniz” (Yunus 10/26)

[13] “…Rabbine kavuşmayı dileyen kişi hayırlı işler işlesin ve Rabbine kullukta kimseyi eş tutmasın” (Kehf 18/110)

[14] “.. Üç kişi bir arada bulunsa dördüncüsü Tanrıdır” (El Mücadele 58/7)

[15] “Gerçekten munafıklar cehenneminen aşağı katındadırlar..” (Nisa 4/145)

(A.Tekin; Makalat eserinde A’raf 7/40 ayeti yer almaktadır. “Ayetlerimizi yalanlayan ve onlar karşısında büyüklük taslayanlar var ya, gök kapıları açılmayacaktır onlar için ve deve iğne deliğinden geçinceye kadar cennete giremeyeceklerdir onlar. Suçluları böyle cezalandırırız biz.” ; Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk Kur’ân-ı Kerim Meali)

[16] “Şüphe yok ki Allah kendisine eş koşulmasını bağışlamaz. Dilediği kişinin bütün suçlarını örter ve bağışlar..” (Nisa 4/116)

[17] “.. Onların sırtlarından zürriyetlerini aldı. Onları kendi nefislerine şahit tutarak “Ben Rabbiniz değil miyim?” dedi. Onlar da “Evet şahidiz, Rabbimizsin” dediler” (Araf 7/172)

[18] “Gerçekten, her güçlükle beraber bir kolaylık vardır.” (İnşirah 94/6)

[19] “Ey insanlar! Allah’a Peygamberine ve kutsal kitaplarına inanın. Kim Allah’ı, Peygamberlerini, meleklerini, kitaplarını ve ahiret gününü inkâr ederse, şüphe yok ki, sapıtmıştır..” (Nisa 4/136)

[20] “..Oysa ki Allah, alış-verişi helal, ribayı haram kılmıştır...” (Bakara 2/275)

[21] “Bir eşin yerine başka bir eş almak istemişseniz onlardan birine yükler dolusu mal vermiş olsanızda o maldan hiçbir şeyi geri almayın. İftira ederek, açık bir günah işleyerek mi geri alacaksınız?” (Nisa 4/20)

(A.Tekin; Makalat eserinde Nur 24/32 ayeti yer almaktadır. “İçinizden bekarları/dulları, bir de erkek hizmetçilerinizden ve halayıklarınızdan durumu uygun olanları evlendirin….”; Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk Kur’ân-ı Kerim Meali)

[22] “Size şu kadınlarla evlenmek harak kılınmıştır:..” (Nisa 4/23)

(A.Tekin; Makalat eserinde Bakara 2/222 ayeti yer almaktadır. “Sana âdet halinide sorarlar, de ki; O insana tiksinti ve rahatsızlık veren bir haldir. Hayızlı oldukları sırada kadınlardan uzak durun…”; Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk Kur’ân-ı Kerim Meali)

[23] “Allah’ın önceden gelip geçmişlere uygulamış olduğu kanun budur..” (Feth 48/23)

[24] “Onlar Allah ile yapılan sözleşmeyi kabulden sonra bozdular…” (Bakara 2/27)

(A.Tekin; Makalat eserinde Ra’d 13/25 ayeti yer almaktadır. “Allah’a verdikleri sözü, onun antlaşma haline getirdikten sonra bozanlar…”; Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk Kur’ân-ı Kerim Meali)

[25] “Şefkat imandır” (Hz.Muhammed, Hadis-i Şerif)

[26] “…sizlere rızk olarak verdiklerimizin temizlerinden yiyin dedik..” (Araf 7/160)

(A.Tekin; Makalat eserinde Taha 20/81 ayeti yer almaktadır. “Size verdiğimiz rızkın temizlerinden yiyin…”; Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk Kur’ân-ı Kerim Meali)

[27] “..iyiliği emreden, fenalıktan kaçınan bir ümmet olun..) (Al-i İmran 3/104)

[28] “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın..” (Al-i İmran 3/103)

[29] “Allah’a kalbinizin bütün özlüğü ile tövbe edin…” (Tahrim 66/8)

[30] “… kim Allah’a dayanırsa O ona yeter..” (Talak 65/3)

[31] “.. şükrederseniz size karşılığı artıracağım..” (İbrahim 14/7)

[32] “… yalnız sabredenlere mükâfatları hesapsız olarak ödenecektir.” (Zümer 39/10)

[33] “… iyiliğin mükâfatı iyiliyken başka değildir.” (Rahman 55/60)

[34] “O kullarının tövbelerini kabul eder…” (Şura 42/25)

[35] “… Eğer bilmiyorsanız ehline sorunuz” (Enbiya 21/7)

(A.Tekin; Makalat eserinde Nahl 16/43 ayeti yer almaktadır. “… eğer bilmiyorsanız Zikir ekline sorun.” ; Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk Kur’ân-ı Kerim Meali)

[36] “.. başlarını traş etmiş ve saçlarını kısaltmış olarak korkusuzca..” (Fetih 48/27)

[37] “.. o ateş ise inanmayanlar için hazırlanmıştır.” (Bakara 2/24)

[38] “.. Şüphesiz ki Allah emirlerini yerine getiri. Allah gerçektende her şey için bir ölçü tayin etmiştir.” (Talak 65/3)

[39] “.. Sevdiği ve onlarında o’nu sevdiği…” (Maide 5/54)

[40] “.. Benim canımı Müslüman olarak al ve beni iyilere karıştır.” (Yusuf 12/10)

[41] “Velilerin, nebilerin ve tüm seçkin kişilerin öğünçleri fakirlikleridir” (Hz.Muhammed, Hadis-i Şerif)

[42] “Nefsini bilen Rab!bini bilmiş olur” (Hz.Muhammed, Hadis-i Şerif)

[43] “.. Onu toz-duman ederiz.” (Furkan 25/23)

[44] “Allah en güzel olarak indirdi…” (Zümer 39/23)

[45] “Eğer yeryüzündeki tüm ağaçlar kalem, bütün denizler de mürekkep olsalardı, yine de Allah’ın sözü bilmezdi. Şüphe yok ki Allah güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Lokman 31/27)

[46] “Eğer biz Kur’ân’ı bir dağa indirseydik, dağ Allah korkusundan parça parça olurdu. Bunu, insanlar düşünsünler diye söylüyoruz.” (Haşr 59/21)

[47] “.. Allah’ın rahmetinden umudunuzu kesmeyin…” (Zümer 39/53)

[48] “Allah münafıklara cehennem ateşi vaad etmiştir…” (Tevbe 9/68)

[49] “… eğer doğru iseniz, açık delilinizi getiriniz..” (Neml 27/64)

[50] “Karada ve denizde avlanmak ve avlananları yemek helâldir..” (Maide 5/96)

[51] “Size şu kadınlarla evlenmek haram kılınmıştır:…” (Nisa 4/23)

[52] “Ey insanlar! Seslerinizi Peygamberin sesinden yüksek çıkarmayınız..” (Hucurat 49/2)

[53] “.. kim afveder ve barışırsa…” (Şura 42/40)

[54] “Kur’ân’ı inananlara şifa ve rahmet olarak indirmekteyiz..” (İsra 17/82)

[55] “Bu Rabbinin rahmetidendir..” (Kehf 18/98)

[56] “Onlar.. Allah ile yapılan sözleşmeyi kabulden sonra bozarlar.. (Bakara 2/27)

(A.Tekin; Makalat eserinde Neml 27/2 ayeti yer almaktadır. “Müminlere bir kılavuz ve muştudur o.” ; Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk Kur’ân-ı Kerim Meali)

[57] “Muhakkak ki Kur’ân inanmayanlar için indirilmiştir. (Hakka 69/50)

[58] A.Tekin; Makalat eserinde ayrıca;

Ve hem ceza var. “Onlar.. Allah ile yapılan sözleşmeyi kabulden sonra bozarlar..” (Bakara 2/27; Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk Kur’ân-ı Kerim Meali)

yer almaktadır.

[59] “Yüreklerinde dert vardır. Allah dertlerini artırmıştır.” (Bakara 2/10)

[60] “Allah yolunda ölenleri ölü saymayın..” (Al-i İmran 3/169)

[61] “Sana ruhu soruyorlar. De ki; ruh Rabbinin emrinden ibarettir..” (İsra 17/85)

[62] “.. İçinizden kimi dünyayı istiyor, kimi âhireti –Allah’ı diliyor-..” (Al-i İmran 3/152)

[63] “Uykunuzu istirahat için yaptık” (Nebe 78/9)

[64] “..İçinizden bir kısmı dünyayı istiyordu, bir kısmınız ise âhireti istiyordu...” (Al-i İmran 3/152)

[65] “.. hatta onlar daha da aşağı ve bayağıdırlar” (Araf 7/179)

[66] “.. Onların –kötü kişilerin- hesabından sana bir sorumluluk yoktur. Senin hesabından da onlara bir sorumluluk gelmez. Bu sebeple onları kovup zalimlik edicilerden olma” (En’am 6/52)

[67] “Allah katında din İslamiyettir” (Al-i İmran 3/19)

(A.Tekin; Makalat eserinde Rahman 55/46 ayeti yer almaktadır. “Rabbinin makamından korkan kimseye iki cennet var” ; Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk Kur’ân-ı Kerim Meali)

[68] “Kalbinize şüphe düştü. Ama siz görmüyor musunuz ki, Allah gökten yağmur indirip yerleri yemyeşil etti.” (Hac 22/63)

[69] “Allah’ın verdiği renge uyun. rengi Allah’ın renginden güzel olan kim ver” (Bakara 2/138)

[70] “Sizin İlah'ınız Vâhid'dir, bir tek İlah'tır. İlah yoktur O'ndan baska. Rahman'dır O, Rahîm'dir.” (Bakara 2/163; Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk Kur’ân-ı Kerim Meali)

[71] “Allah'tan baska ilah yok. Hayy'dir O, sürekli diridir; Kayyûm'dur O, kudretin kaynagıdır. Ne gaflet yaklaşır O'na ne kendinden geçme ne de uyku. Göklerde ne var, yerde ne varsa yalnız O'nundur. O'nun huzurunda, bizzat O'nun izni olmadıkça, kim sefaat edebilir! O, insanların önden gönderdiklerini de bilir, arkada bıraktıklarını da!... İnsanlar O'nun bilgisinden, bizzat kendisinin dilediği dışında, hiçbir şeyi kavrayıp kuşatamazlar. O'nun kürsüsü, gökleri ve yeri çepeçevre kuşatmıştır. Göklerin ve yerin korunması O'na hiç de zor gelmez. Aliyy'dir O, yüceligi sınırsızdır; Azim'dir O, büyüklügü sınırsızdır.” (Bakara 2/255; Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk Kur’ân-ı Kerim Meali)

(A.Tekin; Makalat eserinde En’am 6/18 ayeti yer almaktadır.”Ve kulları üzerinde hüküm ve egemenlik sahibi Kaahir'dir O. Tüm hikmetlerin kaynağıdır O. Her şeyden haberdardır.” ; Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk Kur’ân-ı Kerim Meali)

[72] “Ve kulları üzerinde hüküm ve egemenlik sahibi Kaahir'dir O. Tüm hikmetlerin kaynağıdır O. Her şeyden haberdardır.” (En’am 6/18; Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk Kur’ân-ı Kerim Meali) (A.Tekin; Makalat eserinde Bakara 2/255 yer almaktadır.)

[73] “Onur ve yücelik isteyen bilsin ki, onur ve yüceliğin tümü Allah'adır. Temiz ve güzel kelime O'na yükselir; hayra ve barışa yönelik amel de o kelimeyi yüceltir. Kötülükleri kuranlara/kötülükleri tuzak yapanlara gelince, onlar için şiddetli bir azap vardır. Ve böylelerinin tuzağı tarumar olur.” (Fatır 35/10; Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk Kur’ân-ı Kerim Meali)

[74] “İkram ve kudret sahibi Rabbinin ismi öyle yüce ki.” (Rahman 55/78, A.Tekin; Makalat eserinden; Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk Kur’ân-ı Kerim Meali)

[75] “De ki: "Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok affedici, çok merhametlidir.” (Al-i İmran 3/31; Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk Kur’ân-ı Kerim Meali)

[76] “Yemin olsun biz, senden önce de resulleri toplumlarına gönderdik, onlara açık kanıtlar getirdiler. Nihayet, günah işleyenlerden öc aldık. İnananlara yardım etmek bizim üzerimizde bir haktı.” (Rum 30/47; Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk Kur’ân-ı Kerim Meali)

[77] “Rabbinin rahmetini onlar mı bölüştürüyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Ve onların kimini kimine derecelerle üstün kıldık ki, bazısı bazısını tutup çalıştırsın. Rabbinin rahmeti, onların derleyip topladıklarından daha hayırlıdır.” (Zuhruf 43/32; Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk Kur’ân-ı Kerim Meali)

[78] “Ve onu hiç beklemediği yönden rızıklandırır. Kim Allah'a dayanıp güvenirse O, ona yeter. Hiç kuşkusuz, Allah, emrini yerine getirecektir. Allah her şey için bir ölçü/bir kader belirlemiştir.” (Talak 65/3; Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk Kur’ân-ı Kerim Meali)

[79] “O, odur ki sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarsın diye size acıyor/destek veriyor. Melekleri de öyle yapıyor. Zaten O, inananlara karşı çok merhametlidir.” (Ahzap 33/43; Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk Kur’ân-ı Kerim Meali)

[80] “Bir korku ve endise duyarsaniz yürüyerek veya binit üzerinde kilin. Güvene kavustugunuzda bilmediginiz seyleri size ögrettigi sekilde Allah'i zikredin.” (Bakara 2/239; Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk Kur’ân-ı Kerim Meali)

(A.Tekin; Makalat eserinde Bakara 2/151 yer almaktadır. “Nitekim size aranızdan bir resul göndermişiz; size ayetlerimizi okuyor, sizi temizleyip arıtıyor, size Kitap'ı ve hikmeti ögretiyor, size, daha önce bilmediklerinizi belletiyor.” ; Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk Kur’ân-ı Kerim Meali)

[81] “O, hikmeti dilediğine verir. Ve kendisine hikmet verilmiş olana çok büyük bir hayır verilmiş demektir. Gönlünü ve aklını çalştıranlardan başkası düşünüp anlayamaz.” (Bakara 2/269; Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk Kur’ân-ı Kerim Meali)

[82] A.Tekin; Makalat eserinden ayıca;

Andan varlığını bildirdi: “Allah'tır ki gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yaratmış, sonra arş üzerinde egemenlik kurmuştur. O'nun dışındakilerden size ne bir dost vardır ne de bir şefaatçı. Hâlâ düşünüp ibret almayacak mısınız?” (Secde 32/4; Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk Kur’ân-ı Kerim Meali)

Andan sıfatını bildirdi: “Allah'ın boyasını esas alın. Allah'tan daha güzel kim boya vurabilir! Biz yalnız O'na kulluk ederiz.” (Bakara 2/138; Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk Kur’ân-ı Kerim Meali)

Andan mülkünü bildirdi: “Bilmedin mi ki göklerin de yerin de mülk ve saltanatı yalnız Allah'ındır. Sizin için Allah'tan başka ne bir velî vardır ne de bir yardımcı.” (Bakara 2/107; Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk Kur’ân-ı Kerim Meali)

Andan azametini bildirdi : “Allah'tan baska ilah yok. Hayy'dir O, sürekli diridir; Kayyûm'dur O, kudretin kaynagıdır. Ne gaflet yaklaşır O'na ne kendinden geçme ne de uyku. Göklerde ne var, yerde ne varsa yalnız O'nundur. O'nun huzurunda, bizzat O'nun izni olmadıkça, kim sefaat edebilir! O, insanların önden gönderdiklerini de bilir, arkada bıraktıklarını da!... İnsanlar O'nun bilgisinden, bizzat kendisinin dilediği dışında, hiçbir şeyi kavrayıp kuşatamazlar. O'nun kürsüsü, gökleri ve yeri çepeçevre kuşatmıştır. Göklerin ve yerin korunması O'na hiç de zor gelmez. Aliyy'dir O, yüceligi sınırsızdır; Azim'dir O, büyüklügü sınırsızdır.” (Bakara 2/255; Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk Kur’ân-ı Kerim Meali)

yer almaktadır.

[83] “..yakıtı insan ve taş olan…” (Bakara 2/24)

[84] “O yemyeşil ağaçları sizin için ateş çıkartandır..” (Yasin 36/80)

[85] “..Gök gürlemeleri ve şimşekler arasında –korkudan- parmaklarıyla kulaklarını kapatırlar..” (Bakara 2/19)

[86] “Sonra –yeşil ağaçtan- çakıverdiğiniz o ateşi gördünüz mü?” (Vakıa 56/71)

(A.Tekin; Makalat eserinde Ahzap 3/131 yer almaktadır. “Kâfirler için hazırlanmış ateşten korkun” ; Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk Kur’ân-ı Kerim Meali)

[87] “(Sevapları) ağır gelenler, korktukları (şeylerden) güvendelerdir. (Onlar) umduklarına erişenlerin ta kendisidirler. Tartıları hafir gelenler ise kendilerine yazık edenlerdir. Onlar cehennemde temelli kalacaklardır.” (Müminun 23/102-103)

[88] “..onlardan kimi nefislerine zulmederler, kimisi daha ılımlı davranırlar, kimileri de iyilikler yaparlar..” (Fatır 35/32)

[89] “Suyu acı ve tatlı iki denizi birbirine kavuşmak üzere salıvermiştir. Aralarında biribirlerine karışmalarına mani perde vardır” (Rahman 55/19-20)

[90] “..Orada temiz su ırmakları, tadı bozulmayan süt ırmaklar, zevk veren şarap ırmakları ve süzme bal ırmakları vardır.” (Muhammed 47/15)

[91] “Allah katında din, İslamiyettir” (Al-i İmran 3/19)

[92] “Mezar bazı insanlar için cennetin iç açıcı bir bahçesi, bazıları için de ateşle dolu bir kuyudur.” (Hz.Muhammed, Hadis-i Şerif)

[93] “..Kökü sağlam dalları göğe doğru olan güzel bir ağaçtır.” (İbrahim 14/24)

[94] “..hükümdarlar bir memlekete girince, orasını perişan ederler, şerefli insanları da bayağı yaparlar..” (Neml 27/34)

[95] “Göklerde ve yerde zerre kadar olanlar bile O’nun bilgisinin haricinde değildir. Bundan daha küçüğü, daha büyüğü de muhakkak ki, kitaptadır.” (Yunus 10/61)

[96] “..biz ona şahdamarından daha yakınız.” (Kaf 50/16)

[97] “Görmedin mi ki göklerde ve yerde ne varsa yüce Allah hepsini bilir. Üç kişinin gizli konuştuğu yerde dördüncü O’dur. Bundan az ya da çok olsalar ve nerede bulunursa bulunslar O mutlaka yine onların yanındadır. Sonra bütün yaptıklarını kıyamet gününde kendilerine haber verir. Çünkü, Allah her şeyi hakkıyle bilir..” (Mücadile 58/7)

[98] “..O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, işitendir, görendir.” (Şura 42/11)

[99] “..Sana ruhu soruyorlar. deki. ruh Rabbinin emrinden ibarettir.” (İsra 17/85)

[100] “..Akşam girerken ve sabah olurken, hepiniz Allah’ı tenzih ve tesbih ediniz. Göklerde ve yerde hamd ona mahsustur. Gündüzün sonunda ve öğlen vakti Allah’ı tenzih ve tesbih ediniz.” (Rum 30/17-18)

[101] “Yeryüzü bir başka yeryüzüne döner..” (İbrahim 14/48)

[102] “Herkes ölümü tadacaktır..” (Ankebut 29/57)

[103] “Andolsunki biz âdemoğlunu şerefli kıldık..” ( İsra 17/70)

[104] “…kendi varlıklarında da göstereceğiz…” (Fusullet 41/53)

[105] “Rabbin meleklerine: Ben yeryüzünde bir halife vereceğim demişti…” (Bakara 2/30)

[106] “… Sizi bir nefesten yaratmıştır. Ondan zevcesini yaratmıştır. İkisinden birçok erkek ve kadın türetmiştir. Allah’a gelmekten sakının ki onunla birbirinizden hakkınızı istersiniz. Akrabalık haklarına da uyun. Şüphe yok ki Allah her şeyi görür ve bilir.” (Nisa 4/1)

[107] “… -insanı- Balçıktan, topraktan yarattık” (Hicr 15/26)

[108] “..Ve âdeme her şeyin ismini öğretti, sonra onlara meleklere gönderdi..” (Bakara 2/31)

[109] “…Sonra meleklere, (Âdem’e secde edin dedik) Hemen hepsi secdeye kapandı. Yalnız iblis.. (secde etmedi)..“ (Bakara 2/34)

[110] “Rabbin seni bağışlasın ey Âdem”

[111] “Elesti birabbüküm” = Ben sizin Rabbiniz değil miyim?

[112] “Beli” = Evet

[113] “lâ” = Hayır

[114] “.. hatta onlardan dahi sapıktırlar..” (Araf 7/179)

[115] “Biz insanı karışık –iki cinssin- bir damla sudan yarattık. Onu imtihan edeceğiz. bunun için onu işitici ve görücü kıldık” (İnsan 76/2)

[116] “Bunalmışa, kendisine yalvarıp yakarınca karşılık veren…” ( Neml 27/62)

[117] “Sizlerden cehenneme uğramayacak bir kişi bile yoktur…” (Meryem 19/71)

[118] “Şüphe yok ki, onların hepsine vaad olunan yer cehennemdir..” (Hicr 15/43)

[119] “Şeytan sizin düşmanınızdır..” (Fatır 35/6)

[120] “Kim azmışsa, dünya yaşayışını seçmişse işte varacağı yer cehennemden başkası olamaz..” (Naziat / 37-38-39)

[121] “Amma, kim makamından korkup nefsini kötülükten alıkoymuşsa, muhakkak ki, onun varacağı yer cennet olacaktır..” (Naziat / 40-41)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 30
Toplam yorum
: 12
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 773
Kayıt tarihi
: 16.04.09
 
 

1966 doğumlu, Makina Mühendisiyim. Güncel ve politik olayları takip etmekle birlikte özelllikle teol..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster