Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Haziran '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
425
 

Martıların savaşı

Martıların savaşı
 

İstanbul'un en güzide semtlerinden birinde çok hoş bir teras katında yaşayan sevgili dostumun çok şirin bir evi vardır. Hele yazları. Muhakak ve muhakak o terasta bir kaç ev partisi, davet, sabah kahvaltıları, brunchlar ve zaman zaman kaçamak güneşlenmeler yapılır.Bir kaç insana alışkın martı katılır bazen bu davetlere ve paylarına düşen nevaleyi de alırlar.

Dün yine gittim dostuma. Terasa iki şezlong atmış, şarap açmış çerezleri merezleri hazırlamış beni bekler buldum arkadaşımı. Ohhhh!!! Güneşin batışına karşı keyifli bir akşam geçirecektik yine. Kendini şezlonga atarken "Çok yoruldum bütün gün kan temizledim." demez mi? "Ne kanı?" bir yerinde bir yara izi gözükmüyordu. "Martılar savaş etmiş dün gece burada. Kıran kırana bir dövüş olmuş belli her yer kan tüy ve martı pisliği ile doluydu. Ağır yara almışlar yaralananlar" dedi.

İrkildiğimi hissettim. Hiç düşünmemiştim o güne dek martıların vahşice savaş yapabileceklerini kendi aralarında. O ana dek, benim gözümde martılar gökyüzünde bembeyaz uçuşan, denizin, güneşin, romantizmin simgesi masum kuşlardı. Onlar denizlerin üzerinde bembeyaz kanatları ile adeta bir melek gibi süzülür, vapurlara eşlik eder ve kendilerine sunulan yiyecekleri havada kapma yarışı yapar, beyazlıkları da saflığın masumluğum simgesidir, tek kötü yanları da leş yemeleridir diye düşünürdüm.

Savaşın ve kanın çirkin yüzünü bu kuşlara yakıştıramadım nedense. Onların o beyaz masum tüylerine kanın vahşi kırmızısını konduramadım.

"İnanmıyorum, daha önce de olmuşmuydu böyle ?" diye sorduğumda arkadaşım o kadar alışkın ve rahat bir edayle cevap verdiki "Ohoooo çok olur.Ama bu kadar büyüğü ilk defa oldu gerçi kadavra falan da yok etrafta ama kanın ve pisliğin çokluğuna bakılırsa bir ya da bir kaç tanesi bir yerlerde ölmüş olabilir." demezmi.

Sadece martıların değil teras katında yaşıyor olmanın öteki yüzünü de gördüm böylelikle. O terası hep keyifli, hoş, cezbedici bir mekan olarak görürdüm. O terasta keyif çıkarmanın bir maliyeti olduğunu bilememiştim. Rüzgarın ve kuşların getirdiği her türlü pisliğin , çiçeklere kuşlar tarafından verilen zararın, bir savaş arenası olabileceğinin , terasta yaşamanın bir meşakkati olduğunun farkında bile olamamıştım.

Bir kez daha hayatın çeşitli yüzleri ve renkleri olduğunu gördüm."Dışı seni yakar içi beni" sözünü anımsadım. Gerçekler ve görünenler arasında bazen uçurumlar olduğu olgusunu idrak ettim. İnanmak istediklerimiz ve inanamadıklarımızın yan yana duruşunu izledim. Ve içerledim hayata bir kez daha içerledim.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Gerçekler ve görünenler arasında bazen uçurumlar olduğu çok doğru. Çok mutlu görünen veya çok gülen insanların aslında çok mutsuz olduklarına çogu kez şahit oldum .O nedenle çok gülen , etrafa mutluluk gülücükleri dağıtan insanlara hep şüpheyle bakmışımdır.

Belepheron 
 13.06.2007 5:19
Cevap :
Bazı durumlar tamamiyle bakış açomızla alakalı neye nasıl bakmak istiyorsak onu görüyoruz.  13.06.2007 13:11
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 167
Toplam yorum
: 320
Toplam mesaj
: 57
Ort. okunma sayısı
: 1853
Kayıt tarihi
: 20.04.07
 
 

01/06/1967 Rize/fındıklı doğumlu olmama rağmen doğum yerimi hiç görmedim. Türkiye'nin hemen her ilin..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster