Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Eylül '07

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
1455
 

Malezya gibi olmak

Malezya gibi olmak
 

“Beş on yıl sonra biz İran siz Malezya olacaksınız.”

Haberi Hürriyet gazetesinin internet sitesinde bu habere rastladım. Aynen böyle idi.

Ne Malezyası dedik, biz laik bir devletiz, onlar değil ki! Bu cahil bir ifade, dedik. Fakat bir yandan AKP’nin 22 Temmuz’daki zaferi, Anayasa’daki türban ve laiklik değişikliği tartışmaları... Diğer yandan Malezya’dan gelen "Polis ramazanda oruç tutmayanları cezalandırıyor" haberleri... Başbakan Abdullah Bedevi’nin "Malezya bir İslam devletidir" sözleri... Her şey üst üste gelince, "Eyvah! Türkiye Malezya olabilir mi?" sorusu doğdu. Bazı yazarlara göre bu suni bir tartışma, bazılarına göre bunu konuşmanın tam zamanı. Şerif Mardin’e göre böyle bir ihtimal gerçekten var. "Türkiye Malezya olur mu" sorusunun cevabını bulmak için ilk önce Malezya’da gerçekten neler oluyor onu öğrenmeye çalıştık. Bunu için de, Malezya’da yoğun bir İslamlaşma var mı, iktidar ne diyor, güçlü İslam partisi PAS’ın tutumu ne, STK’lar ne yapıyor, liberal seküler kanadın fikri nedir, anlamak gerekiyordu. Sebati Karakurt ile Kuala Lumpur’a geldik, gözlerimizle görelim istedik. Bu yazı dizisinde, 3 gün boyunca gördüklerimizi okuyacaksınız.

İkİ Müslüman avukat Malik İmtiaz (37) ve Haris Bin Muhammed (47), 2006’da "11. Madde Hareketi" adlı bir sivil hareket başlattı. Hareketin adı, Malezya Anayasası’ndaki "Herkes istediği dini seçmekte ve yaşamakta özgürdür" maddesinden esinlenilmiş. Bu maddenin artık uygulanmadığını savunuyor ve Malezya’daki İslamlaşmaya, "şeriat"ın anayasanın üstünde tutulmaya başlanmasına karşı, 11 sivil toplum kuruluşunu aynı çatı altında buluşturuyorlar. Bütün bunlar yüzünden, aynı zamanda Ulusal İnsan Hakları Derneği’nin başkanı da olan Malik İmtiaz hakkında Ağustos 2006’da "İslam’ı aşağılıyor, katli vaciptir" yazan posterler Malezya’nın her köşesine dağıtıldı. Fakat o ve arkadaşı Haris Bin muhammed yılmadı, 11. Madde Hareketi olarak mitingler ve forumlar düzenlemeye çalıştı. Son iki miting polis tarafından engellendi, artık forum düzenlemeleri de yasak. "Şimdilik davamızı internet üzerinden yürütüyoruz, çünkü başbakan bu sivil hareketten hiç hoşlanmıyor" diyor. Malik ve Haris’le Malezya’daki İslamlaşma sürecinde kimlerin rol oynadığını, geçmişini ve geleceğini konuştuk. İşte anlattıkları:

İKİLİ HUKUK Malezya’da ikili hukuk sistemi var. Müslümanların evlilik, boşanma, miras gibi medeni konuları Şeriat Mahkemesi’nde görüşülür. Gerçi sivil mahkemelerde de 1970’lerin sonundan beri İslam’ı baz alan kurallar ve yasalar hep vardı. Örneğin "3 kez üst üste cuma namazına gitmeyen ya da oruç tutmayan bir Müslüman para cezasına çarptırılır" diyordu. Ama bu tamamıyla kağıt üstündeydi, hiç uygulanmıyordu. Çünkü 1980’lerde İngiliz eğitimi görmüş akıllı avukatlar ve hákimler vardı.

İSLAMCI RETORİK 1988’de, eski Başbakan Mahathir bin Muhammed, İslam partisi PAS’ı çok ciddi bir tehdit olarak görmeye başladı. Oylarını onlara kaptıracağını düşündü. Partisinin başına Enver İbrahim’i getirdi ve İslamlaşma trendini başlattı. Biz de iyi Müslümanlarız demek istiyordu. 2001’e geldiğimizde ise "Malezya İslam devletidir" deyiverdi.

METAMORFOZ OLDU Son 10 yıl içinde, İslam baz alınarak yazılan ve aslında hukukçuların umursamadığı yasalar, metamorfoz geçirip küçük böcekler halinde toplum hayatımıza sızdı. Gerçekten uygulanmaya başlandı. 10 yıl önce farklı dinden kişilerin evlenmesinde sorun yoktu. İsteyen din değiştirebiliyordu. Şimdi ise bir Müslüman’ın bir Budist ile evlenmesine, din değiştirmesine imkan yok.

MÜSLÜMANLAR HARİÇ Malezya Anayasası’nın 11. maddesi şöyle der: "Herkes istediği dine inanmakta ve ibadet etmekte özgürdür." Fakat 1999’da Yüksek Mahkeme bu maddedeki "herkes" kelimesinin anlamını değiştirdi: "Herkes ama Müslümanlar hariç." Müslümanlar din değiştirmek istiyorlarsa şeriat mahkemesine gidecek bundan böyle dediler. O yıl din değiştirip bir Hıristiyanla evlenmek isteyen Lina Joy’un hüsranla biten hukuk savaşı bunun ilk örneğidir.

HÁKİMLER YAPIYOR Nüfus kağıdına, "Dini İslam’dır" ibaresi eklendi. Müslümanların yaşam biçimini etkileyen konularda sivil mahkemeler bir anda ortadan kayboldu, yetkiyi Şeriat mahkemelerine devretti. Anayasa resmen çarpıtılmaya başlandı. Bazı hákimlerin şöyle dediğini duyuyoruz: "Önce Müslüman’ım sonra hákim."

YAVAŞ VE DERİNDEN İslamlaşma programı, hem devlet hem de başsavcı ve hukuk adamları tarafından yürütülüyor. Yavaş ve derinden, yeraltından ilerliyorlar. Anayasa değişmedi, ama onu yorumlayanların ve uygulayanların kafa yapısı değişti. Şimdi de toplum hayatına sızdı.

ARAPLAŞMA YAŞANIYOR İslamlaşmanın ötesinde Araplaşma yaşıyoruz. Ahlak polisi daha görünür hale geldi, hayata müdahale etmeye başladı. Artık türban takmayan Müslüman kadınlar garipseniyor. Geçen sene dini ne olursa olsun kadın polislerin türban takması zorunlu hale geldi.

ASLINDA AZINLIK AMA Aslına bakarsanız radikal İslamcıların azınlık olduğunu düşünüyorum. Ama sesleri çok gür çıkıyor. Sessiz çoğunluk ise dışlanmamak için onlara uyuyor. Şehirdeki aydınlar, "İslamcılık asla Malezya’ya hákim olamaz" deyip gülüp geçiyorlar. Ama böyle şeyler hız kazandıktan sonra durdurulamıyor.

Türban 10 yılda yüzde 80’e ulaştı

ÜLKENİN yüzde 50’ı Malay, yüzde 30’u Çinli, yüzde 8’i Hintli. Yüzde 61’i Müslüman, yüzde 19.2’si Budist, yüzde 9.1’i Hıristiyan, yüzde 6.3’ü Hindu. Başkent Kuala Lumpur’da, Malezya’nın farklı etnik yapılarının hepsi, kendi kimliğini, kültürünü ve dinini yaşıyor. Malezya’da türbanlı kadınların sayısı, son 10 yıl içinde yüzde 10’dan 80’e ulaşmış. Metroda karşılaştığımız genç kız Surinia, türban takma gerekçesini şöyle açıklıyor:

"Çünkü normal olan bu. Biz Malayların yaptığı böyle, ailem, arkadaşlarım, komşularım hepsi türbanlı."


Fakültede bacılar ve erkekler


Üniversite "Brothers-Sisters" yani "erkek kardeşler" ve "kız kardeşler" diye ikiye ayrılmış. Kütüphanedeki, kantindeki, bilgisayar odasındaki masaların üstünde kimin nereye oturacağı yazıyor, yani bir kız "Brothers" yazısı yapıştırılmış masaya oturamaz. Üniversitenin girişinde kıyafet kurallarını anlatan büyük bir afiş var. Erkekler gömleği pantolonun içine sokacak, kadınlar türban takıp bol kıyafetler giyecek, ağır makyaj yapmayacak, açık ayakkabı giymeyecek.

ORUÇ POLİSİ

Malezya’da kadın polislerin türban takması zorunlu… "Oruç Polisi" adıyla tüm dünyada haber olan ekip ise, polisin dinden sorumlu bir birimi… Oruç tutmayanları ve iftar vaktinden önce Müslümanlara servis veren lokantaları tespit etmekle görevliler.

SOKAK İZLENİMLERİ

Petronas’tan uzaklaşınca İslami baskı hissediliyor

BAŞKENT
Kuala Lumpur’un en kalabalık yeri olan Bugit Pintag’taki ışıklarda 3 türbanlı kadının yanında, süper minisi ve göbeğini açıkta bırakan dar bluzuyla duran Çinli kızın belki konuşacak fazla ortak konusu yok. Ama aynı kenti rahatlıkla paylaşıp yan yana yeşil ışığın yanmasını bekliyorlar. Ramazan olmasına rağmen gün içinde sokakta yemek satılıyor, Müslüman olmayanlar hapur hupur yiyor. Kendilerine ayrılmış özel restoranlarda içki içebiliyor, sarmaş dolaş oturabiliyor.

İKİNCİ SINIF Fakat şehrin vitrini haline gelen Petronas Kuleleri’nden uzaklaşıp, turistik olmayan bölgelerine doğru ilerledikçe işin rengi değişiyor. Son birkaç yıldır İslam’ın bir devlet politikası olduğunun vurgulanması, Çinli ve Hindu vatandaşların kendilerini ikinci sınıf hissetmesine neden olmuş. Açıkça söylenmese de Malezya Anayasası’ndaki "Malezya’nın resmi dini İslamdır" ibaresi de Malay’ların ülkenin gerçek sahipleri olduğunu bir şekilde hissetmeleri, bunun teminatını Anayasa’da görmek istemelerinden kaynaklanıyor. Özellikle Çinli nüfusun ekonomik olarak güçlenmesine karşı da, Malaylara pozitif ayrımcılık uygulanıyor.

PET ŞİŞENİ SAKLA Şehrin devasa reklam panolarında hep türbanlı kadın kullanılıyor. Afişlerde Malayca’nın altında bir de Arapçası da yazılı. Bütün alışveriş merkezlerinde mescid bulunması zorunlu. Şehrin diğer ucundaki Malay İslam Üniversitesi’ni ziyaret ettiğimizde elimdeki su şişesini saklamam öğütleniyor. Ramazanda oruç tutmadığımı ima eden bütün ipuçlarını yok ediyorum ki rahatça dolaşabilelim.

DAVUTOĞLU’NUN KIZLARI Başbakan Tayip Erdoğan’ın eski Başdanışmanı Ahmet Davutoğlu’nun kızlarını okuttuğu bu üniversitede çalışan, adını vermek istemeyen yabancı bir hocanın söylediğine göre burası Malezya’nın İslamlaşma sürecinde önemli rol oynuyor, bir sürü genç mümin yetiştirip topluma servis ediyor. Karşılaştığımız erkek öğrenciler, kadın olduğum için elimi sıkmaktan kaçınıyor.

İşte ben bu haberi baştan sonuna kadar okuduktan sonra ülkeme Türkiye’me döndüm. Çünkü artık benim ülkem yavaş yavaş ılımlı bir İslam Cumhuriyetine doğru gittiğini sezinler gibiyim. Acaba biz bir Malezya olabilir miyiz? Büyük bir olasılıkla “EVET!” Neden mi?

Biz öyle bir milletiz ki; bunu insanlarımıza anlatmak çok zor. İnsanlar kendiliğinden mi kapanıyorlar? Türban nedir pekiyi? Sırf İslam’ın emri doğrultusunca saçların gözükmeyecek şekilde kapatması mı gerekiyor? Mesele saçlarını kapatmak mı?

Ne pekiyi? Bana birileri buna cevap versinler. Türban.

Diyelim ki hepimiz türbanlandık. Yani bütün hanımlar genç kızlarımızın hepsi kapandı. İmana geldi. Varsayalım hepimiz namazlarımızı kılıyoruz. Ramazanda oruçlarımızı tutuyoruz. O da kabul. Ve namaz kılmayanlar, Ramazanda oruç tutmayanlar cezalandırılıyor. Şimdi sormak lazım böyle bir ülkede kim yaşamak ister?

Ben bu soruya cevap olarak şöyle cevaplandırayım. Özelikle Türkiye’de dindar kesim böyle bir ülkede yaşamayı arzular. Ama yeni kapananlar daha henüz neyin ne olduğunu kavramış değiller. Kütüklerinde İslam yazmalarına rağmen çevrenin etkisi ile kapanıyorlar ve bunlar çığ gibi büyüyorlar. Çünkü kapanmasalar dışlanacaklar.

Üniversiteye türban girsin mi girmesin mi? Evet bundan önceki cumhurbaşkanı onay vermediğinden bu yasayı önceden çıkartamamışlardı. Şimdi engel kalktı. Türbanı üniversiteye sokacaklar. Üniversiteye giren türbanlı sayısı az bile olsa yarın bu katlanacaktır. Bunu engelleyemezsiniz.

10 yıl ya da 15 yıl sonrasını düşünmek bile istemiyorum. Şimdi tehlike yok diyenler, tehlike yok deyip dinsel partiye oy verenler. Atatürk ve Cumhuriyete sığınıp meydanlarda toplanarak Laiklik gösterisi yapan kesimden o dinsel partiye oy vermiş olanlar. Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı olmasını sağlayanlar. Evet, bunun ceremesini bugün değil ama yarın çekeceksiniz. Bizlerede çektireceksiniz.

Çünkü birileri bu yola saptıracaklar. Benim bütün korkum bu.

Dip not: İyi ki de MB var. Burada arşiv'de yapabiliyorum. Tüm yazılar internette aynen duruyor. 10, 15 yıl sonra neler yazıldı bakıp okuyabiliriz. Haklı olup olmadığımız o zaman anlaşılır. Umarım yanılırım.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Güzel bir yazı. hem kendi düşüncelerin, hem de internetten derlediklerinle gerçekten bu konuda henüz bilgisi olmayanlara da aydınlatıcı bilgiler dolu. Bu konuda ben de bir blog yazacaktım ama senin yazını okuduktan sonra caydım. Benim yazacaklarımı yazmışsın. Ellerine sağlık.
Dedem Korkut'u bile biraz da olsa korkutmuşsun. Yorumuna verdiğin kısa cevap da tatmin edici.
Saygı ve sevgiler!

Mustafa Mumcu 
 26.09.2007 1:03
Cevap :
Alakınız için teşekkürlerimi iletirim. Doğrusunu söylemek gerekirse türbana karşı elimden geldiğince mücadelem sürecek. "Harbiyeli olmak, Harbiyeliyi anlatmak", "Atatürkün ilkeleri" adlı bloglarımla Atatürk'e sahip çıkmaya çalışıyorum. Saygılarımla.  26.09.2007 10:53
 

Ülkemiz çok şeyler olmak istedi. Cezayir olmak istedi olamadı, İran olmak istedi olamadı, Arabistan olmak istedi onu da olamadı. Tunus yapmaya çok istekliydiler; çünkü orada başörtüsü yasağı vardı; gidip geldiler, görüşüp konuştular, o da olmadı.Şimdi Malezya'ya yöneldi. Bakalım Malezya olabilecek mi? Sağ kalırsak bekleyip göreceğiz. Oruç tutmayanı, namaz kılmayanı cezalandıranı görürken, başı örtülü diye, üniversite kapısında geleceği karartıılanı görmemek  insanca mıdır, bilmiyorum. Demek ki, ikincisi doğal sayılıyor. Korkmayın desem, korku pompalayan o kadar çok yayın var ki, benimki sinek vızıltısı kalır. Siz de her fırsatta dindar kesime açılan yaylım ateşinin hedefi olsanız, içinizdeki korkunun; somut bir biçimde onlar tarafından yaşadığını görürsünüz. Korkmamak için korkutmak mı lazım acaba? Saygılar.

Hüseyin Atacan 
 25.09.2007 16:38
Cevap :
Elimde yetki olmuş olsa dini ön plana çıkaran partileri derhal kapattırırdım.  25.09.2007 17:13
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 540
Toplam yorum
: 1220
Toplam mesaj
: 179
Ort. okunma sayısı
: 3149
Kayıt tarihi
: 02.01.07
 
 

Hiç bir motorlu araca binmeyi sevemedim. Daha doğrusu sevdiremediler. Onun yerine iki tekerlekli ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster