Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Eylül '08

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
786
 

Matilla'nın 'destan'ı üzerine küçük notlar

Matilla'nın 'destan'ı üzerine küçük notlar
 

gözlerin altında yaşamak


Matilla bir yazı yazdı. Destan demek daha doğru olur. Oku, oku bitmiyor. Başa gelen çekilirmiş. Yine de okudum o ‘destan’ı. Ben de bir zamanlar Troçki’nin yazdığı, daha doğrusu henüz tamamlayamadan, - Stalin’in görevlendirdiği bir ajan tarafından buz baltasıyla öldürüldüğü için - yarım bıraktığı bir ‘destan’ çevirmiştim. Yazın Yayıncılıktan çıkmıştı. Destan diyorum, çünkü Türkçe’ye çevirirken çok yormuştu beni Stalin biyografisi... Tam tamına 666 sayfa... Troçki, bu kitabı tamamlama fırsatı bulabilseydi “kutsal kitap” tan daha “hacimli” bir kitap olabilirdi. O zamandan beri yüz sayfalık kitaplar çeviriyorum. Özellikle de ramazanda kapı kapı dolaşıp sattıkları “namaz hocası” kadar “hacimsiz” olmasa da oldukça “ince” kitaplar...

Matilla’nın ‘destan’ına gelelim. 14.09.2008’de, saat 18:12’de Milliyet blogta çıktı yazı. Matilla, bir de resim koymuş yazısına. Görür görmez, Hürrem Sultan canlandı gözümde. Ne ilgisi varsa... Padişah eşlerini, özellikle de böyle cins-i latifler olarak düşünürüm. Tabi haremde her çeşidinden var bunların. Çoğu da savaş ganimeti. Sen kanunların padişahı bile olsan, cazibesine kapıldın diye bir savaş ganimetini, bir köleyi Sultan yaparsan, gün gelir, bunun hesabını sorar senden bu köle. Hürrem’in entrikalarını duymayan mı var? Ama Osmanlı’nın entrikası ne yedi başlı ejderha imiş ki Hürrem’in entrikalarına taş çıkarıyor; tarihin karanlık mahzenlerinde dolaşıp, el altından yeni rejimden intikam almayı sürdürüyor.

Destan da yazsa, seviyorum Matilla’nın yazılarını okumayı. Yol uzun... Dere tepe gidiyorsun ya... Ayağın dikene, çalı çırpıya takılıyor bazen. Ayağını kurtarmak için oturuyorsun yolun kıyısına, uğraşıyorsun biraz. Nereden takıldım şimdi ben bu çalıya derken bir de bakıyorsun, çalının arasında bir madalyon parlıyor. Ön yüzünde bir göz resmi... “Eyvah, üzerimde göz var!” diye atıyorsun elinden. Madalyon ters dönüyor düşerken. Bakıyorsun, bir ekran... Bulmacaların çözümü geçiyor ekrandan. Aradığın yanıt geçtiği sırada, tıklayıp durduruyorsun okumak için.

Matilla’nın yazısına bir yorum yapmıştım. Yorumum şu cümlelerle bitiyordu: “(...)Atatürk’ün sporcu tanımıyla ilgili görüşlerine saygı duyuyorum, ama bunu günümüze uyarlamak doğru değil, üstelik çok tehlikeli. Çünkü ahlak soyut ve görecelidir, Atatürk’ün ahlak tanımından da epeyce uzaklaştırılmıştır. Şimdi birileri Sivas’ta, Maraş’ta vb. şu kadar katliam yaptı, diye bir yazı yazsak “vay ahlaksız, bak neler yazmış!” diyen “ahlaklılar”ın hiç mi algılama sorunları olmayacak?”

Matilla, şöyle cevap veriyordu bu yoruma: Genelde haklısınız ama ahlak kavramının soyut ve göreceli olduğu konusunda tartışmamız gerekir. Ben somut, objektif ve bilimsel, üstelik de evrensel bir ahlakın olabileceğinden eminim.(...)”

Matilla’nın tanımına uygun somut, nesnel ve bilimsel, üstelik de evrensel bir ahlak nasıl olurdu acaba? Bir dolu yanıt, art arda geçiyor ekrandan. Tam da benim aradığım yanıt geçerken tıklayıp durduruyorum.

Somut, objektif ve bilimsel bir ahlak, üstelik de evrensel bir ahlak için, akla yatkın birkaç çözüm:

1) Parayı yeryüzünden kaldırmak.

2) Sınırları kaldırmak.

3) Din olgusunu kaldırmak.

Bu çözümlerin analizine bir göz atıyorum. Dünyadaki bütün savaşlar son bulmuş. Ortalık süt liman.

Demek ki insan henüz hayvanken hiç sorun yaşanmıyormuş. Siz hiç cüzdan ve pasaport taşıyan ve ibadet eden bir hayvan gördünüz mü?

Peki silah üreten, silah taşıyan, vergi kaçıran, kendi zevkleri ve rahatı için milyonlarca hemcinsini aç bırakan, yavrularını uyuşturucuya alıştıran, doğayı yakıp yıkan, işkenceci, tecavüzcü, hortumcu, daha bir dolu asap bozucu işler yapan hayvan gördünüz mü?

Ben görmedim!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Evrensel ahlakın dibe vuran yozlaşma sonucunda ihtiyaçlardan doğacağını düşündüm sadece yorumları okuyarak. Mecburen yani. Ama sonunda olacak. Kaç yüzyıl sonra. o meçhul. sevgiler.

Ezgi Umut 
 25.09.2008 1:54
Cevap :
Gün geçtikçe küçülen dünyada, insanlık evrensel bir ahlak oluşturamazsa, her çeşit olumsuzluk (sömürü, mutsuzluk, umutsuzluk..) için yeterli ortamlar olacak demektir. Her kötülüğün başka kötülüklere gebe olduğunu düşündüğümüzde, sizin de dediğiniz gibi, evrensel ahlakı oluşturmak bir zorunluluk olacak. Sevgiler, selamlar..  25.09.2008 17:00
 

Yorumları takip ediyorum da bazan mecburen tekrar bulaşmak zorunda kalıyorum. Sevgili Yeşilsoğan "dinlei, ırkları, vs" leri oratadan kaldırsak da bir sonuç alamayız demiş ve insanın egosunun ortadan kaldırılmasını önermiş. Tamam saygı duyarım da kültürlerimizin binlerce yıldır yapmaya çalıştığı da zaten insanın "ben" liğini yok etmeye çalışmak değil mi? Egoyu ortadan kaldıralım, insanın benliğini yok edelim, birey diye bir şey kalmasın ve insanlar kolayca güdülebilecek bir sürü haline gelsin. Benim önerimde tamamen aksine: Doğanın bize bir armağanın olan "ego" nun korunması ve geliştirilmesi evrensel bir ahlakın da temel ilkesi olmalıdır. Egom olmadıktan sonra bedenim ne işe yarar ki? Bu da müsadenizle bir ek-not olsun. Sevgiler ve selamlar

Matilla 
 18.09.2008 14:02
Cevap :
Merhaba arkadaşım, umarım, Yeşilsoğan bu yorumunuza bir cevap verecektir; ama ben kendi adıma şunu söylemek isterim. Sanırım sözcüğü yanlış kullanmaktan ileri gelen bir anlam karmaşası oldu. Belki "ego" yerine "egoizm" demek gerekirdi. Tabi siz de haklısınız. "benlik" olmak zorunda. Sevgiler, saygılar..  18.09.2008 16:11
 

Dinleri, ırkları vs leri ortadan kaldırsak da hiçbir sonuç alamayız. Aslolan insanın egosunu ortadan kaldırmak... Dinler bahane, para şahane... yola devam:-) Sevgi ve saygımla...

yeşilsoğan 
 17.09.2008 16:12
Cevap :
Sevgideğer Levent, "Yarin gül yanağından gayrı her şeyin paylaşıldığı" bir dünya gerçekleştirebilirse insanlık, insanın egosu da ortadan kalkmış olmaz mı? Bu kötü gidişata dur denmezse, örneğin, şimdi dört kadın birden alanlar, gözlerini böyle hırs bürümüşken, "yarin gül yanağı dışında" hiç kimseyle, hiçbir şey paylaşamayacak hale gelecekler, haberleri yok! Sevgi ve saygılar...  17.09.2008 17:59
 

Sevgili Ayrıntıda gezinmek arkadaşımın önerisi örneğin son derece mantıklı insanları ortadan kaldırırsak bilimsel bir ahlaka da gerek kalmaz. Bunu ciddi ciddi düşüneceğim ancak o yola başvurmadan önce ben yine de insanları ortadan kaldırmadan önce evrensel ve bilimsel bir ahlak sisteminin geliştirilmesi için en azından çaba gösterilmesinden yanayım. Selamlar

Matilla 
 17.09.2008 14:20
Cevap :
Sırf bana muhalefet etmek için insanları kaldırıyorsunuz ortadan:)) Hayvanlar dalga geçiyor bizimle..."Yılan bile sokmuyo insanları! Ayvan yatmış dere kenarına..sürmüş tropik güneş yağını.."A be ne sokucam, Allanızdan bulun be yaa" diyor."(alıntıdır) Sevgideğer Matilla, şaka bir yana, oldukça doğru saptamalarınız var. Bence de evrensel ve bilimsel olmayan kavramlar insanî değil. Örneğin dünya tarihi nesneldir. Olayların gerçek nedeni ve sonucu nesneldir. Tarih kitapları, aynı nesnel olayı farklı ülkelerin tarih kitaplarında son derecede öznel bir yaklaşımla anlatmaktadırlar. Bana göre, siyasi tarih yazarlarının kilise ve saray ressamlarından farkı yoktur! Rönesans öncesi tabloları, freskleri inceleyin, melek yüzlü tipler görürsünüz. Emir kulları işte! Rönesans ressamları ise, incecik saç teline dikkat ederken, Adem ile Havva tablo ve heykellerinde o ikisinin göbek çukurlarını dalgınlıktan mı kondurmuşlar eserlerine? Kilise Darwin'e takmışken, sanatçı vermiş mesajını insanlığa. Slm.  17.09.2008 16:04
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 133
Toplam yorum
: 798
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 995
Kayıt tarihi
: 04.07.08
 
 

Yaşam, sorulardan ve yanıtlardan oluşmuş. Her soru, aynı zamanda kendinin yanıtı... Çift yumurta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster