Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Ekim '07

 
Kategori
Ekonomi - Finans
Okunma Sayısı
1310
 

Malî politikaların niteliği

Malî politikaların niteliği
 

1929 Senesinde yaşanan büyük depresyon klasiklerin “ekonominin görünmez bir el ile istikrara kavuşacağı” fikrini sarsmış ve yeni arayışlara sebep olmuştu. Dönemin iktisatçılarından John Maynard Keynes klasiklerin liberal anlayışını şiddetle eleştiriyor ve deflasyonist bunalımın ancak görünen bir el, yani devletin müdahalesi ile aşılacağını savunuyordu. Keynes 1936 senesinde Faiz, İstihdam ve Paranın Genel Teorisi adlı eseri ile geliştirdiği iktisat teorilerini neşretti. On sene gibi kısa bir sürede Keynes’in iktisadî politikaları tanındı, kabul edildi ve buhranın aşılmasında tek çâre olarak görülüp uygulanmaya başlandı.

1930’lara gelininceye değin kamu harcamaları toplumun ihtiyaçlarını karşılayan; vergiler ise bu harcamaların finansmanını sağlayan araçlar olarak biliniyordu. Klâsik maliyecilerin bu fikrine karşın, Keynes, bu iki malî aracı – aslî görevleri dışında, hükûmetin ekonomik ve parasal istikrarı sağlamadaki en önemli silahları olarak görmekteydi. "Keynesyen Teori"nin ortaya koyduğu fonksiyonel maliye anlayışı ile malî araçlar artık birer malî politika niteliğindeydi.

Keynesyen analiz, istihdamı arttırmak için, açık finansman önerilerini onaylamış bir iktisadî görüştür. Bu görüşe gelinceye kadar, en azından resmî çevrelerde hâkim olan geleneksel yaklaşıma göre, devlet ekonomiye müdahale konusundaki girişimleri asgarî düzeyde tutmalıydı. Zirâ, geleneksel görüşe göre kamu harcamaları, özel harcamalardan kısıntı yapılması pahasına arttırılabilir. Özel harcamaların da etkin olduğu kabûl edildiği için bu davranıştan ekonomi net bir fayda sağlayamaz. Keynesyen görüşe göre istihdam hacmi, toplam talep düzeyine tabidir. Toplam talep düzeyi ise devletin uygun vergi ve kamu harcamaları politikaları ile ayarlanabilir. Bu bize, ekonominin yönlendirilmesinde, malî politikaların üstünlük kazandığını, paranın miktar teorisinin geçici bir süre iktisadî önemini kaybettiğini göstermektedir. Geleneksel para politikası, depresyon dönemlerinde para arzının arttırılması yoluyla fâiz oranlarının aşağıya çekileceğini ve düşen fâiz oranlarının etkisiyle yatırımların artıp ekonominin canlanacağını savunuyordu. Keynesyen teori ise para arzı ne kadar arttırılırsa arttırılsın faiz oranının belli bir seviyeden aşağı düşmeyeceğine işâret etmekteydi. Dolayısiyle Keynesyen teorinin benimsendiği ilk yıllarda, iktisatçıların çoğu müdahalenin para politikası ile değil, fakat malî politika ile gerçekleştirilmesi gerektiğine inanmışlardı.

1950’li ve 1960’lı yıllara gelindiğinde, artık, malî politikalar ekonomiyi kontrol etmenin tek yolu olarak görülmekteydi. Yukarıda da izâh edildiği gibi bunun iki sebebi vardı: Birincisi, politikacıların ve iktisatçıların Keynesyen görüşü benimsemiş olmaları; ikincisi de, talebi kontrol eden alternatif politikanın, yani para politikasının etkisiz olduğuna inanılmasıydı.

Bu dönemde malî politika iki ana rolü üstlenmiştir. Birincisi, şiddetli deflasyonist ve enflasyonist açıkları bertaraf etmektir. Kitlesel bir işsizliği önlemek için genişletici malî politika; aşırı enflasyonu önlemek içinse daraltıcı mali politika kullanılmaktaydı. Bu birinci rol ekonomideki dengesizliği önlemekteydi. Malî politika bu yönüyle, günümüzde de pek çok iktisatçı tarafından kabûl görmektedir. Malî politikanın ikinci rolü konjonktürdeki dalgalanmaları yumuşatmayı üstlenmiştir. Bu rolüyle malî politika, konjonktürün enflasyona döndüğü ikinci safhasında kamu harcamalarını azaltmayı ya da vergileri arttırmayı içermektedir. Böylece, meydana gelen genişleme sebebiyle artan enflasyon ve ödemeler dengesindeki bozulma giderilmeye çalışılmaktadır. Diğer taraftan, ekonominin durgunluğa yöneldiği dördüncü safha esnasında artan işsizlik ve üretimdeki düşüş gibi meseleler durumu daha da kötüleştirmektedir. Konjonktürün bu evresinde, ekonomiyi iyileştirmek için hükûmet vergileri azaltmalı ya da kamu harcamalarını arttırmalıdır. Bu istikrar politikaları başarılı olursa ekonomideki hassas ayar gerçekleşmiş olacaktır. Böylece, talepteki bir fazlalığın ya da yetersizliğin şiddetlenmesine imkân verilmeden ekonomi dengeye getirilecektir. Ancak toplam talepteki dalgalanmalar hiç bir zaman için tam anlamıyla engellenemeyecektir. Nitekim, hiçbir iktisatçı hassas ayarın kusursuz işlediğini iddia edememiştir. Bununla birlikte pek çok iktisatçı, Keynesyen malî politikanın dikkatli kullanılması hâlinde ekonominin, diğer durumuna göre daha istikrarlı olacağını ileri sürmektedir.

Böylece malî politikalar duruma göre; eğer şiddetli dalgalanmalardan kaynaklanan bunalımları bertaraf etmek için kullanılıyorsa kaba ya da brüt ayar, konjonktürel dalgalanmaları yumuşatmak için kullanılıyorsa hassas ayar olarak tanımlanmıştır. Keynesyen iktisatçıların [bir dönem için] savunduğu hassas ayar tıpkı kısa dalga radyo yayınlarındaki hassas ayarlar gibi, millî geliri potansiyel düzeyinde tutabilmek ve küçük dalgalanmaları gidermek için sık sık çok az miktarlarda değiştirilmeliydi. Ancak günümüzde özellikle moneterist iktisatçıların yoğun itirazları ve yaşanılan deneyimler, hassas ayar politikasını gözden düşürmüştür. Artık malî politikaların, bu tip küçük dalgalanmalardan ziyâde ciddî bunalımları önlemede kullanılması tavsiye edilmektedir.

Bu şekilde işleyen malî politika, eğer kamu harcamalarını arttırıp, vergileri azaltıyorsa genişletici ; kamu harcamalarını azaltıp vergileri arttırıyorsa daraltıcı niteliğe sahiptir. Genişletici malî politika, artan harcamalar ve azalan vergi gelirleri sebebiyle gelirin gideri karşılayamamasına yol açacak; dolayısiyle bir açık meydana gelecektir. Bu açık ise bütçeye yansıyacak ve bütçe açığı dediğimiz durum ortaya çıkacaktır.

Buhran döneminde Keynes’in istihdam teorisi her ne kadar geniş olarak kabûl edildi ve uygulanmaya konulduysa da, işsizlik tamamiyle ortadan kalkmamıştı. Nitekim malî politikayı eleştirenler, 1930’lu yıllarda yapılan o heybetli harcamaların, söz konusu dönemde, ekonominin düşük seviyesini yükseltmediğini vurgularlar. Fakat malî politikanın otuzlarda kesin başarısız olduğu tezi, her şeyden önce, şüphesiz, ekononik iyileşmenin tam anlamıyla bir iyileşme (canlanma) olmamasından kaynaklanmaktadır. Gerçekten de 1937’ye gelindiğinde, buhranın en şiddetli şekilde yaşandığı ve malî tedbirlerin uygulandığı ABD’de, GSMH, 1929’daki en yüksek seviyesine ancak ulaşabilmişti, fakat ülke nüfusunun fiilen çalışan kısmındaki büyüme ile çalışan başına verimlilik artışı küçümsenmeyecek bir düzeye erişmişti. Nitekim, bahsedilen dönemde 5, 5 milyondan fazla olan işsizlik ortadan kalkmıştı. Fakat getirilen eleştiriler eksik ve/ veya yetersiz bir canlanmayı ifade etmekten ziyâde malî politikanın tamamen etkinsizliği tezini savunmaktaydı.

Günümüzde malî politika, kamu gelirlerinin, kamu harcamalarının ve kamu hizmetlerinin miktârında, bileşiminde ve kamu teşebbüslerinin üretim ve satış politikalarında ayarlamalar yaparak makro büyüklüklere ilişkin hedeflere (tam istihdam, fiyat istikrarı, yüksek bir büyüme hızı ve kalkınma, gelir bölüşümündeki aşırı farklılıkları giderme) ulaşmanın yollarını araştırmaktadır. Malî politika temelde iktisat teorisi ve onun özel bir uzmanlık dalı olan maliye teorisine dayanır. Devletin, vergi alma, harcama yapma ve borçlanma yetkilerini kullanması malî politikanın mahiyetini oluşturmaktadır. Her ne kadar, başlangıçta, Keynesyenler para politikasının etkinliğine inanmamış; klasik anlayışı benimseyenler de malî politikalara güvenmemişler ve yukarıdaki gibi tartışmalara girmişlerse de, makro hedeflere ulaşmada, günümüzde hâkim olan görüş umumiyetle, malî politika ile para politikasının birlikte kullanılması gerektiği şeklindedir.

Kamu maliyesinin özellikle gelişmekte olan ülkelerde ihmâl edilemeyecek bir politika aracı olduğu savunulmuştur. Bilhassa az gelişmiş ülkelerde direkt kontrol tedbirleri uygulamak, vergi politikalarını kullanmaktan daha güçtür. Nitekim az gelişmiş ülkelerin para politikasındansa, vergi sistemini kullanma eğiliminin daha fazla olduğu görülmektedir. Ancak şu da bir gerçek ki, iktisâdî bakımdan kalkınmış ülkeler, istikrarsızlıkları önlemede daha büyük fırsatlara sahiptirler. Buna karşın az gelişmiş ülkelerde malî politikaların uygulanması iç dinamiklerin yetersizliği sebebiyle güçleşmektedir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 21
Toplam yorum
: 10
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 2030
Kayıt tarihi
: 05.10.07
 
 

İzmir doğumluyum, yaşadığım yer İstanbul olsa da... Burnumda tüter, hasretini çekerim; gidenlerle se..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster