Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Sonsuzluk (Osman Özeker)

http://blog.milliyet.com.tr/yasev

08 Mayıs '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
1346
 

Mardin katliamı

Mardin katliamı
 

Mardin’e bağlı Mazıdağı İlçesi, Bilge köyünde yaşanan “kanlı katliam” günlerdir iç ve dış basında yer almakta, yaşanan bu olay tartışılmaktadır.

Çoğunluğu birbiriyle “birinci derecede” akraba olan Bilge Köyünde bir nişan gecesinde, yenen toplu yemek sonrası kılınmakta olan toplu namaz sırasında, aynı kandan, aynı soydan olan hısımlar tarafından çoluk çocuk ayırımı yapılmadan nişan evinde bulunanların büyük çoğunluğu katledilmiş, 44 masum insan canına kıyılarak katliam gerçekleştirilmiştir.

Köy halkının tamamının birbiriyle akraba olması, erkeklerinin tamamının ise “koruyucu” olması ise diğer ilginç bir tespit olarak karşımıza çıkmaktadır.

Günlerdir katliam sonrası ortaya çıkan “o acı dolu, vahşet dolu görüntüler” hepimizin yüreğini “kor alevi gibi” yakmış, yüreklerde yanan ateş ise bir türlü söndürülememektedir.

Âşık Daimi’nin dizelerinde;

Ne ağlarsın benim zülfü siyahım,

Bu da gelir, bu da geçer ağlama,

Göklere erişti, figanın ahın,

Bu da gelir, bu da geçer ağlama; demek geçiyor içimizden amma;

Geride kalanların “figanı ve ahı” göklere erişti, ancak buda gelip, buda geçecek mi? Bunu bizlere zaman gösterecek.

Zaman içersinde belki bu yaralar sarılacak, belki de figan ve ahlar dinecek. Zaman akışı içersinde de toplum bu insanlık dışı katliamı “hafıza-i beşer, nisyan ile maluldür” diyerek unutup gidecek, ta ki başka bir katliam, başka bir kanlı olay yaşanıncaya kadar.

Bilge köyünde yaşanan bu katliamda, katledilenlerin de, katledenlerinde akraba olmaları, erkeklerinin tamamının da “köy korucusu” olması, güneydoğuda sayıları 70 bini bulan ve PKK ya karşı oluşturulan bu yapının tartışmaya açılmasına, sorgulanmasına neden olmuştur.

Devlet tarafından silahlandırılan ve maaşa bağlanan bu insanların zaman zaman devletin kendilerine verdiği yetkiyi ve gücü kendi çıkarları için kullandığı, devletin bu yapılanmayı “kontrol edemediği” tartışılır hale gelmiştir.

Köy korucularının artık devlet tarafından yeniden değerlendirilmesi, bu insanların belli bir eğitim düzeyine getirilmesi, eline silah ve yetki verilmeden önce en az bir yıllık eğitimlerden ve güvenlik soruşturmalarından geçirilmelidir. Bu yetkilerin verilmesi durumunda ise suça bulaşanların ve gücü kendi çıkarları için kullananların ise en şiddetli bir şekilde cezalandırılması sağlanmalıdır. Bölgede gerçekleştirilen bu katliamın oluş biçimine bakıldığı zaman, bölgede daha önce işlenen töre ya da geleneksel kökenli cinayetlerden çok farklı olduğu görülmektedir.

Gerçekleştirilen bu “Maraş katliamı” imhaya yönelik, tam deyimiyle “kökünü kazımaya” yönelik bir eylem olarak karşımıza çıkmaktadır.

Geleneksel bir nişan töreninde, namaza durulduğu esnada 44 masum insanı katletmeye yönelten nedenler nedir diye baktığımızda ise;

Husumet, menfaat ilişkileri ve kıskançlık gibi görünse de; Bu katliamı yapmaya insanları sevk eden, eğitimsizlik, cehalet, kıskançlık, menfaat çatışması, feodal yapı ve çağ dışı kalmış geleneklerden beslendiği görülmektedir.

Ülkemizin bazı yörelerinde ki bu feodaliteyi, cehaleti değiştiremediğimiz, çözemediğimiz sürece, bugün Mardin’de yaşanan katliamları, yarın Diyarbakır’da, Siirt’te, yada Batman’da yaşanmayacağını hiç kimse garanti edemeyecektir.

Güneydoğumuzun yıllardır kanayan yaraları cehalettir, ağalık ve aşiret, şıhlık yapısıdır. Bu yapıya halkın yoksulluğunu ve çaresizliğini de ekleyince ortaya “felaketler zinciri” çıkmaktadır. Acil önlemler alıp, çözümler üretilmedikçe bu felaket zincirleri asırlardır kırılamadığı gibi yine kırılamayacak, yine yöre halkı kan ve göz yaşına mahkum olacaktır.

Mardin’de yaşanan bu katliamın artık son olması için, bu olayların yarın başka bir bölgede, başka bir köyde yaşanmaması için yani “töre adına, gelenekler adına” katliamlar işlenmemesi için, yine ölen yurdum insanının ardından,

Buda gelir, buda geçer ağlama,

Göklere erişti figanın ahın, türünden ağıtlar yakılmaması için;

Artık herkesin ve her kesimin “şapkayı önüne koyarak” düşünmesi ve vakit geçirmeden sağlıklı çözüm üretmesi gerekmektedir.

Yoksa bu çözümsüzlükler bizi yine gözyaşına, yine figan ve aha mahkûm edecektir.

Osman Özeker.08. 05. 2009.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 285
Toplam yorum
: 232
Toplam mesaj
: 57
Ort. okunma sayısı
: 3008
Kayıt tarihi
: 11.07.08
 
 

1949 Konya Ereğli doğumlu olup, halen İzmir'de oturmaktayım. A.Ü. Eğitim Fakûltesi mezunuyum  Ata..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster