Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Kasım '08

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
322
 

Masalmış... Yalanmış...

Masalmış... Yalanmış...
 

Foto: Fotokritikten alıntıdır.


Uzun zaman sonra dün kendimi biraz dolaştırmaya çıkardım. İçimde ki yalnızlık, kızgınlık, kırgınlık, karmaşık duygular ve düşünceler üzerimde büyük bir ağırlık yapıyordu. Birazcık nefes alabilmek ve kafamı toparlayabilmek amacıyla uzun bir yürüyüş yapmak istedim. Aslında yalnız sayılmazdım, bulunduğum otobüsteki insanlarla birlikte okul gezisine çıkmış çocuklar gibi hepberaber aynı yöne, son durağa kadara gittik. Yürüdüğüm yolda aynı istikamete giden insanlarla birlikte grup gezisi yapıyormuşcasına hepbirlikte yürüdük. Ama o kalabalığa rağmen ben yine de yalnızdım işte....

Hava yine gri yağmur bulutu desenli elbisesini giymişti. Gökyüzü hüzünlü, ağladı ağlayacak... Ben de istedim o ağlasın, ben ağlayım, birbirimizin gözaşlarını saklayalım, birbirimize içimizi boşaltalım. Ama ben katı, o benden de katı çıktık. Belki de "önce sen" diye birbirimizi bekledik.

Deniz durgun, sakin ama belli ki onun da içi sıkılmış, yüzü kararmıştı. Bir tek rüzgar olabildiğince hırçın, bir esip bir duruyordu. Saçlarımın içinde dolaşıp, dağıtırken belki de bir tek o hırsını boşaltıp, kendini ifade etmeye çabalıyordu.

Ben kendimi zengin zannederdim, meğerse bir Hint fakirinden bile daha fakirmişim onu anladım. Telefon rehberimde dolaşıp bana eşlik etmesi için arayabileceğim insanların tlf. numaralarına gözüm gitti ama aramak için elim gitmedi. Eskiden kendi ihtiyaçları olduğunda çok acil görüşmemiz gerken, en iyi dostum olan insanların ne hikmetse benim ihtiyacım olduğunda hep işleri vardı. Belliydi ki yine hepsinin işi olacaktı, arayıp rahatsız etmemek en güzeliydi.
Bir zamanlar sohbet ederken "insanların kaybettikleri değerlerden" bahsettiğimiz kişiler ne çabuk unutmuşlardı bu değerleri. Ben onlardan ne sorunlara çözüm, ne de sıkıntılara çare beklemiyordum. Problemlerden bahsederek ömür törpüsü olmak da istemiyordum. Sadece birlikte yürümek, hiç konuşmasak bile denizi birlikte seyredip, beraber aynı havayı solumak, sıcak DOST luklarına sığınarak herşeyden uzaklaşmak istemiştim.
DOST luk diye bir kavramın eskilerde kaldığını, şimdilerde ise kocaman bir yalandan ibaret olduğunun istemeyerek de olsa farkına vardım. Üstelik o yalana bende inanıyordum.

Bugünse canım yataktan çıkmak istemedi, sonsuza dek uyumak, bu yalanlardan uzak durmak istedim. Ama her isteğimiz olmuyor işte, uyandım ve şimdi bu yazıları yazabiliyorum.
İnsanlara gereğinden fazla sevgi ve değer verdiğimiz için midir bilinmez bir süre sonra kendilerini bulunmaz Hint kumaşı zannediyorlar. Ben de karar verdim artık kendime Çin ipeği muamelesi yapacağım.
Ve artık dostluk yalanlarına inanmayacağım. Yazılarımdan birinde yorum yazan bir arkadaşımız "her dem yeşil kalan bir çam ağacı olmalı insanın" demişti. Ama artık onlarında plastikten yapılmış imitasyonları çıkmış, göz yanıltıyorlar.

Hayat bir masalmış...
Bir varmış, bir yokmuş.... İyi gün dostu çokmuş, kötü günde DOST yokmuş.........

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 7
Toplam yorum
: 13
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 961
Kayıt tarihi
: 23.01.08
 
 

1978 Niğde doğumluyum, çocukluk ve gençlik dönemim Niğde'de geçti. Yaklaşık 10 yıl önce İstanbul'u k..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster