Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Mayıs '13

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
276
 

Marina'da Yat Fantazisi

İşten çıktım, marinaya doğru yürüdüm. Gümbet'in üstünden batan güneşi, yatların direkleri arasından izlemeyi seviyordum. "Nemesis" isimli yatın önünde duran banka oturdum ve gözlerimi ufuk çizgisine odakladım, öylece kaldım. Güneşin tepenin ardından kayboluş anını saniye saniye izledim. Geriye turuncu tonlardan sarıya çalan bir renk kaldı battığı yerde. Hava loşlaştı, deniz dinginleşti ve havadaki rüzgar gömleğimin düğmeleri arasından göğsüme girip okşamaya başladı beni.

Nerden geldiğini anlayamadığım bir kadın belirdi önümde. Şu aralar pek yaygın olan über mini şortu, açık yeşil askılısı ve ojeli parmaklarını sergilediği parmak arası terlikleriyle yanımdaki boşluğa oturuverdi. İlk Gözüme çarpan sağ ayak bileğindeki sarmaşığa benzeyen bir dövme olmuştu. Saliseler içerisinde tüm fiziğini süzmüş, afrodizyak kokusunu almıştım. Esmer uzun dalgalı saçları, etli dudakları, gözlüklerinden göremediğim gözleri, henüz yanmış olan pembe bacakları ve oldukça iri göğüsleri bana "seviş benimle" sinyalini veriyordu sürekli. Nefes alış-verişlerimde düzensizlik başlamıştı bile. Yan gözle onu süzmeye devam ederken bana yabancı dilde bişeyler sordu, ne dediğini anlamadım. Sanırım İtalyanca konuşuyordu. İngilizce biliyor musun? diye sordum, 'no' dedi. 'no' İtalyanca'da da hayır anlamaına geliyordu. Sonra o bana, "parlare İtaliano" diye sordu, bildiğim tek İtalyanca cümleydi bu. Bilmiyordum ama yine de "si" dedim, maksat muhabbet olsun. Gözlüğünü başına doğru kaldırdı, gözlerinin içi gülüyordu, İtalyanca biliyor olmama sevinmişti. Bu arada gözlüklerini çıkarınca o müthiş kadınsı güzelliğini farkedip büyülenmiştim. Monica Bellucci'yi andırıyordu yüzü. Hemen İtalyanca konuşmaya başladı, ben ne dediğini anlamıyordum ama içindeki enerjiyi rahatlıkla hissedebiliyordum. Bir süre İtalyanca bilmediğimi çaktırmadım, ona sürekli "parlare piano" diyordum ve de "bella, ti amo molto bene" diyordum. bildiğim bütün kelimeler bunlardan ibaretti. O ise bütün söylediklerime amansızca gülüyordu. Gülüşüne dayanamayıp, ona iyice yaklaştım ve ellerini tutmaya cüret ettim. Hiç şikayetçi olmadı. "ma, ti amo bella" dedim tekrar gözlerinin içine bakarak. Artık hiç bişey umrumda değildi o anda.
Elimi bırakmadan ayağa kalktı. Beni çekiştirerek, "vieni, vieni" diyordu. Nereye götürdüğünü merak etmeye kalmadan, karşımızdaki yata biniverdik. O andan sonra Nemesis'in içindeydik. Arka tarafından dolanıp, merdivenlerden bir kat aşağıya indik. Tesadüf müydü, hatun mu öyle ayarlamıştı bilmiyorum ama kimsecikler yoktu ortalıkta.

Kamara gibi biyere girdik, çok küçük bir yerdi burası. Tek kişilik bir ranza ve hemen yanında minibar bulunuyordu. Haşin bir erkeğin kadınlara davrandığı gibi beni sertçe yatağa doğru itti. Kapıyı kapattı ve üzerime atladı. Ne olduğunu anlayamamıştım, vücudumdaki kan basıncı damarlarımı patlatıyordu adeta. Kamaranın medivenlere bakan yuvarlak penceresi buğulanmıştı iyice. Elimi oraya attım istemsizce. O an, Titanic filmindeki sahne aklıma geldi, tebessüm ettim. Sanki Titanic yeniden çekiliyordu ve biz oynuyorduk bu sefer.
Hatunun iri ve diri göğüslerinin üzerine sarkan saçları beni bir kez daha tahrik etmiş olacak ki, bu sefer ben sarıldım incecik beline ve altıma alıverdim İtalyan kadını. Bu arada ismini hala bilmiyordum, sevişmenin ardından sorduğum ilk şey ismi oldu. 'name?', 'nome?', 'si', 'lola e si?', heralde senin ki ne demek istiyordu, 'Ulaş' dedim. Komik bi şekilde telaffuz etti ismimi, 'üolaş' gibi bişey dedi ama çok tatlıyı bu söyleyişi, dudaklarına yapıştım hemen ve nefessizlikten boğulmasına ramak kalaya kadar öptüm onu. Bıraktığımda boğuluyor gibi bir hali vardı ama yüzü gülüyordu, demek ki memnun olmuştu bu hareketime.

Minibardan açıp içtiğimiz viskilerimizle, romantizmin doruklarından eteklerine doğru savruluyorduk. Ortak bir dile sahip olmadan nasıl da bu kadar üst düzey bir ilişki yaşıyabiliyorduk hala onun şaşkınlığı üzerindeydim. Bir süre bu şaşkınlığıma dalıp gittim. Lola bunu fark etmiş olacak ki, yine elimden tutup beni yataktan kaldırdı. Viski bardaklarından bir tanesi yere düşüp kırıldı, bu duruma sadece gülmekle yetindik, kırılan parçaları toplamadık bile.

Merdivenlerden hızla üst tarafa çıktık ve lola birden kendini denize attı. Artık nasıl bir kafa yaşıyorsam ben de onun arkasından uçtum denize. Denizin serin suları arasında bir kez daha seviştik onunla. Hayatımın en mükemmel anlarından birini yaşıyordum, rüya gibiydi resmen, hiç bitmesin istiyordum bu rüya.
Bu olaylardan yaklaşık birkaç saat sonrasıydı, kendimi otogarda, sanki hiç birşey olamış gibi Güvercinlik aracının ön koltuğunda buldum. Nasıl bu kadar hayale karışabilirdi gerçekler. Bu nasıl bir kurgudur, ordan buraya nasıl geldim ben? Kendime tokat atıyordum, inanamıyordum bir saat öncesine kadar yaşananlara.
Araç hareket etmiş, Güvercinliğe varmıştım ama hala Lola'nın etkisindeydim, sarhoştan da beter bir sersemlik vardı üzerimde. Eve zor attım kendimi. Sanki bulutların üzerinde kurulan bir hamakta yatıyordum o kadar masalsıydı her şey..


 Halikarnas Şarapçısı
 bodrum 05/13

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 149
Toplam yorum
: 30
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 239
Kayıt tarihi
: 03.05.11
 
 

1987 Bandırma doğumlu yazar; İzmir, İstanbul, Ankara ve Bodrum'da yaşadıktan sonra tekrar İzmir'e..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster