Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Aralık '08

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
314
 

Maraş Katliamı ve Türkiye

Türkiye'nin resmi olmayan müslümanlık dininin resmi olmayan 'Sünni' mezhebinin suçlu ve gerici unsurları tarafından 'Aleviliğe" yönelik yapılan kıyımlar, Türkiye'nin geçmişini karartan önemli olaylardandır.

Pek çok vahşet derecesinde kıyımlar yapılmıştır.

Bu kansal kıyımdır.

Bir de sosyal kıyım vardır. Aleviler devletsel yapılardan mümkün olduğunca dışlanmışlar, kendilerini geliştirmelerine izin verilmeyerek, hak hukuk sahibi yapılmayarak da kütleştirilmişler ve böylece kıyılmışlardır.

Tabiki Alevi derken, Alevi o l m a m a k l ı k açısından anlam kazanan bir Alevilikten bahsetmek gerekir. Bu anlamdaki Aleviliğe anlam veren, Alevilik değildir, Alevi-olmayanın Aleviliğe bakış açıdır ve ona verdiği anlamdır.

Çağdaş ve insancıl bir ülke olmaktan Türkiye yıllardır çok uzaktır. (Bu tabi onun tarihsel kurucu ilkelerinden kaynaklanmaz, ama son yıllarda öyle sanılıyor. Oysa daha çok, 70'ler ile birlikte özellikle hakim olan dinsel tandanslı, faşizan türk milliyetçiliğinin yarattığı sonuçlardır. 'Kürt, ' 'Türk' 40 bin kişinin ölümünü yaratan da bu eğilimdir. yaklaşık 5-6 bin genç kişinin anarşist olarak öldürülmesinin, kat be kat fazlasının işkencelerle feleğinin şaşırtılmasının, hapislerde hayatlarının karartılmasının da fail eğilimi budur.)

Son zamanlarda, Alevi kıyımlarından az da olsa bir utanç duyan, ancak hak ettiği yasal gerekleri yerine getirmeyen, iktidarın, alevi açılımından filan bahsedilmektedir.

Alevilik diye ya da adı her ne olursa olsun, bir kurumsal yapıyı güçlendirmek yanlıştır. Çağdaş bir toplumda, ister sünnilik ister alevilik ya da her ne olursa olsun, insanların bireyleşmelerinden önce gelişecek yapıları savunmak yanlıştır.

Kapalı ve içrek aidiyetler yaratacak, kimlik esareti oluşturacak şekilde, hiçbir kültürel hak hak değildir.

Her türlü kültürel hak, bireylere verilmelidir. Kurumlara değil. Kültürel hakka sahip bireyler, kurumsal yapılar oluşturabilir, ancak bunun kökeni bireysel olduğu için, kurumsallığın baskısı oluşmaz ve de meşru olamaz. Ama haklar kurumlara verilirse, bu kurumlara katılan insanlar, birey olamadan orada bulunurlar. O nedenle, o kurumun kimliğinin esaretine girerler.

Evet, sonuç olarak 'Alevilik', kendisini alevi görmeyenler tarafından ve kendi alevi-olmama durumlarını pekiştirmek için yapılmış olan iki temel kıyıma uğramıştır.

İlki açık bir suçtur. Hala bu olaylar, taraflarınca tazedir ve cezaları verilmemiştir. Türkiye, 50 yıllık geçmişiyle, eğer ilerde ak bir ülke olmayı umut ediyorsa, bunları yapanlardan hesap sormalıdır ve adaleti sağlamalıdır.

İkincisi ise kapalı bir suçtur. Ancak, yine gelecekte, Türkiye ak bir duruma gelecekse, bu kapalı suç ortadan kaldırılabildiği için olacaktır.

Bu yönde ülkede bir eğilim var mıdır? Tabiki yoktur, bırakın ülke çağdaşlaşmayı, daha dincileştirme eğilimi içindedir. Ülkenin çağdaşlaşmasını savunacak bir kurum da yoktur. Türkiye'nin sorunun çözülmesi, bu hakim ideolojisinin ortadan kalkması ile olacaktır, ancak bunu ortadan kalkarken, bunu Türkiye kavramı ile özdeşleştirmek, Türkiye'yi de ortadan kaldırmak olacaktır. Türkiye'de bu yılları belireyen ve sorun yaratan, 70'lerle hakim duruma gelen ideolojinin ülkeyi resmi ya da gizli olarak (yani suç işleyerek) kontrolü altına almasıdır. Aşılması gereken bu ideolojidir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Tanrının insanı yaratırken ruhuna iyilik üflediğine inanırım. Bu bağlamda, iyiliğin dünyanın merkezinde olması bir varsayım değil, gerçeğin kendisi olmalıdır bence. Dünya kurulalı beri yaşanan olaylar bize hep bunun tersi olduğunu düşündürse de...

Melek Koç 
 23.12.2008 8:18
Cevap :
Tanrı kavramı da aslında bu varsayıma dayanan bir dilekten çıkar. O nedenle, gerçek ya da bilgi adını almaz, inanç adını alır. İnanç, bir şeyin doğruluğuna, temeli olmadan bağlanmak demektir. Sorumun cevabının aslında tanrıya, daha doğrusu dine gerek kalmadan verilmesi gerekir. İnsanın içinde, iyiliğin de kötülüğün de olanağı olduğu gerçektir. Hem türce, hem de tekçe insanda bu olanaklar vardır. İnsan, bir şekilde, başkası için kötü olanı, iyi olan diye kendisine yedirir, o yüzden kendisiyle tutarlı olur. Öyle olunca, adam, 'iyiliğin timsali' olarak keşfedilmiş olan tanrı adına seni yer. Tanrı, sadece dinleşmiş formlar içinde bilinir, yoksa o sadece filozofların tanrısı olurdu, tanrının ruha iyilik üflediği de, ancak dinsel olarak söylenebilecek bir şey, dinler ise, insana sus otur düşünme, al bunu ezberle, gerisine karışma demekten başkasını diyemez, hani derler ya oku diye emrediyor diye.. oku, ama ötesine geçme, yani ezberle demek olur. bu her dinin doğasıdır.  23.12.2008 11:15
 

Maraş olaylarının 30.yıldönümünde bir yaraya dokundunuz. Özür dilemeye meraklı bir takım kişiler Maraş'ta, Sivas'ta yok yere öldürülenlerden özür dilemeyi düşünüyorlar mı acaba? Aslında dünya tarihine baktığımızda en kanlı savaşların din ve mezhep kavgalarından doğduğunu görüyoruz. Galiba din söz konusu olduğunda, dünyanın her yerinde insan, aynı insan...

Melek Koç 
 22.12.2008 18:11
Cevap :
Ne yazık ki, insanoğlu acayip dolduruşa geliyor. Hitler gibi bir adamın, ve tabiki 1.dünya savaşının yenilgi hırsıyla, felsefeci, edebiyatçı, tarihçi, tinsel bilimlerin doruğundaki bir ülkenin insanları, 60 milyon dünya insanının ölmesine yol açtı. Ve dediğiniz gibi, dinler uğruna, ki bunları kimlik demek daha doğrudur, çünkü, bu nazizmi de aynı hizaya getirir, o da ulus kimliği için yapılmıştır.. ilkel kimlik duygusu ile insan donatıldığı zaman, işleyen aklı değildir, hırsını kontrol eden provokatif, angajmanın doruğundaki ruhudur. akıl, ruhun bekçisidir, ruh da aklın, ama akıl, sıfırlanınca, ruh da tozutuyor demek ki. Sonuç olarak, ölen de insan öldüren de, buna karşı durmak için yırtınan da insan. Garip bir durum işte. İlginç olan, bizim, dünyanın merkezinde iyinin yattığını düşünmemiz, o nedenle, hep bu iyiye gidişi hayal ediyorz istiyoruz.. Oysa, dünyanın, varlığın merkezinde iyinin olduğu tamamen varsayımdır. Ne dersiniz sizce de varsayım mıdır?  22.12.2008 22:32
 

bu katliamı yapanlar da, o suç şebekesinin eli kanlı katillerini koruyanlar da hala eşini kolunu sallayarak dolaşıyor lar türkiyenin ''hukuk devleti'' olduğunu iddia edenlerin arasında. Ve bu olay nedense ergenekon davasına konmadı. Çok düşündürücüdür. bir de; askeri birlikler kayseri'den k.maraş'a bir haftada ancak gelebildi. Daha ilk gün müdahale edilseydi bu kadar insan ölmeyebilirdi. İyi ki hatırlattınız. saygılar, selamlar.

hazandagüzeldir 
 21.12.2008 13:35
Cevap :
Efendim, Ergenekon davasında, İlhan Selçuk, örgüt başı, Cumhuriyet gazetesi ise örgütün yayın organı. Ergenekon davası ile, bir bakıma halkla dalga geçiliyor. Türkiye'yi, şabloncu, slogancı ve angajmancı olmayan, çağdaş akıl ve bilgiyle donanımlı olan bir Sol düşünce temizler ancak. Öyle bir hale gelindi ki, bu iktidarı rüyamızda bile göremiyoruz artık.  21.12.2008 14:12
 

insan utançlarının yaşandığı günler unutulmuyor.Saygılar

zirve özden özpınar 
 21.12.2008 13:05
Cevap :
Türkiye yakın geçmişi bakımından hiçbir şekilde temiz değildir. Bin yıl da geçse, bu olaylar aydınlatılmadıkça, temizlenemez. Oldu bitti geçti gitti değil yani.  21.12.2008 14:06
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 466
Toplam yorum
: 945
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 980
Kayıt tarihi
: 21.10.07
 
 

Ankara'da yaşıyorum. Çeşitli güncel konularda, zaman zaman "Neden olaya böyle bakılmıyor?" diye d..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster