Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Temmuz '13

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
4985
 

Masumiyete övgü

Masumiyete övgü
 

Görsel kaynak:www.hayalevi.com


Geçen hafta masumiyeti gözledim, onunla düşüp kalktım ve en çok onu sevdim: masumiyeti... Yani saflık, iyilik, temiz yüreklilik ve günahsızlığı! Henüz dört ay 10 günlük yeğenimin yanıbaşında, onun tatlı yüzünde, ışıltılı gözlerinde, sıcak nefesinde, neşeli çığlıklarında yundum, arındım ve kendimi yeniden buldum sanki...Ve bu masumiyetin ergenlerin bebeksi konuşmalarıyla eylemlenen bulaşıcı özelliğini de keşfettim yeniden...
 
Kucağına aldığın bebeğin
 
nefes alıp verişindedir masumiyet. Helâ l ak sütle karnı doysun, altı temiz olsun uğruna etrafa tebessümler dağıtan, neşeli çığlıklar atan bir tokluk halidir masumiyet diye düşündüm... Annenin sıcaklarda terini silmesinde, uzak soğuklarda üstünü kalın giyin diye -sabahın köründe- aramasındadır masumiyet diye de düşündüm yeniden. 
 
O, yattığın kucakta duyduğun kalp atışlarındadır. Okulda tahtaya ilk kalktığında ellerin titreye titreye tuttuğun ilk tebeşirin beyazındadır. Ayaklanıp da koşmaya başladığında ayağın takılınca, istemsizce "anne!" diye bağırmanda da saklıdır. O, bazen beyazlığını hiç yitirmeden yıllarca saklanmış bebeklik patiklerinde, çocukluk ayakkabılarındadır. Ya da hastayken, uyurken dokunmadan saatlerce seni izleyebilen gözlerdedir. Giden sevilene el sallarken tutamayıp gözlerinden akan yaşta, ardından dökülen suyun berrak zerrelerindedir bazen...
 
Özlenen, gidişi izlenip bir şey yapılamayandır o... Terk edilmek gibidir. Haksızca ve anlamsızca...

Uluorta bir şaka yapıldığında herkesin güldüğü ama senin geçmiş(deki) bir acına değdiği için donup kalarak gül(e)mediğin andır.

Kış günü pencereyi açtığında kar yağdığını görüp kar topu oynamak, yaz günü içeri dolan kelebeklerle birlikte hoplaya zıplaya dans etme isteğidir.

Masumiyetin bir türü de belki onu anlatmaya çalışmaktır. Burada yapmaya çalıştığım gibi...
 
İyi biliriz ki; sonrasında ne kadar çalışıp çabalasak da aslında kimsenin hayatı , kendi seçimi değil.

Herkesin küçük demir halkalar gibi birbirine zincirlenerek bağlandığı ve sonunda o zincire bağlı birer tutsağa dönüştüğü hayat oyununda, cinnet, şiddet, ihanetler, felâ ketler ve tesadüfen yaşanan hayatlar karşısında o bebeksi, o çocuk yüzlerde saklı kalan masumiyetlerdir bazen bizleri sarıp sarmalayan... Farkında olsak da olmasak da... 
 
Ne de güzel söyler aslında Sezen Aksu;

"içindeki çocuğa sarıl, sana insanı anlatır..."

Evet, dışında bir çocuk yoksa, içindeki çocuğa...
büyümek farkında olmaksa,
farkında oldukça dişlilerin parçası olmaya devam ediyorsak hâ  ,
büyüdükçe çocuksu küçük sevinçler yerine bencil istekleri seçiyorsak süreklice,
herşey insanlık içinken sözüm ona dünyada,
İçinde artık insanca yaşanamayacak hâ le getiriyorsak dünyayı,
ve artık insanlık dışı/korkunç şeyleri görünce babamızın arkasına saklanmak yerine,
olağan karşılıyorsak bu olup bitenleri...
Artık büyüdük demektir masumiyetten uzaklaşa uzaklaşa,
Sistem adına: kocaman bir bravo !
 
Vicdan sahibiysek eğer,
 
en çok onu kaybettiğimize üzülürüz
rekabet, iki yüzlülük, para, mal-mülk edinme hırsı sarmalındaki yoz hayat
güvensizlik akıtır daha da büyüdükçe
en yüksek debilerle damarlarımıza
bazen yavaş yavaş
bazen de hızlıca
zehirleniriz
anlarız ki; hayat, aslında bayağı kötüymüş
gene de mutlu olma mecburiyeti
masumiyetten ırak mı ırak, kirli kıyılarda
Avuturken, aslında içten içe kahreder durur benliğimizi
Bir bebek yüzüne
O tarifi imkansız masumiyete
sığınırız yine de
 
İnsanlık namına iz değeri olarak
zihnimizde kalanlar adına
"Sevgi" dahil herşeyi alıp satabilen sistemin
Bu eyleminde başarısız kaldığı
o tek şeye, "masumiyette",
dahiler, deliler, yaşlılar ve hastalar
bizlerden daha yakınken o muhteşem şeye...
 
İşte böyle böyle
 
kaybederiz masumiyetimizi, çünkü -çoğu kez- elimizde değil. "Bıngıldak" gibidir bir anlamda o da... Büyüdükçe sertleşir, kabuk bağlar. Küçük olana çok yakışır, konuşamayana, anlayamayana güven duygusu verir... Ama sistemin yarışmacı, acımasız, adaletsiz gözlüğünden bakınca da büyük oranda bir yaradır, hastalıktır, acziyettir, zayıf noktadır o!

Kabul gören, sevilen, içten içe gıpta edilen ama bir yerde bitmesi gereken bir şeydir sanki o... "Kelebek" gibidir. Zor oluşur, saftır, özeldir, görüldüğünde kendine hayran bırakır ama ömrü çok kısadır, bazen de bir gündür bu güzelliğin... Bilinir ki kelebek, kozası onu terk ettiğinde ölür.

Hayatta millet, din, iş, sosyal çevre, aile vb.'ne (başkalarına) ait suçları üstlenmiş gibiyizdir çoğu kez; yattığımız ceza aslında hiç de bizlerin değil...

Hak etmeyiz hiç bir zaman bileklerimizdeki hatta boyunlarımızdaki o kalın zincirleri, bazen o zincirlerde mecburi birer halka olsak da...

Bu gerçeği anlayınca , koca bir hayat boyu içimizde gezdirdiğimiz dilsiz çocuk olanca masumiyetiyle gülümser bize... Ve son karede dile gelip; Samuel Backett'in dizeleriyle cesaret aşılar bizlere yine de:
 
"hep denedin, hep yenildin, tekrar dene, tekrar yenil, daha iyi yenil..."
 
Kıssadan hisse; başlangıçta doğuşta sonrasında ise yenile yenile masumuzdur şu yoz sistem karşısında!
 
Bir C. Süreya şiiriyle (Orta-Doğu) seslenmek gerekirse: "...Bir çiçek nasıl açılıyorsa kendiliğinden/ Bir kuş nasıl uçuyorsa / Öyle sever, çalışır insan,/ Kıraçlar çarptıkça dağlara/ Gül göçürür şafağından/ Doğanın altın şafağından/ İnsanın altın şafağından/ Tarihin altın şafağından/ Biz kırıldık daha da kırılırız/ Kimse dokunamaz bizim suçsuzluğumuza..."
 
Ve... Ne kadar iyi yenilirsek o kadar masumuz...  Bir çiçek nasıl açılıyorsa kendiliğinden
Bir kuş nasıl uçuyorsa
Öyle sever, çalışır insan,
Kıraçlar çarptıkça dağlara
Gül göçürür şafağından
Doğanın altın şafağından
İnsanın altın şafağından
Tarihin altın şafağından

Biz kırıldık daha da kırılırız

Kimse dokunamaz bizim suçsuzluğumuza.   

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Biterken; en saf, en duru bilinenler... kalır mı ki gönlümüzde masum bir şeyler. Elbet, kalmalı! Suçumuz, suçluluğumuz "İnsan"lık karşısında büyümeden kalmalı masum haller. Güzel konu ,güzel işlenmiş.Var olun, Esen kalın.

Nevin Kurular 
 19.09.2013 2:49
Cevap :
Masumiyet bana göre de bu dünyadaki 'en kutsal şey' değerli yazarım. İnsan, "masumiyetini" ve "çocuk varoluşunu" içinde koruyabildiği zaman (güzellikler içeren) her yöne doğru hareket serbestisini de koruyabilir kanısındayım. Oysa bu özelliklerini yitirenler; o bildiğimiz pragmatik-biteviye bir ezber içeren sistemin dışına asla çıkamaz, o yolu asla terk edemezler! Masumiyete bu anlamda bir tür "çocuk bilgeliği ve özgürlüğü" de diyebiliriz... Ki yakın bir geçmişte bunu "Gezi Parkı Gençleri"nde de önemli ölçüde gözlemleyebildik. Değerli ve özgün katkınıza içten teşekkürler. Siz de var olun ve esenlik içinde kalın.  19.09.2013 13:44
 

Masum bir bebeği hayal ederek Yazınızı okuyor bir yandan da NTV de Sezen Aksu dinliyordum. "masum değiliz" şarkısını ilk kez okurken dinledim şahaneydi, Cemal Süreya bir başka tat katmış ancak hepsini bir araya getirip bize ulaştıran ele ve yüreğe en büyük teşekkürüm, selam ve sevgilerimle

Cemile Torun 
 11.08.2013 23:43
Cevap :
Aman efendim, ben de size; değerli varlığınız ve onur veren yorumunuza içten teşekkürlerimi sunarım Cemile hanım.  12.08.2013 16:28
 

Bence masumiyeti öldüren bilgidir; öğrendikçe masumiyetimiz azalır.

Kerim Korkut 
 06.08.2013 8:25
Cevap :
Masumiyetin bilgi-bilme hali ve (çoğu olumsuz)deneyimler karşısında gerileyip mevzi kaybettiği hem bireysel hem de toplumsal açıdan sıklıkla gözlenen aşikar bir gerçeklik içermektedir. Ben yine de cehalet ekseninde, çoğu şeyi görüp bilmeyerek masum iyinin cazibesine kapılmaktansa, herşeyi bilmemize ve görmemize rağmen yine de masum iyiliklerin cazibesinden ayrılmamalı diyenlerden yanayım.   06.08.2013 13:39
 

Yoz sistem dediğiniz insanın kibirli övüncü uygarlıktır aslında. Kibri atınca o da masumdur aslında. Yani bebek ve çocuklar doğal olarak kendiliklerinden masumdurlar. Büyümüş insanların masumiyetiyse emek ister... Kim ki içindeki tilkiyi ormana salıp insan yüzüne bakar, o kişi masumdur. Bu da erdemli kişiliğe özgüven yapan emekle sağlanır. Herkesin içinde massum bir çocuk vardır; bazımız çocukça masummiyetten utanıp da içindeki çocuğu saklarken, bazımız da içimizdeki masum çocuğu dışarı çıkartıp büyüklüğün erdemli yoluna öncü yaparız.

Muharrem Soyek 
 28.07.2013 13:28
Cevap :
Son derece yerinde tespitler içeren değerli ve anlamlı yorumunuz için teşekkürler Muharrem Bey. O "kibirli övünç" ki aşırı tüketim, biriktirme ve gösteriş yoluyla diğer insanları -akılları sıra- "çatlatma" üzerine kurulu beyhude bir çabanın nişanesidir. "Büyümüş insanların masumiyetiyse emek ister..." şeklindeki saptamanız, emek ürünü her insan eylemi gibi saygı uyandırmakta! "Herkesin içinde masum bir çocuk vardır;" deyişiniz de öyle... Onu saklamayı ya da dışa vurmayı içinde bulunulan koşullar kadar kişisel ve toplumsal tercihler de belirlemekte...  29.07.2013 11:48
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 361
Toplam yorum
: 3330
Toplam mesaj
: 251
Ort. okunma sayısı
: 2332
Kayıt tarihi
: 05.10.07
 
 

Samsun/Ladik doğumluyum. Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım babamın görevi gereği ülkemizin Orta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster