Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Haziran '10

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
464
 

Martının Lâneti 2

Martının Lâneti 2
 

FOTO: Semih Berk


Lanetler yağdırdığım o martının, Adrianna’nın yanından havalanırken Pegasus’u* andıran kanatlarıyla şaha kalkıp gökyüzüne yükselişi hala gözlerimin önünde ve öldürdüğüm binlerce martının kanlar içinde yere süzülüşü..

O günlerde bir çok hayvan sever benimle uğraştı. Bu yüzden hapse girdim. Her özgürlüğe kavuştuğumda uçurtma kayalıklarına gidip en az yirmi yirmi beş tane martıya hedefleyip, üzerime martıların lanetini alarak kişisel oluşumumu tamamlıyordum. Tüm ben oluşlarım gidiyor.Yerine özünü kaybetmiş, duyarsız, kalpsiz şeytanın emekçiliğini yapan bir canavar ortaya çıkıyordu.

Eve her varışımda eşim Paskala’nın takatsiz bakan gözleri beni kanlar içinde görünce canlanıyor, sanki yaşamaya tekrar kaldığı yerden başlıyordu. Paskala her gün kızımız Adrianna’nın nasıl öldüğü belli olmayan o yere gidip katil martıyı bekliyordu aklınca..

İkimizin de hayatı değişmişti. Ben artık çiftçilikle uğraşmayı bırakmıştım. Tarlamız çalılığa dönmüştü. Erkek kardeşim Jordan’da, Paskala’nın ve benim çevrede yaşayanlar tarafından dışlanmamızdan sonra kasabayı terk edip, amcam Edmundo’nun yanına yerleşti. Hayvancılıkla uğraşmaya başlamıştı. Hafta sonları yanımıza gelip bize bir hafta yetecek kadar erzak getiriyordu. Evin içinde ruhunu terk etmiş bedenler saatlerce sessiz hiç konuşmadan oturuyorduk.

İlk sessizliği bozan Jordan oldu.

‘’Abi, olayın üzerinden sekiz ay geçti. Kendini ve Paskala’yı dışarıdan izleyebiliyor musun bilmiyorum. Hayattan bu kadar kopuk yaşamınız sizi günden güne eritiyor, farkında mısın?’’ Ben sessizliğimi bozmadım. Onun getirdiği şaraptan birer bardak hepimize doldurup eline uzattım. Her hafta sonu Jordan geldiğinde bizi konuşturmaya, bizden hayata dair bir kıpırtı görebilmek için elinden geleni yapıyordu.

Eşim Paskala her gece evin çatısına kurduğumuz o küçük odaya gidip, saatlerce oradan çıkmıyordu. Odanın anahtarını da gizli bir yerde muhafaza ediyor ve asla odadayken beni yanında istemiyordu.

O, bu buhran dolu günlere benim kadar dayanamadı. Bir kasım sabahı buz gibi bir havada yatağında onu ölmüş olarak buldum. Evin sessizliği o gittikten sonra bin kat daha artmıştı. Kapı gıcırtısı, pervazın pencereye vuran sesi, dışarıdan gelen uluyan köpeklerin iniltileri ve rüzgar..

Çatı katı demiştim!

Paskala öldükten bir hafta sonraydı. Yattığımız oda da bulunan tokmaklı duvar saatinin durmuş olduğunu gördüm. Saatin kapağını açıp anahtarını almak için elimi uzattığımda, saatin içinde iki tek anahtar daha buldum. Kurma anahtarını saatin tam göbeğindeki boşluğa soktum, sonuna kadar çevirip tokmağını elimle iterek çalıştırdım. Ne büyük bir meşguliyetti benim için. Günler sonra zamanı merak etmiş olmalıyım. En azından şimdi sessizliğime bir ses eklenmişti. Tik tak tik tak…..

Gelelim o iki anahtara.. Jordan, Paskala’nın ölümünden sonra ziyaretlerini daha da sıklaştırdı. Her gelişinde beni amcamın yanına yerleşmeye ikna etmeye çalışıyordu. Bense her seferinde sinirlenip elimdeki içki kadehini sonuna kadar içip, masaya elimle bir yumruk otutturuyordum.

Kış şiddetini iyice arttırmıştı. Ne kar ne yağmur taşın buz kestiği kuru bir soğuk vardı. Ağır bir enfeksiyon kapmıştım. Sürekli terliyor, ateşim yükseliyordu. Takatsiz kalıp yatağa düştüm. O hafta Jordan geldiğinde:

‘’Ne kadar direnirsen diren, ellerini kollarını bağlayıp seni bu kahrolası yerden götüreceğim dedi.’’

Zaten hiç gücüm kalmamıştı, sonunda teslim oldum. Bir kaç parça eşya alıp evden ayrılmaya karar verdim. Benim aklımda olmayan bir şey, Jordan’ın eski pikabı. Ben eşyalarımı toplarken o da pofurdana pofurdana pikabını arıyordu.

‘’Abi iyi düşün, nerede olabilir’’

‘’Sanırım geçen yıl Noeldi. Paskala, Adrianna ve bana güzel bir müzik ziyafeti sunmuştu onunla.’’

Biraz daha düşününce, çatı katında Paskala’nın inzivaya çekildiği o küçük odada olduğunu hatırladım. Jordan heyecanla çatı katına çıktı. Kapının kilitli olduğunu görünce anahtarları sordu. Paskala’nın aylarca girmemi yasakladığı o odanın anahtarlarının nerede olduğunu bilmiyordum.

‘’Abi beni çıldırtmada düşün, bir an önce şu lanet yerden gidelim’’ dedi.

Sonun da aklıma saatin içinde çıkan o iki anahtar geldi. Anahtarları alıp Jordan’ın yanına çıktım. Elime aldığım ilk anahtarla kapıyı açtım. Ve odanın içinde inanılmaz bir manzarayla karşılaştım.

Devam Edecek..

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

..merak uyandırıcı bir öykü. Paylaşım için teşekkür eder, devamını bekleriz.

Yüksel ÖNAÇAN 
 19.06.2010 14:09
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 10
Toplam yorum
: 9
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 552
Kayıt tarihi
: 15.06.10
 
 

Herşeye rağmen hayatın yaşamaya değer olduğuna inanıyorum.. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster