Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Kasım '13

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
672
 

Marmaray'a dair "Bağzı" şeyler...

Marmaray'a dair "Bağzı"  şeyler...
 

         Kısaca söyleyecek olursam  vergilerimizle çoktan kavuşmamız gereken böylesi şeyler paraların çar çuru yüzünden,pilavı ısıt, ısıt getir politikaları yüzünden, seçim kaygıları yüzünden,  tamamlanamadan açılıyor. Bu bir lütuf değil. Neden değil?
 
           Sadece oy alma hesaplarıyla bilmem kaç adete çıkardıkları  illerde iş merkezleri ve üretime katkısı olacak bir düzen kurmasınlar, o diğer kentlerden, yok sayılan kentlerden  akın akın millet İstanbul'a aksın iş ve aş diye sabahın köründe yollarda perişan olsun, ırgat kahvelerinde,  iş peşinde... ve sonra da resmi olmayan nüfusu  neredeyse 20 milyona vurduğu rivayet edilen   kente iki üç tane ulaşım ağı yaptılar  diye  tarih  yazıcılığına  soyunsunlar... İşte onun için yapılan bir lütuf değil. Geç kalınmış bir görev...
 
        Güvenlik konusundaki uyarılar , kaygılar, saklı kalmak kaydıyla mimariye bir bakalım Yenikapı'da. Yuvarlak formun kubbe formunun baskın çıktığı peronda, ortada mezarlık anıtı gibi duran o kübik nesne yapıya hiç bir güzellik katmamış, olanı da götürmüş, kaba hantal bir görünüm veriyor, ikide birde ölümü gözüne sokuyor insanın, yolculuğun başlangıcında ve ayrıca yer altında yolculuk başlangıcında son derece de kötü görünüyor mezarı anımsatması nedeniyle. Bilmiyorum mimarı kimler ama iç  mimari olarak beğenmedim. O kübik şeyin  yerine camdan şeffaf bir odacık ki çift duvarlı olup örneğin bir akvaryum konabilirdi çift duvarların arasına -ille de odacık olması gerekiyorsa techizat şu bu da içinde saklanırdı- yapılabilirdi, ya da tıpkı diğer yerlerdeki camdan asansör odacıklarında olduğu gibi camdan bir kutucuk , silindirik olması da dev sütunların baskısını, mavi uyumuyla  biraz hafifletirdi.  Yani modern, çağdaş  bir mimari dekorasyon yok.   Tuğralarla yazılarla Osmanlının yapılmaya çalışılsa da,  her zaman kimliğini koruyan  Ayasofya kilisesinin kötü bir taklidine  girmiş gibi hissediyor insan. Bu büyük yapıda , devrin başbakanının asrın lideri ilan  edilmesine vesile olan bu büyük yapıda ki hatırlatmakta yarar  var asrımız aynı zamanda  Cumhuriyet  yıllarıdır, Cumhuriyet'in 90 yıllık genç Cumhuriyetimizin izleri nerede?  Cumhuriyeti içinden silerek çağı ya da asrı  nasıl ödünç alabilirsiniz?  Meleketimizi  demir ağlarla örenlerin adları  o hor görülüp kırık çanak çömlek gözüyle bakılan şeylerin de altında kalmış olmalı ki hiç anılmıyorlar.
 
        Ha tabii bir zamanlar başbakanın MARMARAY'ı geciktiriyor diye söylemediğini bırakmadığı arkeolojik buluntular da bu soğuk mekanın sıcacık süsleri halinde, sempati dağıtmak için  kullanılmışlar. Işıltılarıyla meraktan yolculuk eden halkın gözünü alan bu şeyler de asıllarının taklidi. Replika diye sunulmuşlar. İşte o süslemelere harcadıkları emeği keşke ortadaki o mezar kümbeti görünümlü şeyi güzelleştirmek için harcasalardı. Akvaryum önerimde  ısrarlıyım... Oraya güzel bir akvaryum yaraşırdı... Marmara'da olan türlerin konduğu bir akvaryum ,  ya da denizin altındaki kameralarla yansıtılacak görüntüler. Alet edevat da akvaryumun iç duvarının arasındaki odacıkta saklanırdı...   Gördüğüm kadarıyla çok hızlı çalıştırıyor olsalar da yürüyen merdiven sayısı da bence yetersiz. Bir kaza anında hıza güvenen anlayış, o hız kaynağının kesilmesi anında neler olacağını hesaplayabiliyor mu?  Muhtemelen hesaplamışlardır. Japonlar teknik olarak projeyi yaptıkları için biraz içime su serpilmişti diyelim... Çok fazla kalabalık olmadığı dönüş saatinde bile  insanların gişe önlerinde tutularak birikim yaratılması da ayrı bir komediydi bana göre... 
 
         Öğrencilik yıllarımdaki Aksaray , Laleli tümden kimlik değiştirmiş. Her köşe rivayete göre aylık 800 lira mültecilik maaşı- işte vergilerin gittiği yerlerden biri- bağlanan Suriyelilerle dolup taşıyor, Afrika'dan gelenler de bir dolu.  Zaten MARMARAY'a binme nedenim de hastaneye emar çekimine yetişmek içindi... Özel yerlerde çekilince kısa sürede sonuçları elinizde olan böylesi bir çekim için önce randevu için sonra da sonuçlar için günlerce bekletildiğimiz bir sağlık güvencesi sistemi olduğu sürece, istersen Midas özentisi  altından metrolar inşa et , sağlıktaki  sıkıntılar karşısında ne önemi olacak? 
 
        Zavallı hastanemiz, hastanelerimiz   dökülüyor. Bir kere muayene olduğun bir doktora bir daha ulaşma şansın hemen hiç yok. Her yeni doktora en başından anlatmak gerekiyor, dinleyecek kadar zaman ayıracak kadar yüce gönüllüyse tabii. Kabul, doktorlar da bunalmışlar ama üstelik on günlük süreçte olduğun halde her seferinde barkod alman için kuyruklara girmeye zorlayan bir sistem oluşmuş yine bazı  doktoru azamların isteği ile. Bakmayan da haklı bakan doktor da kışla talimindeki gibi kontrol hastalarını sıraya dizip birer dakika ayırıyor aslında.  Böyle bir sistem olduğunu duyuran da yok, yani on günlük sürede yeni barkod her gün diye.  İki saat kapıda ayakta bekliyorsun. Kuyrukta sıran geliyor giriyorsun." Hani barkodun?" diyor doktor.  Bu fazla hastaya bakmaktan kaçınan doktor. " "Barkodun yoksa bakamam." Kış kış dercesine elini kolunu sallıyor, dışarı çıkman için... İki gün önceki barkodu  gösteriyorsun.  E hani on gün geçerliydi  ya..."Hayır olmaz! Bugün de alacaktın! Git al!"  Elinde iki gün öncesinin barkodları. Barkod almak için memura gidiyorsun. "Doktor telefon etti şimdi,  barkod vermeyin!" dedi diyor memur. Hani akıl sağlığım bozuk olsa doktorun görünüşümü- mavi öjelerimi oysa mavi sıcak bir renkmiş, bunun da hoş bir anısı oluştu bende bir ara yazacağım-  filan beğenmeyip bana garez yaptığını düşüneceğim, ne de olsa tesettür kokulu  o koridorda galiba  türünün tek örneğiyim  ama düşünemiyorum, öyle düşünmek istemiyorum. Oysa  ben orada iki üç saat  önce sıraya girerken,  yeni barkod alınacağını bildiren bir duyuru ya da not yazılmadığına kızıyorum.   Oralarda yani kendi memleket toprağımızda, hem de dünyaya geldiğim hastanede, nasıl yabancı konuma- kendi memleketimizde, kendi doğduğumuz kentte, bu kentte ,bu semtte,  bu hastanede,hem de horlanan    mülteci olduk- düşürüldüğümüzün bir örneği hastanede başıma gelmişti geçen hafta. 
Doktor kapılarında sürünerek kuyrukta  beklerken, bir şık giyimli, parmaklarında  madalyon yüzükler  bir  Suriyeli kasılarak önümüze geçti."Ben muayene parası verdim. Sıranın en önüne geçmeliyim!" demesin mi? Adam üç kuruş verdi diye sıradaki hastaları geçmeyi kendine hak sayıyor.Bunu bir Avrupa ülkesinde biz yapabilir miyiz ora halkına?  
"Bak hele," dedim "ben de bu devlete tam 25 yıl boyunca ne kadar vergi ödedim, sağlık primi ödedim, haberin var mı senin?" 
 Adam biraz daha horozlanmaya çalıştı ama diğer hastalar da uyanınca kuyruğa  girmek zorunda  kaldı... 
Konu dağınık gibi oldu ama hepsi birbiriyle ilgili. Hastaneler dökülüyor, sağlık sistemi sağlıksız,  ağır durumdaki hastaya gelen doktorsuz ambülanstaki sağlıçılar,  nabız alamasalar da  yeni tedaviye başlanmış diye ölmekte olan hastayı hastaneye götürmekten  kaçınıyor,  bir  tanıdık hastanede ameliyet için 2 aydan fazladır  sıra bekliyor. Güneydoğu'dan sınırdan gelenler, kart sahibi yakınımdır diyenler   öncelikliymiş diyen dedikodular duyuyoruz. Bu hatırlı  mülteciler seçmen de olacaklar gibi görünüyor... Ve doğduğum hastanede- düşünün kaç yıllık-  basit bir elektronik sistem yani randevulara göre insanları çağıracak NÜMERATÖR sistemi kurulmamış. Yok!   İstanbul'a bilmem  kaç milyar dolarlık metro yapılmış ama hastanede bir nümeratör sistemi  yok, hastanedeki hastasına sabredecek hekim yok. Hekimlerin durumu da bir zamanların maarif vekillerini aratmıyor, hani öğrencisiz okulları idare etmekten dem vuranlar gibi... Hastalar olmasa ne güzel idare ederlerdi  hastaneleri. Pespaye bakımsız lavaboları kırık,muslukları bozuk, pis,sifonları çalışmayan,   ille alaturka tuvaletleriyle, hastalara hizmet vermeye çalışan hastanelerimiz.    
 
        Metrolar, Marmaraylar  yapılsın , zaten bu kent bunları çoktan hak etti ama hastanelerin pespayeliği doktorların, memurların, sıraya koyma uzamanı personelin   keyfi uygulamaları- yarın gel amca ben size yardımcı olurum barkoda gerek yok ama bana gelince barkod veremem bayan- ,kart sahibi yakınımdır diyenlerin saltanatı da kaldırılsın,  emar, tomografi, vs..  sonuçlarının daha çabuk alınması için gerekli araçlar alınsın ve elemanlar da istihdam edilsin, yüzlerce yıllık hastanelerimiz kenar mahallelerdeki gecekondu görünümünden hem görünüş hem de işleyiş olarak kurtarılsın...              
           Yeni hastane yapılacak yerde, varolanlardaki  bu aksaklıkların  giderilmesi önceliklidir kanımca. Tabii yeni hastane bahnesiyle  kentin, kuş uçmaz kervan geçmez  uzak uçlarında hazine arazilerine hastaneler dikerken,  eski kalan hastanelerin arsası arazisi birilerinin hayallerini süsleyen AVM lere dönüştürmek daha mı kolay?
 
          Asla binemem sanıyordum ama anlatmaya çalıştığım  nedenlerle,  hastanedeki  randevuyu kaçırma korkusu bizi Marmaray seçeneğine zorladı. Kadıköy 'de Miting vardı yani randevum olmasa muhtemelen  katılacaktım sakat sakat. İyi de oldu Marmaray'a binmemiz. Gördük. Gerçekten kolayca hiç hissetmeden karşı sahilde buluyorsunuz kendinizi. Bir yakınımı  aradım olur ya... ve belli bir süre konuştuk, sonra kesildi. Geçerken hiç hissetmedim. İlk kez binenlerde bir tedirginlik vardı tabii. Batarsak çıkmazsak acaba fotoğraf makinelerimizdeki fotolar kalır mı bizden  geriye filanları da düşündüm azıcık, bu niyetle foto da çektirdim trenin içinde yani.... Sonra ilk binişte palet, şinorkel vs gibi güvenlik araçlarıyla yolculuk etme kararımı hatırlayıp makaraları koyuverdim. İnci avcısı mıydım ki 65 metreden şnorkelle kurtulayım...  Sonunda Sirkeci'yi transit geçerek Yenikapı'ya ulaştık...
       
           Ha bir de asrın liderliği konusunda asılan çarşaf çarşaf ilanlara  değinmeliyim. Yahu dedim ben kendi hastanemde, bir mülteciden daha fukara durumuna indirgeyen, süründüren koşulları on yıldır daha da kötüye çeken ya da iyileştiremeyen  bir hükümetin başı   asrın lideriymiş meğer, hiç fark edememişiz  diye epeyce  üzüldüm... Sonradan düşününce biraz ,  işte bir arkadaşın kışkırtmasıyla bu yazı çıktı ortaya...
           Yapılmasına geç  bile kalınan  Marmaray dilerim kazasız belasız  çalışır...
 
Emel Dinseven 
Abdülkadir Güler bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Vatana, millete hayırlı olsun; emeği geçenlerden Allah razı olsun; ama ben kalan ömrümde de karşıya -çayımı içip simidimi yiyerek- vapurla geçeceğim. Selam ve sevgiyle.

Ata Kemal Şahin 
 06.11.2013 19:15
Cevap :
İyi edersiniz aslında...sağlıcakla diyelim...  29.01.2014 20:37
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 566
Toplam yorum
: 1972
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 1312
Kayıt tarihi
: 11.07.06
 
 

Edebiyatla ilgileniyorum. Ayrıca amatörce belgesel film çalışmaları yapıyorum ve kültürel etkinlikle..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster