Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Mart '07

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
10646
 

Marilyn Monroe ve aşk

Marilyn Monroe ve aşk
 

"Mutluluğu açgözlülükle arama ama mutluluktan da korkma!" der Lao Tzu.

İnsanlar mutlu olmak için neler yapmazlar ki?

Kimisi mutluluğu kolayca bulurken, kimisi de yaşamı boyunca mutluluğu bulamadığını söyleyerek ayrılır hayatın kolları arasından...

Hollywood’un yarattığı en ünlü aktrislerden ve cinsellik simgelerinden biri olan Marilyn Monroe, 1950’lerde rol aldığı başarılı filmlerle yıldızlaşır.

Genç yaşındaki ölümünden sonra da adı bir efsaneye dönüşür...

Yetimhanelerde, yabancı ailelerin yanında mutsuz geçen bir çocukluğu olmuştur Monroe’nun. Gençlik yıllarında fotoğrafçılara modellik yapmaya başar. Dergi kapaklarına çıkan resimleri ve bir takvimde yer alan çıplak fotoğraflarıyla Hollywood çevrelerinin ilgisini çeker.

1948’de "Scudda-Oo" adlı bir filmde küçük bir rolde görünür ilk önce. Bunu başka önemsiz roller izler.

John Huston’ın 1950’de çevirdiği "Elmas Hırsızları" ve L. Mankiewicz’in "Perde Açılıyor" filmlerindeki küçük rollerle başarı kazanır...

Sonraki yıllarda "Erkekler Sarışınları Sever" (1953), "Milyoner Avcıları" (1953), "Yaz Bekârı" (1955) komedilerindeki başrolleriyle bir cinsellik simgesi haline gelir.

Çekiciliği kadar oyunculuk yeteneğiyle de ilgi görmek ister. Bu amaçla New York’taki ünlü "Actors Studio"ya gider, Lee Strasberg’ten dersler alır.

Marilyn Monroe yaşarken, hızla bir aktristen bir ikona ve tescilli bir markaya dönüşür...

Yavaş yavaş bir "Monroe endüstrisi" oluşmaya başlar... Tarihte yalnızca Kral Elvis ve James Dean onun "piyasa değeriyle" (!) rekabet edebilir.

Hakkında yazılmış 300’den fazla biyografi, pek çok deneme, sayısız doküman, Monroe dövmeleri, Monroe kılığında şov yapan travestiler, Andy Warhol’unki gibi sanat eserleri, koleksiyoncular için hazırlanan porselen Marilyn Monroe bebekleri... Daha onlarca şey...

Bir avuç filmde oynadıktan sonra 36 yaşında intihar ederek ölen bir çocuk–kadın nasıl böyle bir efsaneye dönüşmüştür?

Çünkü o zaman ki medya sayesinde güzelliği, yaşadığı ilişkiler onu hep gündemde tutar...

Hayat hikayesi çok konuşulur, hakkında çok şey yazılır... Yetimhanelerde geçen çocukluk, şöhreti bir türlü taşıyamayarak Hollywood’da geçirdiği zor günler, mutsuz evlilikler, içki ve hap bağımlılığı, kürtajlar, rehabilitasyonlar, çılgın basın toplantıları...

Marilyn’in ünlü olduktan sonra özel yaşamı sürekli bir ilgi odağı haline gelir. 1954’te beysbol efsanesi Joe DiMaggio ile kısa süren bir evlilik yapar.

1956–1961 arasında da kendisi için "Uygunsuzlar" filminin senaryosunu da yazan ünlü yazar Arthur Miller’la evli kalır.

Yaptığı evlilikler tüm dünyada gazetelere manşet olur. Skandalları da hiç eksik olmaz. Frank Sinatra’yla ve Kennedy ailesinin iki ferdiyle aşk yaşadığı söylenir...

Başlangıçta yaratılan "güzel ama aptal sarışın" imajı, sonradan çarpıcı bir biçimde yerini Hollywood tarafından sömürülüp tüketilmiş "duyarlı ve güvencesiz kadın" imajına bırakır.

Bir bakıma her ikisi de imaj değildir aslında... Monroe, hayatı boyunca mutluluğu arayıp durmuştur...

Bazen açgözlülükle, bazen de ondan korkarak!...

Marilyn Monroe seks, yetenek ve zamanın yeni görsel teknolojisi Technicolor’un bir mucizesidir bir bakıma...

Büyük bir aktris değildir. Bunu kendisi de bilir...

Monroe’yla aynı filmde çalışanların çoğu, onunla çalışmanın kabus olduğu söyler. Yapımcılar ve yönetmenler onun şımarık ve her zaman kararsız olduğu, çok az sahneyi sinir krizi geçirmeden tamamladığı konusunda neredeyse hemfikirdir.

Yapılan anketlerde hâlâ "en güzel sarışın" kabul edilen efsanevi Marilyn Monroe’un ölümünden 43 yıl sonra bugün yapılan açık artırmalarda özel eşyaları milyarlarca liraya el değiştiriyor...

Ölümünün 40. yıldönümü olan 2002’de, Londra’da Monroe’nun özel eşyalarının satıldığı bir müzayede yapılır.

Müzayedede özel eşyaların satışından toplam 16 bin pound elde edilir. En pahalı parça, üzerinde taşlarla “M” harfi işlenmiş bir yüzüktür. Bu yüzük Monroe’nun çocukken kendisine bakan Grace Goddard’a hediyesiydir. Tam beş bin pound’a satılır!...

Aktrisin süt kardeşine verdiği bir çift sallanan küpe iki bin pound, iki bilezik de biner pound civarında alıcı bulur. İmzalı bir kartpostalı ve giydiği bir Pucci elbise de üç bin beş yüzer pounda satılır. Kartpostalı "Judy’ye sevgiler ve öpücükler, Marilyn Monroe" diye imzalamıştır.

Müzayedede bulunan, Monroe’ya ait tüm eşyalar tahmini değerlerinin üstünde bir fiyata "gider". Tıpkı geçenlerde yapılan müzayede de olduğu gibi…

Monroe’nun 1962’de doğum günü hediyesi olarak ABD eski başkanı John F. Kennedy’ye yaptığı gül tablosu Los Angeles’taki açık arttırmada 106 milyara satılır. Monroe tabloya "Doğum günün kutlu olsun Başkan Kennedy" yazdığı ama bu hediyeyi Başkan’a vermediği belirtilir.

Açık arttırmadaki en ilginç parça ise, starların numaralarının yer aldığı Monroe’nun "telefon defteri"dir... 122 milyara alıcı bulan bu defterde pek çok Hollywood yıldızının adı yer almaktadır.

Bu onun, ölümünün üzerinden 40 yıl geçtikten sonra bile bir efsane olduğunu ispatlıyor. Ama en çok "sarışınlığıyla" tanınan bir sinema oyuncusu daha ne kadar ticari emele alet edilebilir?

Öldüğünden beri kim bilir kaçıncı kez eşyaları satışa çıkarılıp el değiştirmiştir?

Belki de efsaneliğin sırrı, "telefon defterinin dolu olmasından" geçiyordur!

Monroe’nun aktrislik kariyeri on altı yıl sürmüştür... Yirmi dokuz film yapmıştır. Bu filmlerin ilk yirmi dördünü kariyerinin ilk sekiz yılında çevirmiştir.

1950’lerin sonlarıyla 60’ların başında Monroe’nun hap ve alkol bağımlılığı artar. Oynadığı filmlerde repliklerini aklında tutamamaktadır. 20th Century Fox şirketi sözleşmesini iptal eder. John F. Kennedy ve Bobby Kennedy ile aşk yaşadığı söylentileri de kariyerini iyice yıpratır...

"Parayla ilgilenmiyorum. Yalnızca muhteşem olmak istiyorum" diyen Marilyn Monroe "aptal sarışın" rolleriyle üne kavuşur. Ancak hayatına giren herkes onun ne kadar zeki olduğundan bahseder.

Monroe’nun düzenlediği her basın toplantısı onun gazetecilerle zeka yarıştırması ve genellikle onları yenmesi sayesinde çok eğlenceli geçer. Aşağıdaki sözler çeşitli yıllarda verdiği röportaj ve demeçlerden:

– Yatakta üzerimde ne mi oluyor? Niye? Tabii ki yalnızca Chanel No. 5!

– Sarı saç ve göğüsler! İşte bu işe böyle başladım.

– Dünyada yalnızca bir çeşit doğal sarışın var: Albinolar!

– Bir oyuncu kırılgan bir enstrüman olmalıdır. Mesela Isaac Stern kemanına çok iyi bakıyor. Ya herkes onun kemanının üstüne atlasaydı!

– Küçükken yürümeyi öğrendim ve o günden beri hiç ders almadım.

– Eğer bir şeyin sembolü olacaksam, seksi tercih ederim.

- Aptal bir sarışın olmasaydım (Arthur Miller) benimle asla evlenmezdi.

– İnsanlara ve tüm dünyaya ait olduğumu biliyordum. Bu yetenekli ya da güzel olduğum için değildi. Asla birine ya da bir yere ait olmadığımdandı.

– Kariyer harika bir şey ama soğuk bir gecede ona sarılıp yatamazsınız.

– Bir gün mutlaka büyük bir film yıldızı olacağım!

Monroe, 1962’de ilk kocası Joe DiMaggio’yla yeniden görüşmeye başlar. Sonunda yeniden evlenmeye karar verdiler. 8 Ağustos 1962’de evleneceklerdir. Bu arada kovulduğu Fox şirketi Monroe’yu geri ister.

Artık çok büyük bir film yıldızıdır ama mutsuz ve çok yorgundur...

Nikahtan üç gün önce, 36 yaşındayken evinde ölü bulunur.

Ölümü bile ölümlerin en çok konuşulanı olur. İntihar, kaza, aşırı doz, politik cinayet ve mafya suikasti... Teoriler sonsuzdur…

Cenaze törenini yıkılan DiMaggio düzenler ve kendi ölümüne dek, 20 yıl boyunca her hafta eski karısının mezarına çiçek gönderir. Bu Marilyn’in hayalidir. Hayalin arkasında onun pek de bilinmeyen bir özelliği yatmaktadır.

Monroe, hayatı boyunca "Jean Harlow olmak" istemiştir. Her zaman onun gibi genç öleceğini, onun gibi hayatındaki erkeklerin birer felaket olacağını, annesiyle olan ilişkisinin Harlow’unki gibi karmaşık olduğunu söylemiştir.

Harlow’un büyük aşkı William Powell ölmekte olan sevgilisine, mezarına her hafta çiçek bırakacağına söz vermiştir. Monroe işte bu aşka da imrenmiştir.

Ölümünden sonra yazar ve eleştirmen Edward Wagenknecht şöyle der:

– Görebileceğiniz en kötü elle en iyi oyunu oynadı.

Marilyn Monroe, aslında küçük bir kızdır... Ve bu küçük kızın hayatta her şeyi vardır. Parası bol, ünü dünya çapında, erkekler kadar kadınlar da onu çok beğenmektedir... Ancak tutkuyla, sevgiyle bağlı olduğu bir babası yoktur.

Marilyn Monroe biyografilerinin çoğunda, 36 yaşında hayata veda etmeden önce onun da babasını aradığını yazar. Marilyn’in ayağında altı parmak olması kadar ilginç bir durumdur bu...

Evlilik dışı bir ilişkiden doğan ve babasını hiç görmeden büyüyen Monroe, Başkan Kennedy’nin yaş gününde şarkı söylediği o ünlü 1962 yazında evine kapanmıştır. Huzuru Nembutal haplarında arar olmuştur. Kalabalıklardan süzülüp yapayalnız kaldığı o son yazında en başa, hayat macerasının başladığı yere dönmek ister ve hiç görmediği babasını arar:

"Baba benim, Norma Jean" der umutla...

Şöhret olmadan önce kullandığı isim, telefonun karşı ucundaki adama bir şey ifade etmemiştir. Bu sefer şöhretli olan adını kullanır....

"Filmlerini gördüm" der karşıdaki adam.

"O benim sahte adım. Ben Norma Jean’im... Senin kızın…"diye çırpınır telefonda...

Adam öyle birini tanımadığını söyleyerek kapatır telefonu...

Marilyn Monroe saatlerce "Ben Norma’yım baba" diye ağlar.

Artık çok geçtir. Norma’nın öldüğünü anlamıştır. Şimdi yapılacak tek şey Marilyn’i de öldürmektir!...

O da öyle yapar...

5 Ağustos 1962 günü odasında ölü bulunur.

Mutluluğu aramış ama bir türlü bulamamıştır!...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 353
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 3540
Kayıt tarihi
: 28.02.07
 
 

"29 Temmuz 1980’de İstanbul’da doğdu. Celal Bayar Üniversitesi, İşletme mezunu. Şiir, deneme, öykü, ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster