Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Şubat '07

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
457
 

Marx'ın sakalının teli değilsin, özgürlüğün sosyalist katilisin!

Marx'ın sakalının teli değilsin, özgürlüğün sosyalist katilisin!
 

İnsanlığın geçirdiği değişim aşamalarında geldiğimiz nokta, anlamlandırma düzeyinde muğlak ve çetrefil bir gerçekliğin açmazını bize dayatıyor.

Baktığımızda, gerçek üzerinde kıyasıya tartışmaların yoğun yaşandığı yerlerde, gelişmiş toplumlarla karşılaşıyoruz. Oysa aydınlanma çağının bizlere müjdelediği pozitif aklın, gerçeği tüm çıplaklığıyla ortaya çıkaracağı iddiası en çok da bizleri mutlu etmişti.

Kapitalizmin; ilerlemesinin getireceği “mutluluk yalanı”, sistemin kendi yarattığı koşullar, yapılar ve çetin ceviz düşünürler tarafından; kendisinin de getirdiği sorunlarla birlikte, insan yığınlarına köklü çözümler sunamayışıyla açığa çıktı.

Hazin olan; bu büyük yalanın ortaya çıkarıcıları ve insanlık tarihine büyük katkıları olanlar, mutsuzluğun kaynağı olan, varoldukları dünyanın ve onun yapılarının sonucu; bir ürünü olmaları, izlerini taşımalarıydı. Daha sonraki öncüleri gibi.

Burada düşünsel, siyasal ve ekonomik tartışmaların ayrıntılarına girmek bu yazının amacı ve sınırlarını aşar. Söylemek istediğim yaşadığımız sürece dair, kendi bakış açımı ortaya koyabilmektir.

Mutluluk reçetelerinin geçerliliğini gittikçe yitirdiği dünyamızda, yine değişime uğramış varlıklarıyla, yaşamımızda etkisini sürdürmeleri devam etmektedir.

Artık yaşadığımız dünyanın; 60’lı yılların insanlığa kazandırdığı felsefi sıçrayışından sonra; Mesihlere, tartışılmaz liderlere, iman edilen ideolojilere ve mutlak gerçeğe alaycı bir tahammülsüzlüğü var.

Yapılan tartışmaların bize fısıldadığı budur. Geleceğe belirgin damgasını vuracak olan da bu yaklaşım olacak gözüküyor. Tarihin geldiği, geçiş sancıları ile yaşadığımız kriz sürecinin koynunda, geleceğin şekillendiği yapıların ipuçlarını, tarih yapıcılar bizlere sesleniyor.

Yaşadığımız dünya, eski gücünü yitirmiş iktidarın korkulu rüyasını gördüğü yerdir. Bundan sonra “Dünün iktidarının direnişinden daha çok söz edilecek gibidir”. Zweig de 19. yüzyılı buna benzer adlandırıyordu.

Bu görüşler ışığında küreselleşmeyi “ti” ye almak, körü körüne yadsımak, karşı çıkmak, “Tarihin sonu” yanılgısına düşmekle eşanlamlıdır.

Küreselleşme bir vaka olarak kendini ortaya koyarken; onu kavrama, tanımlama ve biçimlendirme çabasında tarihin öncü sınıfları, kuruluşları, uzun soluklu zorlu mücadelesinde, yerini almalıdır.

Küreselleşme yalnızca sermayenin at koşturduğu tapulu arazisi değildir. Ayrıca sermayenin insafına bırakılamayacak değerdedir. Varolan kazanımların muhafazakarlığını yapmak, ilericiliğin karakterine terstir.

Küreselleşme yalnızca sermayeye fırsatlar tanımıyor, geçtiğimiz yüzyıl bize öğretti ki; emek ve sermaye bir realitedir ve güçtür. Bu dünyayı nasıl kurduysak, geleceği de kuracağız. Burada iyiden, güzelden, ezilenden yana tavrımızı koyup, hakkımızı alacağız.

Küreselleşmeyi hayatın içindeki güçler oluşturacak ve sonra da yine onlar dönüştürecektir. Eleştirilip, şüphe edilmesi gereken sermayedir. Sermaye, doğası gereği bitmez tükenmez iştahını tatmin etmek için, her zaman çok iyi yaptığı şeyi yapıyor; kolayca uyum sağlıyor.

Hazin olan; ilkel kapitalizmin yüzünü gözünü paralayan ve onu hizaya getiren güçlerin şimdilerde bir spor faaliyeti kadar etkin olamamalarıdır.

Bir dünya emekçisi olarak, Seattle’deki işçilerle birleşmenin yolunu bulmalıyız. Seattle; Iraktaki işçinin acılarına, Afrika’daki açlığa, Türkiye’deki sınıfsal uçurumlara, ne katkı getiriyor öğrenmeliyiz.

Seattle'daki zengin kuzey ülke işçileri ve gelişmekte olan ülke oligarşi diktatöryası çıkarsal bir mastürbasyon mu talep ediyor dünya emekçilerinden. Bilelim sendikalar ortaoyunu mu sergiliyor.

Sanırım sermayenin yüreğini hoplatmak hepimizin hoşuna gidiyor. Ama gerçekleri saptırmamalıyız. Sermayenin rengi, ulusal ya da uluslar arası olması fark etmez. Asıl olan, insan onuruna yaraşır, refah düzeyi yüksek bir yaşamdır.

Foucault’un dediği gibi; “Arzunun bizden istediği, tuhaf bir hata, tuhaf bir çabadan başka bir şey olmasa da, iktidar nerede ise, direniş de orada olacaktır.”

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İşsizliğin bu kadar yoğun olduğu ülkemizde emek sermaye ilişkisinin emekten yana kazanımlara gebe olmadığını düşünüyorum. İbre emekçiden yana değil ne yazık ki sürekli sermayeden yana dönüyor. İnşallah diyeceğim ama inşallah la da bu günlere kadar geldiğimiz açık. Son özelleştirmelerden sonra birçok kişinin depresyon tedavisi gördüğüne tanığım ben. Neyse yine de mücadele lazım ki bu mücadelenin önündeki en büyük engelde dediğim gibi işsizlik. Ne diyelim. Hayırlısı. Sevgilerimle.

Ayrıntıda gezinmek 
 01.06.2007 12:56
Cevap :
70 li yıllarda batı da sermaye iktidarının teknokratlarca güçlüce paylaşıldığı anlaşıldı.Bill Getes bile şirketinde büyük ortak değil,tepedeki yönetici olmak istiyor.  01.06.2007 19:09
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 35
Toplam yorum
: 39
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 856
Kayıt tarihi
: 16.01.07
 
 

İktidara mesafeli, Derrida ve yapısalcılara meyilli. İflas etmekten bunalıp, iktisat ve finans pı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster