Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Temmuz '06

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
1598
 

Makastar

Makastar
 

Havluyu dışarıya asanlara bakmam bile. Hoş, dükkan içinde kuruttuklarında da nahoş bir koku kalıyor havluda ama yine de havlular minik çamaşır askısına dizilip sokağa konduysa tıraştan sonra kafana kolonya boca edecekleri kesin. Kolonyanın saça iyi geldiğini iddia edenlere bile rastladım. Eve koşup kafana yarım kutu şampuan da döksen bir saat sonra en ufak bir boyun hareketinde o kolonya kokusu etrafını sarar, Rönesans tabloları gibi kafanda bir koku harasiyle dolanır durursun. Bu yaştan sonra havari olmaya niyetim yok.

Bigudi sarılacak kıvama gelmiş saçlarıma kontrolu kolay bir şekil vermek için gidebileceğim berberleri kafamdan geçirdim. Havlusu sokakta olmayacak, tezgahında eski usul sabun kasesi bulunmayacak, habire soru soran çenesi düşük birileri çalışmayacak, kapısında yaptığı işi akademik hale sokup “hair designer” yazmayacak, temiz görünümlü olacak vs vs.. Liste kabardıkça lülelerime bigudi sarmamın şart olacağını anlayıp, “deli misin nesin, çok kıytırık olmayan bir yere gir ve otur. Nasıl olacak sorusuna tane tane cevap ver, adamın gözlerinin içine bak, anlattıklarının yüzde onunu anladığından emin ol” dedim ve eve giderken önünden geçtiğim bir kuaföre gitmeye karar verdim. Dükkanın cam kapısına yaklaşırken “sor bakalım, kuaförle berberin farkı neymiş? ” diye aklımdan geçirdim ama öğreten adam olmanın saçıma istenen formun verilmesine bir katkısı olmayacak biliyorum, tecrübeyle sabit.. “Aman saç dediğin kafandaki kıl yumağı işte, uzuyo, uzadıkça budanıyo, ne farkeder? ” de diyemiyorum bu sefer. Canım kıl yumağına şekil verdirmeyi çekiyor.

İçeri adımımı atar atmaz kasada oturan genç çocuk elindeki gazeteyi aceleyle katlayıp, ayağa kalktı. Bu berber milleti boş kaldığında sürekli gazete okur. O kadar gazeteyi başka biri okusa ekranlarda başbakanla çatır çatır memleket meselelerini tartışır ama ne hikmetse berber ırkı saatlerce oturup pür dikkat yazılara değil kelime arası boşluklara bakıyor olsa gerek “Cemil topu tut, Ayşe ip atla” cümlelerinin üzerine çıkamazlar sohbetlerde. İstop ve ip atlama jübilemi yıllar önce apartman önünde yaptığımdan makas çıt çıtları arasında açılan konulara “hıı… yok…” der geçerim.

Gazete yazılarının kelime arası boşluklarını takip etmekten yorgun düşmüş genç adam iki eliyle saçımı sağdan soldan kaldırıp, görüntüye aynadan bakarken “nasıl olsun? ” dedi. En sevdiğim soru… “Bu sefer az pişsin, vitamini kaybolmasın ama kenar kılçıklarını bir zahmet alıver, ağzıma gelmesin” diyesim var fakat filmin devamını çekecek halim yok. Gerçi ha “havuçlar zor pişer, alta yerleştir” demişim, ha “yanlar şu boyda olsun, favorilerin boyu değişmesin sadece inceltelim” demişim farkeden birşey olmayacak, adım gibi eminim. Onun kafasında kurduğu adam saçı neyse dükkandan o kafayla çıkacağım. Kolonyadan kurtulayım yeter.

Yine de üşenmeden üç defa üst üste tarif ettim. Berbere “makinayı al ve gördüğün her kılı biç” komutu vermedikçe saç tarif etme işi Milli Piyango bileti alıp, “ya çıkarsa” demekle eşdeğerdir. Mağmanın derinliklerinden gelen bir umut kıvılcımı insanı hiç terketmez ve sonunu bile bile milyarda bir şansı zorlarsınız. Benim üç dikişli tarif işi de mağmanın yüzünden oldu yine…

Yarım saat süren makas darbeleri önce benim tarifi sonra da saçları götürdü. Elindeki fırçayla yüzüme düşen kılları süpürürken “ aman lütfen bırak gözümün önünde kıl yumağı olsun, böylesi daha iyi” demek geliyor içimden. Hem eve gidip Aslı’ya “saçımı kestirdim ama kaş ektirdim” havası bile atabilirim. Olmadı; ağzımı açmadan boş boş bakmaya devam ettim. Böyle durumlarda teslim olmak en kestirme çözümdür. Üstüne bir de “çok güzel oldu, eline sağlık” finali patlatılır ki dünyanın düzenini değiştirmek yerine onunla eğlenebilmek mümkün olsun. “Oh çok güzel oldu, dünya varmış, eline sağlık” diyerek koltuktan kalktığımda, genç çocuk “geçmiş olsun” dedi. Ne yaptığının farkındaysa tutup elini sıkacağım ama adam ter içine kalmış. Belki de berber akşam namazına gitti ve boş kalmasın diye dükkana bıraktığı kasabın çırağıyla oynaşıyoruz yarım saattir. “Ucuz atlattık, eli alışmıştır şimdi kafa derimi soymadığına şükretmem lazım” diyerek çıktım dükkandan.

Bir dahaki sefere yeniden “hair designer” ı denemem lazım. En azından daha havalı makasları var. Hem tıraşa başlamadan once “hangi tarafa dönüp yatarsınız? ” gibi saçın ruh bilimini çözen soruları da var onların. Belki geveze bir günüme denk getirir hayatımın berber filmini çekerim..

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

istediğin kadar tarif et. kapıdan içeri girdiğin anda berber senin için uygun saç modeline karar verir ve her türlü tarif çaban adamın bir kulağından girer diğerinden çıkar. Gür ve kıvırcık saçlarım sebebiyle yıllarca İbrahim Tatlıses'in 80 lerde ki saç modeliyle dolaştım. Çareyi saçları her daim 2 numara kestirmekte buldum. Her traş günü benim içindir bir krizdir yani kısacası. başarılar. K.

Kerem Oğuz 
 14.11.2006 9:49
Cevap :
berber müşteriliğinden emekli oldum. en kısa ve en uzundan başka modelle uğraşacak dermanım kalmadı. en kısayı evde makinayla saçıma dalan eşim hallediyor, en uzun için model yok... sıkılana kadar kendi haline bırakıyorum. kafam rahat :)  14.11.2006 11:35
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 33
Toplam yorum
: 70
Toplam mesaj
: 29
Ort. okunma sayısı
: 2019
Kayıt tarihi
: 07.07.06
 
 

Evli. Baba. Ailesine düşkün. Mühendis. Fenerbahçeli. Suya yazar.   ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster