Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Aralık '08

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
40349
 

Mavi Alay'ın öyküsü

Mavi Alay'ın öyküsü
 

www.frmtr.com


Bundan önceki bloguma yorum yazan bir yazar, bana yakın tarihimizi öğrenmeyi öğütlüyordu. Oysa, gençlik yıllarımdan bu yana; resmi tarihin dışında bir başka tarih olduğunu ve gerçekleri o tarihin yazdığını bilen, hatta bu gayriresmi tarihi yalnız kitap ve dergilerden takip etmekle yetinmeyip, gazetelerde bu konuda yayınlanan bazı yazıları da kesip saklayan ve hasbelkader tarihe meraklı olan biriyim. 

İşte, zamanında sakladığım bu gazete kesiklerinden birindeki öyküyü anlatacağım sizlere. Ki, tarih bildiğini sanarak olayları ve kişileri değerlendirenler bildikleri tarihle bu gayriresmi tarih arasındaki farkı anlayabilsin. Anlasın da, başkalarına öğüt vereceklerine kendileri öğrensin tarihi. Yalnız gerçek tarihi öğrenmesinler ama, ilkokul sıralarından bu yana ezberledikleri içi boş kavramların, sloganların, hatta atasözlerinin bile ne kadar gerçek ne kadar gerçek dışı olduğunu da öğrensinler. 

Dünyanın yarısını harabeye çeviren, çoğu sivil yaklaşık 50 milyon insanın hayatını kaybetmesine sebep olan 2. Dünya Savaşındayız. Almanların doğu cephesinde, geri çekilen Rus ordusunun peşinde ilerlediği günler. Savaşa girmeyen Türkiye'de, başta Tek Parti döneminin yayın organı Cumhuriyet gazetesinin Nazizme övgüler yağdıran başyazarı Nadir Nadi olmak üzere bazı yazarlar, devlet adamları ve politikacıların Almanların yanında savaşa girmemizi savunan yazılar yazdıkları, demeçler verdikleri günlerdeyiz. Ankara'da müttefiklere sezdirmeden bir plan uygulanmaya konuyor. Kırım'da yaşayan Türkler Alman ordusuna destek vermeleri için ikna ediliyor. Kırım Türklerine, Ankara'nın teşvikiyle Nazi ordusuna kılavuzluk ve istihbarat sağlamak üzere bir askeri birlik kurduruluyor. Ve adına ''Mavi Alay'' diyorlar. 

Almanların yanında saf tutmanın, Kafkaslara ve kendilerine özgürlük getireceğini, üstelik Stalin'in zulmünden ilelebet kurtulacaklarını sanan Kırım Türkleri 1944 yılına kadar Kızılorduya karşı Almanların yanında savaşıyorlar. Ancak o tarihten sonra savaşın seyri değişiyor. Alman orduları artık geri çekilmektedir. Yalnız Mavi Alayın askerleri değil, Stalin'in hışmından korkan onbinlerce sivil Kırım Türkü de kafileler halinde, Almanlarla birlikte Avrupa içlerine doğru göç etmek zorunda kalıyorlar. 

Önce Kuzey İtalya'daki Pazulla Bölgesine yerleştiriliyorlar. Yaptıkları büyük hatadan sonra Kafkasya'ya benzeyen bu dağlık bölgede kendilerine yeni bir hayat kurmaya çalışıyorlar. Ancak bu hayalleri kısa sürede yıkılıyor. Çünkü Müttefik orduları Akdeniz sahillerinden İtalyanın kuzeyine doğru ilerlemektedir. Bunun üzerine Kırımlılar çoluk çocuk daha kuzeye, Alman ordusunun hala güçlü göründüğü Avusturya'ya göç ettiriliyorlar. Gönderildikleri yer Drau nehri kıyısındaki Ober Drauburg yöresidir. Nehir kıyısına kurulan çadırlarda ve derme çatma barakalarda aileleriyle yaşama tutunmaya çalışıyorlar zor bela. 

Ancak henüz çileleri bitmemiştir. Hatta asıl felaket yeni başlamaktadır. Başlarına sarılan beladan kurtulup yeni bir hayat kuracaklarını zannederken bu defa hepsi birden Avusturya'nın işgali ile görevlendirilen 8.İngiliz ordusuna esir düşüyorlar. 

Bu esaret bile onlar için bir kurtuluş vesilesi olabilirdi. Ankara'ya güvenmiş, Almanlarla işbirliği yapmış, çoluk çocuk yerlerinden yurtlarından olmuşlardı. Rus ordularının eline düşerlerse başlarına geleceği biliyorlardı. O yüzden İngiliz ordusunun esiri olmak, onlardan himaye görmek bile onlar için bir kurtuluş sayılırdı. 

Bir çoğu Türkiye'deki akrabalarının yanına yerleştirileceğini düşünüyor, Ankara'nın kendilerini mülteci olarak kabul edeceği umuduyla İngilizlere dilekçe üstüne dilekçe veriyorlardı. Ama Ankara'dan beklenen haber gelmedi. Onun yerine Londra'dan gelen bir telgrafla dünyaları yıkıldı. Telgrafta; yapılan anlaşmalar gereğince Rus ordusuna teslim edilmeleri emrediliyordu. Kurtarılmayı beklerken ölümle yüzyüze gelmişlerdi. 28 mayıs 1945 ta karar esirlere tebliğ edildi. İngilizler, esirlerin öldürülmeyeceği konusunda Moskova'dan garanti aldıklarını söylüyorlardı. Oysa garanti filan yoktu! 

Kırım Türkleri kelepçelenerek Ruslara teslim edilecekleri başka bir İngiliz kampına, Dellach'a nakledildiler. Moskova esirleri teslim alacak olan Rus birliklerine; esirlerin savaş suçlusu olduklarını ve haklarında verilmiş genel emir gereğince kurşuna dizileceklerini çoktan bildirilmişti. Bütün ümitlerini kaybetmişlerdi. İşte o zaman dünya tarihinde eşi çok az görülmüş bir karar aldılar. Rus askerlerinin eline düşmektense intihar edeceklerdi. 

Önce çocuklarının elinden tutan onlarca kadın kendilerini deli dolu akan Drau nehrinin soğuk sularına attı. Kısa sürede nehrin girdaplarına kapılıp boğuldular. Onları yüzlerce, derken binlerce Kırımlı izledi. Suda çırpınanların çığlıkları kıyıdakilerin çığlığına, çığlıklar haykırarak edilen dualara karışıyordu. Bir kaç gün içinde 3 bin esir Drau nehrinin soğuk sularında yok oldu. 

Kalan yaklaşık 4 bin kişi Rus birliklerince teslim alındı. Bir süre sonra yaya olarak Rusya'ya götürülmelerinin imkansız olduğunu gören Ruslar trenle yola devam etmek istediler. Ama bir problem vardı. Savaş sırasında Doğu Avrupa'daki bütün demiryolları ve köprüleri yıkılmış, tahrip olmuştu. Sağlam kalan tek demiryolu ise Türkiye'den geçiyordu! 

Moskova gerekli izni Ankara'dan kısa sürede aldı. Temin edilen bir yük trenine tıka basa doldurulan esirlerin şimdi yepyeni bir ümidi vardı: Anavatan'ın onları göz göre göre ölümün kucağına atacağına inanmıyorlardı. Tren Edirne'ye yaklaştığında bir sevinç dalgası sarmıştı esirleri, Hatta Rusların havalandırma pencerelerini kapatması bile sevinçlerini kırmamıştı. Nasılsa Türkiye sınırından içeri girince pencereler Türkler tarafından açılacaktı! 

Önceki umutları gibi bunda da yanıldılar. Ne havalandırma, ne de kapılar asla açılmadı. Ölenlerin cesetlerini bile dışarı atamıyorlardı. Kömür ve su ikmali dışında tren yola devam etti. Doğu Anadolu'ya geldiklerinde umutların yerini şüphe, şüphenin yerini korku ve panik kaplamıştı. Vagonlara muhafızlık eden Türk askerlerine kendilerini vurmaları için yalvarıyorlardı. Askerler Ankara'dan gelen emirle vicdanlarının arasında kalmışlar, isyan edecek noktaya gelmişlerdi. Tren Kars'a vardığında esirler son bir ümitle ''Ruslar vuracağına siz vurun '' diye bağırıyorlar, ama çığlıklarını kimse işitmiyordu. Derken vagonlardan birinin kırılan kapağından çıkanlar kendilerini trenin geçmekte olduğu Serder Abad Kızıl Çakçak barajının sularına atmaya başladılar. Trene nezaret etmekle görevli Türk heyetinin ve askerlerin gözleri önünde toplu halde intihar ediyorlardı. 

Bu son intihar furyasından sonra yaklaşık 7 bin kişiden geriye sadece 2 bin kişi kalmıştı. Onlar baraj gölünün karşı kıyısında bekleyen Rus infaz birliklerine teslim edildi. Daha Türk heyeti oradan ayrılmadan Rus askerleri esirleri trenden indirip guruplar halinde kurşuna dizilmeye başladılar. Heyet son esir de kurşuna dizildikten sonra Türkiye'ye döndü, Ankara olaya hiçbir tepki göstermedi, tutanaklar açıklanmadı. Bu korkunç trajedi unutulmaya mahkum edildi. 

Avusturya'lılar ise tanık oldukları katliamın anısına İrschen köyünde bir anıt diktiler. Her sene mayıs ayında Rus askerlerine teslim olmaktansa kendilerini nehire atan Kırımlı Türklerin anısını bir törenle hatırlayıp yadediyorlar. Türkiye ise bu olayı hatırlatacak bir taş bile dikmekten imtina etti. Oysa bu insanları Almanların safında savaşa girmeye ikna eden Ankara'ydı. 

Kaynak: Avni Özgürel, Radikal Gazetesi eki. 

Murakami bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Livanelinin son kitabında da geçiyor ana fonda bu konu.Ama o kitap daha kaleme alınmadan siz yazmışsınız bir kitaplık trajediyi. Selamlar..

üç nokta 
 21.08.2011 13:04
Cevap :
Değerli arkadaşım, ben bu konuyu epey önce, sanırım 2006 veya 2007 de radikal gazetesinin ekinde (sakladığım gazete kesiğine tarih atmamışım, ne yazık ki) Avni Gürel'in yazısında okumuş ve o göklere çıkartılan cumhuriyet ya da daha doğru bir deyimle Milli şef döneminin kirli yüzünü bir kez daha tanık olmuş ve ileriki bir tarihte bu yazıyı yazmıştım. Bir siyasi çıkar uğruna binlerce kadın ve çocukları ateşe atan bu zihniyet ne tuhaftır ki hala alkışlanıyor bu ülkede. Beğendiğinize sevindim. Selam ve saygılar.  21.08.2011 17:36
 

Benim bu isimli bir yazım var. Orada benim bilmediğim fakat Türkiye ile almanların yaptığı yazışmaların savaş sonunda Sovyetlerin eline geçtiğini yazmıştım. Bu eksiği tamamlamış oldunuz. Doğu Anadolu sınırında Ruslardan başka kimlerin var olduğunu biliyoruz: Bugün her sene bayrağımızı yakan Ermeniler. Bu olaydan başka Almanlardan kaçıp Türkiye'ye sığınmaya çalışan bir gemi dolusu Yahudi var. Ne olduysa gemi Karadeniz'de yolcularıyla birlikte batıverdi! Saygılar.

Mehmet Sinan Gür 
 05.07.2011 19:45
Cevap :
40'lı yıllar, milli şef İnönü Türkiyesinin Alman faşizmine övgüler çıkardığı yıllardır. N.Nadi'nin Cumhuriyet gazetesinde her gün Mussolini ve Hitler'e duyulan hayranlığı anlatan yazıları çıkmaktadır. Kırım Türklerini deyim yerindeyse "ayarttıkları" günlerde vaziyet işte budur. Bu acı olay bir kez daha göstermiştir ki İttihatçı zihniyet Türkün de dostu değildir. Bahsettiğiniz gemi Strumma olmalı. Tıklım tıklım insan dolu olan o gemi dem Shell şirketinin genel Müdürü (Shell'in Türkiyedeki ortağı V.Koç'un ricası ile) ile ailesi İstanbul'da indirilmiş, gemi göz göre göre Alman denizaltılarının hedefi yapılmıştır. İte bizde Kemalist aydınların yere göğe sığdıramadıkları İnönü rejimi böyle bir şeydi. Ancak doğrusunu isterseniz Ermeniler konusunu, yani Mavi Alay olayı ile Ermeniler arasında nasıl bir ilişki kurduğunuzu anlayamadım. Saygılar.  07.07.2011 0:01
 

Asimile ettiklerine sahip çıktıya katılmıyorum. Fatih döneminde Eskanazi yahidilerine ve ikinci dünya savaşında Almanya'dan kaçan yahudilere, Rus Kazağı olan don kazaklarına,Polanyalılara (polanezköy) , Macar Kralı ve avanesine, Kafkasyadan gelen Karapapaklara, Azerbeycandan Hümeyniden kaçanlara, Saddamdan kaçan kürtlere, Afganistanda savaştan kaçanlara, çin'de doğu Türkistan Uygur Türklerine kucak açmıştır.

yadaosman 
 14.04.2011 11:49
Cevap :
Sayın hocam, cevabım yazımın ilk iki paragrafında mevcut. Fatih ve sonraki dönemde İspanyadaki Yahudilerin çil çil altınları olmasaydı kim onlara kucak açardı acaba?' Dünya savaşından önce bazı Yahudi prof. ve dr.lar tehlikeyi sezip Türkiye'ye gelmişti. Savaş başladıktan sonra sadece V.Koç'un Shell petrolleri müdürü olan Yahudi ve ailesi kurtarıldı. (Bkz: Struma şilebi olayı.) Trakya da müslüman olanlara kucak açıldığı doğrudur. Siz hiç hristiyan Polonezköy'lü işittiniz mi? Humeyni rejiminden kaçan İranli bilim adamlarının İrana teslim edildiğini hiç işitmediniz mi? Saddamın kürtlere uyguladığı ve 182 bin Kürdün öldürüldüğü olaylarda Hakkari'liler bastırmasaydı sınır açılacak mıydı sanıyorsunuz?(Bkz:Zehir Yüklü Bulutlar, Erbil Tuşalp) Bu kitapta sizi şaşırtacak çok ilginç Mavi Alay olayına benzer şeyler var. Don Kazaklarından kastınızı anlayamadım. Ancak yineleyeyim: resmi tarihler masa üzerinde yazılır. Gerçek tarihler ise yazılamayandır. Hangisine inanacağınız size kalmış. Saygılar  14.04.2011 20:58
 

Türk'ün Türk'e Reva gördüğü bu sahipsizlik , sahip çıkmamam olayını Milli şef dönemine tekabül etmektedir. ortanın solu düşüncesi sahipleri türk Milliyetçiliği okunu kırmalarının payı vardır. Bu olayı biliyordum am detayını bilimiyordum. Türkiye kafkaslardan balkanlardan ve dünyanın bir çok yerinden gelenlere kucak açmış olmasına rağamen kendi kardeşlerine kucak açmayan bu zihniyeti kınıyorum.

yadaosman 
 12.04.2011 23:10
Cevap :
Doğru tahmin ettiniz. Dönem İnönü dönemi. Önce topraklarında yaşadıkları Sovyetlere karşı Kırım Türklerini kışkırtan (şimdilerde sanki hiç yapmadığı şeymiş gibi başkalarını Kürtleri kışkırtıyor diye cızıklayan) aynı zihniyet, yani İttihat Terakki zihniyetidir. Ortanın solu tanımı bir palavradır. CHP hiç bir zaman Türk halkının partisi olmadı. İ.Terakkinin B versiyonudur. Sosyalizmin dünyada prim yaptığı dönemde gerçek Türk sosyalistlerinin (yani devlet güdümünde olmayan solun) önünü kesmek için Başbuğ Ecevitin ortaya attığı bir mavaldır. Ayrıca Türkiye başka yerden gelenlere kucak açmadı. Bir zamanlar işgal ettiği topraklardaki asimile edip devşirdiği insanlara kucak açtı. Çerkeslere de aynı şeyi yaptı. Çar ordularına direnemeyince kendisine uyup Ruslarla savaşan Çerkesleri Türkiyeye getirdi. Çünkü askere alacak Türk nüfusu kalmamıştı. Solcuyu sağcıya, sağcıyı solcuya düşman eden de aynı zihniyettir. Ergenekonda ucu görünen bu zihniyet Türk halkının da dostu değil, düşmanıdır. Syglr.  13.04.2011 14:43
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 47
Toplam yorum
: 535
Toplam mesaj
: 47
Ort. okunma sayısı
: 3591
Kayıt tarihi
: 12.12.07
 
 

Elazığ'ın, şimdiki adı Alacakaya olan, ama eskiden küçük bir madenci kasabasında; Güleman'da doğd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster