Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Eylül '07

 
Kategori
Futbol
Okunma Sayısı
408
 

Marsilya'dan haberler kötü

Marsilya'dan haberler kötü
 

Beşiktaş’ın Şampiyonlar Ligindeki gala gecesi, gerek skor gerekse oynanan futbol açısından hiç de iç açıcı olmadı. Görülüyor ki, Teknik Direktör Ertuğrul Sağlam Fransa’ya dair tüm planlarını golsüz beraberlik ve bir puan üzerine kurmuş ve doğaldır yanılmış. Zaten Ertuğrul Sağlam’ın sezon başından bu yana söyledikleri ile yaptıklarının uyuşmaması gibi bir problemi var. Ne demişti sezonu açarken; “Beşiktaş bu sene taraftarına zevk verecek, bol gol atan ve hücum futbolu oynayan bir ekip olacak.” Oysa ligdeki duruma baktığımız zaman Beşiktaş beş maçta dört gol atabilmiş ve son iki maçını 0–0 berabere kapatmış bir takım. Aynı şekilde Fransa’da düzenlediği basın toplantısında da, “Buraya kesinlikle beraberlik için gelmedik ancak bir takım defansif tedbirler de alacağız.” şeklinde konuşan Sağlam’ın meğer asıl demek istediği, “0–0 için oynayacağız” imiş. Bu en kolay Beşiktaş’ın maçtaki tek olgun atağının 85.dakikada gerçekleşmesinden anlayabiliriz.

Kendi liginde istediği futbolu bir türlü sahaya yansıtamayan Marsilya karşısında sahaya 4–1–3–1–1 dizilişi ile çıkan Beşiktaş’ta defansta görev yapan Diatta-İbrahim Toraman ikilisi oynadıkları futbolla bu lige hakkını veren iki isimdi. Başta Tello olmak üzere geri kalanlar ise tam bir hayal kırıklığı. Doksan dakika sahada kalan Tello aldığı her topu ezdi ve tek bir olumlu hareketi dahi olmadı. Ertuğrul Sağlam’ın Nasri ve Ziani tarafından geliştirilen ataklarda çok zor anlar yaşayan Tello’yu zorunlu iki değişiklik yaptığı için 90 dakika sahada tuttuğunu düşünüyorum. İlk yarı bitmeden Serdar Kurtuluş ve Ricardinho’yu dışarı almak zorundan kalan Ertuğrul Sağlam’ın maç içerisinde hamle şansının kalmadığı da bir gerçek. Özellikle Beşiktaş sağ kanadından Niang’ın geliştirdiği ataklarda fizik gücüyle çok iyi iş yapan Serdar’ın çıkması ve topu dinlendirerek takımına nefes aldıran Ricardinho’nun sakatlanması Beşiktaş’ın rakipten baskı yemesi gibi bir sonuç doğurdu. İkinci yarı başlarken, Beşiktaş’ın kafasındaki mental duvarı kaldırarak hücumda daha aktif bir rol oynayacağını düşünürken siyah-beyazlılar tıpkı ilk yarıdaki gibi gol yememek üzerine kurulu bir anlayışla sahaya çıktılar. Geçmişte Lucescu’nun Beşiktaş’ı pek çok Avrupa maçında bu tür bir anlayışla sahaya çıkmış ve ikinci yarının ikinci bölümlerinde yediği gollerle birçok maçı 1–0’lık mağlubiyetlerle kapatmıştı. “Sakınan göze çöp batar” misali oyunun 75. dakikasında kullanılan bir korner atışında, rüzgar topu alıp Beşiktaş kale direğine bırakınca Marsilya’lı Rodriguez de bu ilahi ikramı geri çevirmeyerek skoru 1–0 yaptı. Bu dakikadan sonra zaten 3 oyuncu değişikliğini yapmış olan siyah-beyazlı ekibin toparlanarak hücuma adapte olması zordu. Zaten olamadı da. 85.dakikada maçtaki tek olgun atağını Serdar Özkan’ın ayağından değerlendiremeyen Beşiktaş, dakikalar 90’ı gösterirken bir kez daha rüzgârın azizliğine uğradı. Diatta’nın uzaklaştırmak istediği top kısa düşünce Marsilya bu topu hemen Djibril Cisse’nin önüne oynadı. Cisse faul kokan bir pozisyonda Diatta’yı geçerek, ceza sahasına girer girmez net bir vuruşla skoru 2–0 yaptı. Bu dakikada maç başından itibaren Beşiktaş’ın yapması gerekeni yapan ve bir kontratakla siyah-beyazlıları avlayan taraf Fransız ekibiydi. Umalım ki, Beşiktaş teknik heyeti bu maçtan ve yenilen ikinci golden alınması gereken dersleri almış olsunlar.

Bu maçın bir başka özelliği de grubun görece zayıf ekiplerini karşı karşıya getiren bir müsabaka olmasıydı. Bu temelde baktığımızda, Beşiktaş ve Marsilya’nın UEFA’ya katılma mücadelesini göz önüne alarak iki ayaklı bir eleme turu oynadıkları da düşünülebilir. Bu durumda ikili averaj da hesaba katılarak Beşiktaş’ın İnönü Stadında rakibini en az iki farklı yenmesi gibi bir zaruret doğuyor. Çünkü bu geceki maç gösterdi ki, Marsilya hiç de abartıldığı gibi üst düzey bir futbol oynamıyor. Fransız ekibinin Porto ve Liverpool karşısında yüz güldüren sonuçlar alması oldukça zor. Bu nedenle Beşiktaş’ın grubun geleceğine dair planlarında bu düşünceye de yer vermesi faydalı olur.

Denilebilir ki, Beşiktaş bu gece deplasmanda oynaması gerektiği gibi oynadı. Kısmen doğru. Ancak Beşiktaş’ın ne gibi bir kontratak planı, nasıl bir hücum planı vardı sorusuna cevap bulabildiğimiz ölçüde bu düşünce değer kazanır. Maalesef ki, Beşiktaş’ın rakip kaleye gitme konusunda taktik tahtasında tartışılmış bir planı yoktu bu gece. Eğer sadece gol yememeyi düşünürseniz, rakip yapamazsa rüzgâr yapar ama neticede planlarınız muhakkak ki bozulur. Futbolun doğası bu.

Son olarak maçta Marsilya’nın çok sert oynadığı şeklinde ortaya atılan görüşlere de katılmadığımı belirtmek isterim. Beşiktaş’ı özellikle Liverpool ve Porto deplasmanlarında daha yumuşak rakiplerin beklediğini düşünen var mı? Hakemin Marsilya’lı Faty’e kırmızı kart göstermesi gerektiği konusunda bir şüphe yok. Ancak o pozisyonun oyunun durduğu bir anda gerçekleştiği de hesaba katılmalı. Oyun içi mücadelenin sertliği konusunda kıstas almamız gereken ne yazık ki, Turkcell Süper Ligi değil. Bu düzeyde futbol bu sertlikte oynanıyor. Kesme şeker gibi dağılmamak lazım.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 235
Toplam yorum
: 233
Toplam mesaj
: 44
Ort. okunma sayısı
: 711
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Yazar 1976 yılında İstanbul'da doğdu. Tüm eğitim ve öğretim hayatını burada tamamlayarak, 1999 yı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster