Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Ocak '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
588
 

Masalsı yaşam estetiği

Masalsı  yaşam estetiği
 

Yaşamı ; yaşayarak öğrenmekle ,yaşayanlardan öğrenmek arasındaki ayrım düşünsel estetiğimizin özetini verir . Düşünebilme yetisi doğuştan doğanın bize verdiği ender değerli kıymetlerden biridir , biz onu kullanabilme ferasetini süreç içinde başarabilir yada başaramayız , işte o bizim yaşamdaki duruş pozisyonumuzu belirler . Kimilerimiz hep başkalarının bize anlattıklarını tekrarlar , ondan kendimize bir pay çıkarırız ; kimimizde düşünme yetimizin bize tanıdığı engin düşünsel dağarcığımızı genişlettikçe daha verimli bilgiler üretir yeni dünyalara kulaç açarız. Dönüp kendimize baktığımızda düşünememe kısırlığımızı gizlemek için çoğunlukla biri birimize kör dövüşü şeklinde sataşmakla çapsızlığımızı gizlediğimizi zannederiz. Yaşamın hiçbir yerinde çok konuşanlar çok iş yapamamıştır , çünkü zamanının çoğunu konuşarak geçirmişlerdir. “Üretmek” deyimini laf üretmek olarak algılamak bu olsa gerek.

Sizinle paylaşmak istediğim güzel bir yaşam kesitini masalsı bir dille anlatmak isterim:

Masal bu ya; yıllar-yıllar önce , güzel mi güzel bir ülkede bütün canlılar kendi adlarına her şeye karşın mutlu yaşarlarmış. Bu yaşamın bir yerinde doğanın bütün renklerini kanatlarında taşıyan sevimli bir PAPAĞAN dünyaya gelivermiş , işte o gün ne olduysa olmuş bütün dünyadaki yaşayan canlıların yaşamında yeni bir dönem başlamış (Yeni bir yıl gibi), günler geçip bizim sevimli papağanımız büyümeye başladığı günlerde onu, bir avcı yakalamış . O kadar sevimli bir kuş ki ; başı koyu lacivert , çipil gözleri yeşil , kuyruğu sarı-kırmızı birazda mormuş.Bu güzelim papağanın sefil olmasına kıyamamış ve götürüp “Bilge Dede”’ye satmış .Bilge Dede ; onu eğitmiş , konuşmayı öğretmiş , kendisinin bildiği bütün masalları öğretmiş , bıkmadan usanmadan onları tekrar- tekrar anlatmış . Papağan iyi ezberlediklerini güzelce anlatıyor , ancak iyi ezberleyemediklerini ise sonu gelmez bir şekilde uydurdukça uydururmuş,palavraları inanılmaz abartılara varırmış. Bir gün Papağan , Bilge Dedeye artık burada sıkıldığını ; kendi doğal yaşamına dönmek istediğini , Ormanlarda diğer kuşların arasında yaşamak istediğini söyler; Bilge Dede “ haklısın ,seni çok seviyorum ancak senin de özgür olma hakkın var “ demiş ve bırakmış . Bırakırken de “Ormandaki dostlarına benim öğrettiğim MASALLARI anlat , dinleyenlerde başkalarına anlatsın ,böylece dilden dile dolaşsın”demiş. Bu ayrılık anı hayli de hüzünlü olmuş her ikisinin de göz yaşları akmış.

Papağan hem uçmuş , hem ağlamış , ormana vardığında ; Ormanın en büyük ağacı ÇINAR’ ın üzerine konmuş , azıcık nefeslendikten sonra çınarla tanışmışlar –sohbet etmişler , bir süre sonra acıkmış tabii; hazıra alışmış olmanın verdiği tembellikle etrafa bakınmış ancak iş başa düştü diyerek kendine yiyecek ve içecek aramış , günler geçtikçe ormandaki kuşlarla daha samimi olmaya onlara masallar anlatmaya başlamış yine böyle bir gün bir masal anlatırken ezberlediği masalı unutmuş başlamış palavralara: ”“-Bir gün Ormanda gezerken bir Pire’nin, Fil’i tıraş ettiğini gördüğünü , bu tıraş anında pire usturayı kaçırıp Filin kulağını kestiğini ,bu acıyla filin de pireyi ezdiğini , bunu gören Sineğin de Fili bir solukta yuttuğunu , amma çok ağırlaştığı için uçamadığını ve bu sırada oradan geçmekte olan Kertenkelenin böyle semiz bir sineği hiç kaçırır mı , hemencecik onu ,oracıkta yuttu verdiğini birden bire dev bir Timsaha dönüştüğünü bunu gören nehirdeki bütün Timsahların hepsinin korkudan kaçıştığını tam bu arada devleşen kertenkelenin susayıp . nehrin suyunu içmeye başladığını ve nehrin neredeyse kurumaya yüz tuttuğunu , nehirdeki balıkların birlik olup bu dev kertenkelenin kuyruğuna yapışıp ufak- ufak yemeye başladıklarını böylece nehir kurumadan kurtulmuş , balıklar , timsahlar ve diğerleri tekrar eski yaşamlarına döndüğünü anlatmış ve Sonra ne oldu biliyor musunuz? “ Diye sorunca Ulu çınar dallarını sallamış bütün kuşlar uçmuşlar ve hep bir ağızdan “sen yalancısın “diye bağırmışlar. Teker teker papağanı terk etmişler,yalnız kalan Papağan Çınara dönüp “çok utandığını ve ormanı terk edeceğini “söylemiş , ancak hiçbir kuş onu uğurlamaya gelmemiş. Göz yaşları içinde Çınara veda etmiş. Soluğu Bilge Dedenin yanında almıştı, yaşamda yanlış yapmak ve yalnız kalmak gibi iki kötü duyguyu birlikte yaşamış olmanın getirdiği hayal kırıklığı ile dönüp geriye baktığında kendi eksikliğini yeni fark ediyordu .

Bu Öykümsü hikaye belki yeni yılda birilerine yeni ufuklar açar diye sizlerle paylaştım nice yeni yıllara

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 45
Toplam yorum
: 49
Toplam mesaj
: 22
Ort. okunma sayısı
: 1308
Kayıt tarihi
: 04.11.06
 
 

Düşünmeyi ve yazmayı çok severim. Yaşama ilişkin çelişkileri görmekte ısrarlıyımdır. Muhalif olmaya ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster