Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Ekim '08

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
2043
 

Masumiyet Müzesi'ndeki aşkın kaynağı seks mi?

Masumiyet Müzesi'ndeki aşkın kaynağı seks mi?
 

Masumiyet Müzesini bitirdim. Bir kaç gün oluyor. Üzerinde de yavaş yavaş düşünüyorum. Kitapla ilgili bir takım detayları Orhan Pamuk'ta bekâret sorunu... isimli yazımın içinde vermiştim. Aslında kitaba ilişkin daha fazla yorumda bulunmak istemiyorum. İçinde anlatılan durumu, konuyu biraz tartışmak istiyorum. Şimdi bunu yaparken de yazıyı hangi kategoriye koyacağımı şimdiden merak ediyorum.

Orhan Pamuk kendi ağzından konuyu özetlediği için kitabı içeriği hakkında bilgi vermekten sakınmayacağım. Kitabın kahramanı Kemal'in ağzından anlatılan romanda bir aşk ilişkisi var. Kemal, Sibel isimli kendisi gibi burjuva aileden gelen bir kızla sözlü/nişanlı. Ancak kitabın ilk sayfalarından itibaren onu uzaktan akrabası 18 yaşında güzeller güzeli bir kız, Füsunla yatakta buluyoruz. İki aya yakın devam eden beraberlikleri, Kemal'in Sibel'le nişanlanmasıyla son buluyor. Sonra her gün düzenli olarak seviştikleri Füsun ortadan kayboluyor. Bundan sonrası tam bir buhran ve Kemal'in saplantılı bir hayat sürmesi, Sibel'den ayrılıp, Füsun'u tekrar bulduktan sonra sekiz yıl boyunca onun ailesiyle birlikte yaşadığı eve düzenli olarak gidip gelmesini anlatıyor. Bütün bu sekiz yıl boyunca da sevdiği, saplantılı bir şekilde aşık olup izlediği bu kadının dokunduğu, sahip olduğu küçük bir bakış attığı tüm nesneleri çalarak onunla seviştiği eve taşıyor. Bu eşyalar da Masumiyet Müzesi oluyor işte.

Şimdi tartışmaya buradan sonra başlayacağız.

Aşk dediğimiz şeyi tetikleyen şey nedir?

Kemal daha ikinci görüşte yatağa yattığı ve "sonuna kadar gittiği" bir kadına mı aşık olmuştur; yoksa onunla yaşadığı mükemmel ve tarifi imkansız cinsel birlikteliklerine mi?

Bir erkek olarak bunu kendime soruyorum kuşkusuz. Şunu itiraf etmekten asla çekinmiyorum, erkeklerin kafalarının önemli bir bölümünü kadın cinselliği kaplar. Bunun doğadaki bütün erkek dişi ilişkisinde bu şekilde olduğunu da görüyoruz. Doğadaki diğer canlıları insandan ayıran şey ise "aşk" duygusudur.

Bunu tersine çevirdiğimizde, yani bir kadını görüp, onunla bir türlü birlikte olamadığında da bunun saplantılı bir tutkuya dönüşebileceğini de biliyoruz.

Kemal, Füsun'u kaybettiği andan itibaren birlikte zaman geçirdikleri yatakta neredeyse bir sürü ritüel yaşıyor. Orhan Pamuk ya o sevginin kutsallığına zarar vermemek ya bir yazar olarak her türlü detayın derinliklerine inme cesaretini gösterememek adına o yatağın üzerinde herhangi bir fantezi kurmuyor, kuramıyor. Yani biz Kemal'in kendi kendini tatmin ettiğine şahit olamıyoruz.

Füsun'u kaybettiği ve Sibel'le birlikte olduğu süre boyunca da Sibel'i seviyor olduğunu söylese de onunla sarılmaktan öte bir ilişki kurmuyor, kuramıyor. Bununla ilgili yazarımız bize kitabın son sayfasında küçük bir tüyo da veriyor; ancak bu kısım yine de benim kafamı meşgul ediyor.

Füsunla sadece cinsel ilişki kurmak amacıyla öğleden sonralarını ona ayırıyor. Sürekli onu düşünüyor. Onu düşünürken bedenine sahip olma duygusuyla mı hareket ediyor, yoksa gerçekten aşık mı oluyor? Sibel'le de daha önceleri sonuna kadar gittiğini biliyoruz. Acaba Sibel Kemal'i yeterince mutlu, tatmin edemediği için mi Füsun'un fantezilerle dolu özgür cinselliğine teslim oluyor? sonra kaybettiğinde bir anda tutkulu bir saplantıya dönüşüyor?

Kitabın içinde bunların olduğunu düşünenler yanılmasın, girişte de yazdığım gibi bu benim kafamdaki sorular. Bu soruları kendime sorarken, paylaşıyorum.

Çünkü kitapta bir bekâret sorunu da var. Belki de ben buna fazla odaklandım, sadece bu cümleleri görüyorum. Ancak kitabın Sibel'i korumayı hedefleyen açıklamalarında da bekâret var. Yazarın kafası sürekli bununla meşgulken ben de ister istemez cinselliğe odaklanıyorum.

Füsun daha ilk buluşmalarında bedeninde gizlediği ne varsa Kemal'e teslim ederek ve sonrasında da onun istediği herşeyi vererek doğru mu yapmıştır? Hayatta bunun karşılığı bir kadın imgesi var mı? Füsun'un Kemal'i o zaman diliminde deli sevdiğini de biliyoruz. Ancak bunu hiçbir şekilde Kemal'e hissettirmiyor. Kemal, sonsuza kadar devam edecek bu buluşmalardan her ikisinin de aynı şeyi arzuladığını ve aldığını sanıyor, belki. Füsun sonra bedenini bütün erkek varlığına tamamen kapatıyor.

Aşkın cinsellikle çok yakından ilgisi olduğun inanıyorum. Bu bağın kopmaması gerektiğine de inanıyorum. Aşksız bir cinselliğin maddesel bir dürtüden kaynaklandığını düşünüyorum. Kendimi Kemal'in yerine koyuyorum. Aslında bu yazı biraz da böyle bir içselliğin sonucu dışa vuruluyor.

Son olarak...

Bir şekilde mutlu olunamamış, anı bir türlü yaşayamamış ve yakalayamamış bir hayat sürüyoruz. Kitabın sonunda Kemal tam aksini iddia etse de... Çünkü ne zamanın farkındayız, ne istediğimiz, ne duygularımızın... Bedenimizin bize ne söylediğini bile bilmiyoruz. Çoğunlukla dinlemiyoruz. Yaşanması gereken o an yaşanmadığı için de bir sonraki ertelenmiş zaman ya hiç bir zaman gelmiyor ya da geldiğinde bambaşka bir yaşam bizi karşılıyor. Ondan sonra aynı duyguları hissetmek de, kaldığı yerden devam etmek de zorlaşıyor.

Uzay Gökerman

mustafa ceydilek bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kitabı okuyalı 1 ay kadar oluyor. Bazı yerlerinde çok bunaldım özellikle ayrılık kısmı aşırı derecede sıkıcıydı. Zira 150 sayfa ayrılıktan bahsediliyordu. Ama kitabın sonu beni etkiledi ve deydi diyebilirim. Kemal'in Füsun'a duyduğu aşktı bence. İşin içinde sadece cinsellik olsa öyle burjuva bir adam, Füsun'dan sonra bambaşka güzelliklerde kadınlarla da cinsel ilişki yaşardı diye düşünüyorum,işi sadece fantaziye bağlamakta olmaz bence. Çünkü Kemal hergün Füsun'un eşyalarıyla sevişiyordu bir nevi. Bu durum, herşeyi aşmış bir adamın aşmış bir aşkından başka bir şey olamaz diye düşünüyorum. Selamlar...

Anatoliaaa 
 30.10.2008 13:12
 

Kitabı okumadım sanırım okuyacağımda yok.Orhan Pamuk kitaplarına bir türlü ısınamadım.Üç nokta arkadaşın yorumuna çoğunlukla katılıyorum.Hele anlatım tarzı ve dili beni doğrusu hiç açmıyor.Artık şu küçük burjuva takıntılarını anlatan kitaplar iyice sıkıntı verdi.Memlekette sanki başka problem kalmamış gibi dönüp dolaşıp aynı şeyler yazılıyor. Elbet eleştirim sizde değil. Ayrıca kısa bir özet verdiğiniz için teşekkür ederim.Böylece ne anlattığını öğrenip okunması gerekmeyen bir kitap olduğunu öğrendim. Tekrar teşekürler ve saygılar.

Ali İhsan UĞUZ 
 24.10.2008 16:50
 

arkadaşlarla görüşlerimizi paylaştık.Dili konusunda -en azından bu kitabı için- anlaşılmıyor, karışık vs. gibi eleştiriler olmadı. Ama sıkıcı olup olmadığı konusunda görüşler muhtelifti. Okudum ama ortalarından sonra, özellikle o bitmez ev ziyaretleri bölümünde, sıkıldığımı söylemeliyim. Bir aşkı nesneler üzerinden yaşama ve yaşatma isteği anlaşılabilir bir hal ama Kemal'de bunun saplantı haline dönüştüğünü, eşya fetişisti olup çıktığını görüyorsunuz.Füsun'u sadece cinsellik üzerinden tarif edip ona öyle bağlandığını kitabın başlarında düşünürken uğruna kaybettikleri ve geçen yıllar onun daha derin bir anlamı olduğunu düşündürttü bana.Bir de bekaret konusu kitapta çok belirgin ve tartışmaya açık olarak duruyor sanki. Bekaret konusunun bugünü de kapsadığını zihinlerde hala bunun bir tabu ve kırılgan bir şey olduğunu, yazarın satır aralarında bunu alt mesaj olarak verdiğini düşündüm.Bir kez daha okuma hevesi uyandırmadı.Bir blog yazsaydım değil mi? Uzun ettim:) Selam, sevgiyle...

üç nokta 
 23.10.2008 16:53
 

Bu kitapla ilgili benim anlatamadıklarımı çok güzel anlatmışsınız. Tebrikler... Şunu da söyleyeyim ben daha nişan bölümünde kendimi kaybedip bırakmıştım kitabı...

Fatih ü 
 23.10.2008 10:51
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1947
Toplam yorum
: 2004
Toplam mesaj
: 77
Ort. okunma sayısı
: 1313
Kayıt tarihi
: 09.06.06
 
 

"Keyif verici bir yalnızlık" olarak gördüğüm yazma serüvenimin en önemli merkezlerinden bir tanes..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster