Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Mayıs '09

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
1774
 

Mardin'de öğretmen olmak (Anılar)

Mardin'de öğretmen olmak (Anılar)
 

Mardin, Mazıdağı Bilge köyünün öğretmeni, uyuya kaldığı için, nişan törenine gidememiş ve katliamdan kurtulmuş. Ne yazık ki; bu olay, öğretmen arkadaşımızın yaşamını bir kabusa çevirecektir. Uzun süre psikolojik desteğe ihtiyacı olacaktır. Çok acılar çekecektir. Bu olayda öğrencilerinin de, ölmüş olmasının acısını unutamayacaktır.

Bilge köyünde yaşadığımız acı olay, beni Mardin'deki öğretmenlik günlerime götürdü..

Seksenli yılların başında, yedi yıllık öğretmenken soluğu Mardin'in köylerinde almıştım. Bundan otuz yıl önce... O zamanlar, Mardin Milli Eğitim Müdürlüğünün aldığı bir karar vardı. Hiç bir köye tek öğretmen ataması yapılmayacaktı. Bunun nedeni, köylerde tek başına kalan öğretmenlerin ruhsal yapılarının bozulduğu, çoğunun tedavi görmesine rağmen, düzelemediklerinin görülmüş olmasıydı...

Mardin'in W ilçesinin çok uzak bir köyüne tayinim çıkmıştı. Köy, merkezi bir köydü. Çok sayıda mezrası vardı.Köye bağlı mezraların bazılarında da, ilkokul vardı... Elektiriği ve suyu olmayan bir köydü... Su ihtiyacımızı çok uzak köylerden, kiraladığımız at arabalarıyla getirirerek karşılardık. Bu suyu genellikle içmek ve yemek yapmak için kullanıyorduk... Bulunduğumuz köylüler ise su ihtiyaçlarını sağlıklı olmayan kuyulardan sağlıyorlardı... Öğretmenlerimiz, bizim içtiğimiz suyu içmiyorlar diye sitem edenler bile oluyordu... Öğretmenlerin halktan uzak olduğunu söyleyenler de vardı... Köyü sevmenin, halkçı olmanın yolu, kurtlu kuyu sularını içmekten geçiyordu o zamanlar...

Köyde düğünlere, yemekli toplantılara hep davetli olurduk... Genellikle de bu davetlere katılmaya çalışırdık. Köylülerimiz de bizi aralarında görmekten çok mutlu olurlar, bizim için ne yapacaklarını şaşırırlar misafirliğin en ince noktalarını bize karşı gösterirlerdi...

Bulunduğum Ww köyü, Kürtlerin, Arapların ve az da olsa Türk kökenlilerin birlikte yaşadığı bir köydü...Köyün muhtarı da tam bu yapıya uygun biriydi. Üç evliydi. Eşinin biri Kürt, biri Arap biri de Türk'tü. Kravat takardı, içki içerdi, namaza giderdi. Bir de silah merakı vardı. Köyüne atanan öğretmenlere yardımcı olurdu. Tüm olumsuzluklara karşın onları korumaya çalışırdı. Çok ilginç biriydi. Tüm çağları beyninde harmanlamış gibiydi... Arasıra içki sofrasına bizi de çağırırdı. Köyde öğretmenler hakkında oluşan olumsuzlukları yokederdi. Hep öğretmenlerin yanında yer alırdı...Köyde kız öğrencilerin okula gönderilmesinde büyük gayret sarfederdi. Kendi kızının yaşı küçük olmasına rağmen okula yazdırarak, köye örnek bir davranış sergilemişti...

Birgün, bir Arap aile bizi düğün yemeğine çağırmıştı... Pilavlar kazanlarla pişmiş, etler dağ gibi yığılmıştı. Sinilere doldurulan et yığınlı pilavlar önümüze gelmişti. Öbek öbek bu yığınların etrafını davetliler çevirmişlerdi. Öğretmenler ve köyün yaşlılarından bir grup da bizim öbeğin başındaydı. Sinideki et yığınlı pilav öbeği o kadar büyüktü ki; karşımızdakileri göremiyorduk. Köylüler kaşık kullanmıyorlardı, etli pilavı elleriyle yiyorlardı. Bizi düşünmüş olmalılar ki, bize kaşık çatal vermişlerdi. Öğretmen arkadaşlardan birisi de, Mardinliydi. Arkadaş verilen çatal ve kaşığı kabul etmedi o da elleriyle etli pilava girişerek ne kadar halkçı olduğunu köylülere gösterdi!... Yanımdaki yaşlı köylü, yağlı pilavı elleriyle yerken, pilavın etli kısımlarını da ikram olsun, misafirliğin bir göstergesi olsun diye, önüme doğru sıyırıp duruyordu...

Yemek sonrası köyün gençleri kızlı- erkekli bir halaya durmuşlardı . Çok basit gibi görünen titreşimlerden oluşan oyuna biz öğretmenleri de davet ettiklerinde ne kadar zor bir oyun olduğunu öğrenmiş olduk. Düğün olur da silah olmaz mı... Halaya katılanları şereflendirmek için her gelen silahlı kafamıza paralel silahlarını arka arka patlatıyordu, bu durumdan o zamanlar nedense korkmamıştım, şimdi o günleri andıkca, tüylerim ürperiyor...

Uçsuz, bucaksız dümdüz bu arazi Suriye topraklarına doğru yol alıyordu...Batıya doğru ise Ceylanpınar ve Viranşehir ovaları uzanıyordu... Kuzey ise ovanın bitimine doğru Derik Mazıdağ ve Karacadağ'a doğru yükselmeye devam ediyordu...Çölden yükseldikçe yeşil alanlara, sulu bölgelere doğru gidiliyordu... Nisan ayından sonra başlayan ve yaz boyu devam eden o sıcaklar da içilebilecek sağlıklı soğuk bir suyun özlemini çekerdik... Köyden ve çevresinden geçen bir kaç taşıt tüm ovayı toz bulutuna çevirirdi... Erkekler beyaz entari ve başlarında sarık ve egelleriyle bu ovaya ve sıcağına karşı bir duruş sergilerlerdi...

Kadınlar, fistanı güllü üç etekli kadınlar, başlarındaki kat kat sargılı örtüleriyle kuyu başlarıda sohbet yarışında olurlardı. Yaşları ellinin üzerinde olan kadınların bir serbestliği bir özgürlüğü var gibiydi köyde... Erkekler gibi, tütün tabakası taşıyanlar çoktu. Köy sokaklarında sigarayı savurarak gitmeleri bana çok ilginç gelirdi...Birleşmiş milletler gibi bir köydü... Köyde, Arapça, Kürtçe ve Türkçe konuşuluyordu...O zamanlar bu üç dilin diyaloğu da çok iyi durumdaydı... Bir bölünme bir parçalanma değil, bir bütünlük arzediyordu... Yetmişli yılların sonu, seksenli yıllara doğru gidiyoruz... Köyde ve çevresinde"Apo"ve "Apocu" sözleri telaffuz edilmeye başlıyor. Köye özel ayakkabılarıyla başlarında poçularla köye bazı grupların gelip gittiği söylentileriyle birlikte "Apocu" kavramı da duvarlarda küçük yazılarla kendini bulmaya başlamıştı...

Köyde özellikle Arap aileler arasında bir tedirginlik gözlemleniyordu. Bir kaç Arap aile de Mardin'e göçmüştü. Bazılarının da göç hazırlığında olduğu söyleniyordu.

Köyün muhtarı da çok tedirginleşmiş, suskun ve şaşkınlaşmıştı. Bir ikilem içinde olduğu, ne yapacağını bilmeyen bir tavır içindeydi...Muhtarın eski neşesi kalmamıştı. Bir sıkıntı içinde olduğunu hissediyorduk. Bizimle konuşmalarında da hep bizim yanımızda olduğu hissini özellikle vermeye çalışıyordu...

Öğretmen arkadaşlarımızda da bir tedirginlik başlamıştı. Özellikle büyük sınıfları okutan öğretmenler, öğrencilerden çok tuhaf ilginç rahatsız edici söylentiler duyuyorlardı...

İki bayan öğretmen arkadaş, memleketlerinden birileriyle evlenip eş durumu nedeniyle buralardan kurtulmanın yollarını arıyorlardı...

Köyde ekinler yeşermiş diz boyu olmaya başlamıştı. Hafta sonuydu. Öğretmenlerin gidecekleri bir yer yoktu. Köy dışında kısa bir gezi yapmak için köyün dışına çıkmıştık. Başka köylere giden toprak yoldan ilerliyorduk. Yolun kenarları ekin tarlalarıydı. Gerilerden toz bulut içinde hızla bir araba geliyordu. Bizim dikkatimizde arabaya yönelmişti. Araba hızla bize doğru geliyordu, bize yaklaşınca arabadan uzun namlulu silahların çıktığını ve bize yatın diye birinin bağırdığını duymamızla, hepimiz bir tarafa ekinlerin içine yatıvermiştik. Gürültü ve sesler kesilince tozlu yola baktığımızda araba çoktan bizden uzaklaşmıştı...

Hepimiz korkmuş ve şok olmuştuk. Bir grup bizi ya korkutmak istemişti ya da bu grup bir tehlikeden kaçıyordu veya hızla bir yere acilen gidiyorlardı...

Tedirgin olmuştuk. Son dönemlerdeki gelişmeleri de dikkate alınca, bu köyde kalmanın görev yapmanın zorlaştığını anlamaya başlamıştık...

Tüm arkadaşlar, nakilerinin yapılması için torpil bulmanın yollarına çoktan girişmişlerdi. İçlerinde en kıdemlisi bendim. Müfettişlerin ifadesiyle rüzgara karşı işeyenlerdendim. Bu köyden kurtulabilmenin yollarını ben de araştırmaya başlamıştım. İl dışı naklim olmazsa bile, il içinde hiç değilse elektriği önemli değil, içilebilir suyu olan bir başka yere naklimi istemek için, Mardin Milli Eğitim de girişimlere başlamıştım. Şansım yaver gitti, biraz da tanıdıkların katkısı, torpilimsi bir kararla kendimi Mardin'in X ilçesinin bir köyünde buldum...Bu köyle ilgili anılarımı, gelecek yazılarımda anlatmayı düşünüyorum.

Otuz yıl önce bıraktığım Ww köyü şimdi nasıldır bilmiyorum. Elektriğe kavuştuğu kesindir de, en önemlisi içilebilir bir suya kavuşmuş mudur bilemiyorum...

Öğrencilerimiz çol çocuğa kavuşmuştur, torunları olan bile olmuştur...Bu köyde evlilikler, ondört, onbeş yaşlarında başlıyordu... Öğrencilerimizin o zamanlar ilkokuldan sonra okuma şansları hiç yoktu. Çoğu... para kazanabilmek için batı illerinin yolunu tutuyordu...

Neler değişti, dünden bugüne... Şimdi, bu köyle ilgili gelişmeleri basından, internet ortamından öğreniyorum.

X ilçesinin x köyünde buluşmak dileğiyle...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 1230
Toplam yorum
: 1754
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 914
Kayıt tarihi
: 04.11.06
 
 

Emekli öğretmenim ve  emeklemeye devam ediyorum.  Emeklilik yaşamın sonu değil, yaşama yeni amaçl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster