Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Şubat '12

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
911
 

Mavi Tanrının aşkı

Mavi Tanrının aşkı
 

Mavi tanrının aşkı


 İnsanlar, korktukları doğa olaylarını ya da çok güçlü buldukları duyguları tanrısallaştırmışlar. Antik kültürlerin hangisine bakarsanız bakın, ya göklerden gelecek bir tehlikeye karşı tanrı icat etmişler ya da kendi güçlü duygularını. Kimi zaman aman dilemek için, kimi zaman gönlünü hoşnut etmek için kurbanlar adamışlar, sunaklarda ikramlarda bulunmuşlar ilgili tanrıya.

Da…

Hiç akıllarına renkler gelmemiş…

Oysa renklerin de birer tanrısı olsa gerektir. Ressam olsam ilgilenirdim bu tanrılarla. Hiç üşenmez her rengin tanrısını yaratır, bir güzel de resmederdim hepsini. Hatta her birine cinsiyet atar, aralarında ilişkiler, evlilikler, hatta ve hatta çapkınlık hikayeleri bile yaratır, onları da boyardım. Ne muhteşem olurdu yahu! Niye resim yeteneğim yok ki benim!? Cık cık cık…

Örneğin mavi: Saçlar o biçim afili, kaslı güçlü, yakışıklı oturaklı; baktı mı şaşırtan, konuştu mu susturan bir erkek tanrı olurdu. Duruşu karizmatik, yürüyüşü endamlı, bir içim su. Tabii biraz çapkın. Onca güzel sıfatı boşuna mı verdik canım, elbette çapkın olacak. Sevişmesini de bilirdi hani. Az biraz romantizm de ekledik mi, al sana bulunmaz Hint kumaşı. Hangi rengin yatağından çıksa, ertesi sabah bakmışsın o renk tüm sokağı süpürmede. Eh, doygun bedenlerin ruhları, çevik olur, iş mi dayanır allasen(?)

Yanı sıra yetenekler de vermek gerekirdi bu tanrılara. Madem maviden başladık devam edelim.

Mavinin yeteneği kirlenen denizleri ve hatta gökyüzünü bir çırpıda temizleyivermek olurdu mesela. Paletinde mavisi bitmiş ressamlar ona yakarır; kumaş boyacıları ona koşardı. Yanı sıra fabrikasına filtre takmayı unutmuş cambazlar, çaktırmadan denizlere atıklarını bırakan yük gemilerini işleten kurnazlar korkarlardı mavi tanrıdan. Öyle üç kuruşluk kahverengi kurban etmek, cami yaptırıp mavi çini ile işlemek de işe yaramazdı mavi tanrı karşısında. Cezayı da ödülü de geciktirmezdi mavi tanrı. Ne yapılacaksa anında yapar, mavisine zarar verenin kulaklarından tuttuğu gibi atıverirdi çamur çukuruna. Öyle cennetti cehennemdi deyip, sonraya bırakmaya basmazdı onun aklı. Hasılı adamlıklı tanrıydı, mavi tanrı.

Gel zaman git zaman, göklerde süzülüp, denizlerde yüzerken, bir sürü renkle aşna fişne, sabah akşam, iş güç, eğlence dinlence derken… Bir renk görüverir bir gün. Ama o nasıl bir işve, o nasıl bir naz, nasıl bir endamdır!...

Sarı buklelerden saçlar, kirpikler kaşlara komşu, bakışlar süzüm süzüm, gözler üzüm buğusu… Aklı başından gidiyor mavi tanrının, rengi uçuyor görür görmez sarı tanrıçayı. O bildiğimiz çapkın mavi gidiyor, yerine mazlum, mazbut, utangaç bir tanrı geliveriyor. Konuşamıyor bile sarı tanrıçanın karşısında. Ne konuşması! Karşısına bile çıkamıyor;  gizleniyor, çalılıkların arkasından filan bakıyor ona.

Sarı tanrıça da az değil hani. Salındı mı başaklar eğiliyor önünde, yürüdü mü ayçiçekleri pervane oluyor etrafında. Öyle böyle değil yetenekleri… Bir de efsunlu kokusu var ki, mavinin başı dönüyor, bin metre öteden hatta göklerden duyuluyor kokusu. Mest oluyor mavi tanrı. Rüyalarında sarıyı görüyor, hayallerini sarıya boyuyor. Ne ediyor, etmiyor tüm cesaretini toplayıp geçiyor sarı tanrıçanın karşısına.

O da ne?

Sarı tanrıça, maviyi görür görmez tutulmuyor mu?! Dili lâl, konuşamıyor; aklı perişan, düşünemiyor; bacaklarından can çekiliyor, yürüyemiyor. “Böyle aşk görülmedi” diyor diğer renkler, fısıl fısıl onlar konuşuluyor her yerde.

Bir muhabbet, bir tutku başlıyor aralarında. Bir sevda, bir düş, bir düğün, bir dernek, bir ayin derken… Derken, sarı tanrıça gebe kalıyor mavi tanrıdan.

Ve yeşil doğuyor tüm ışıltısıyla… Renkler dünyasında doğan tanrı çocuklarının cinsiyeti yedi yaşından önce belli olmuyor ama, doğar doğmaz yeteneklerini gösteriyor bebek yeşil. Sağ elini sallayınca, dağlar ağaçlara, ovalar çiçeklere kesiyor. Sol elinden çayır çimen fışkırıyor, bir güzel dünya OLuyor, yaşanası…

 Hasılı renklerden tanrılar yaratıp, katıp karıştırıp boyamak ne güzel olurdu diye düşündüm. Hani elimizdeki tanrılar yetmiyor ya, insanı insan kılmaya… Hani belki renklerden olsa…Ve daha yaşanası OLsa şu Mavi Dünya…

Aklıma gelmişken deyivereyim. MB yazarlarından sevgili dostum Ata Kemal Şahin, yanlış tanrı seçmiş, gitmiş griye iman etmektedir. Oysa gri, tanrı bile değil. Hepi topu, siyahla beyazın, evlilik dışı dünyaya getirdikleri ‘şey’i. Bir Sevgili Şahin’i, bir de sevgili öğrencim, genç dostum ve aynı zamanda “Benim Adım Gri”nin yazarı, Özcan Genç’i Mavi Tanrı’ya imana çağırıyorum. Bakın tebliğ ettim, benden söylemesi :)

 

Genç kalem, Özcan Genç’in yazısının linki: https://www.facebook.com/note.php?note_id=181415351668

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

"Tanrı ellerini çekmiş olabilir maviliklerin üzerinden" dizelerinin yer aldığı bir şiirim var sayfamda.Her renge, bir Tanrı veya Tanrıça?..İnanç ve itaatin,ruhu en besleyen ve tazeleyen ritmi olurdu.Peki ya ellerini çekerse maviliklerin üzerinden?Bu yüzden karırsa heryer;Bende imana gelmek istiyorum :(((

Berra 
 19.06.2012 14:25
Cevap :
Teşekkür ederim yorumunuza. Geldim, gördüm şiirlerinizi. Şiir yolculuğunuz güzel OLsun... Sevgiler size..  12.08.2012 18:12
 

Daha Tanrı'nın renklerinden bile habersizken renklerin Tanrısını nasıl seçeceğiz? Rüya gibi bir yazı.Masal tadında ama yüreğimize gerçek olarak işliyor.

Kerim Korkut 
 11.03.2012 16:28
Cevap :
Hımmm... Hali hazırda elimizdeki Tanrıyı bi tanıyalım hele diyorsunuz değil mi? Yazıya yaptığınız övgüye bin teşekkürlerimle.. Var olasınız.. Sonsuz saygılar, selamlar size.  11.03.2012 18:12
 

Sevgili hocam şu mavinin havai tonu falan olabilir, ondan da bir tanrıça yapsak. O da temizlese denizleri, gökyüzünü falan. Benim favorim mavi ama kaslı olanından değil, tanrıça olanından. : ))) Sevgiler...

Adil Serkan SATI 
 07.03.2012 15:55
Cevap :
:)) Benimki de amma egoistlik olmuş ha, di mi? :)) Madem soyundun bi işe, aynı rengin bir de dişisini niye yaratmıyorsun! Tabii işime öyle geliyor. Dedim ya, ressam olsam diye. Benim tuvaldeki renklerin hepsi tanrılardan seçilmiş olurdu. Bir türlü denk getirip, tonunu tutturamadığım renklere küfrederdim ben, "K.ltak tanrıça" filan diye :)) Ama söz! Sizin için hemencecik mavinin havai tonunu tanrıça ilan ediyorum! Bütün takılarını çiçeklerden yapan, uzun kumral saçlı, her yanı yuvarlak ama zarif bir süzülüşe sahip, baygın bakışlı, Jolie dudaklı bir tarıça o. Sizindir! İstediğiniz gibi iman edebilirsiniz. :) Çok teşekkür ederim güldüren yorumunuza. İçten sevgiler, saygılar, selamlar değerli yazarım.  08.03.2012 10:20
 

Öyle bişeylere bakarken bakın ne buldum. Tam da konuştuğumuz konuya uygun, hatta benim yine benzer bir yorum. Sevdiğim yazarlardan Ersin bey'n blogunu izni olmadan burdan tekrar linkini veriyorum. http://blog.milliyet.com.tr/renkler--kokular--sesler-ve-anilar-/Blog/?BlogNo=319385 Ersin bey affınıza sığınıyorum :)

Nilay Yıldırım 
 06.03.2012 14:09
Cevap :
Değerli dostumuzun, okumaktan keyif aldığım ve içinde kendimi gördüğüm yazılarından birini bulmuşsun. Bak o benim aklıma gelmemişti. Belki de Ersin Bey'in kendisinin bile aklına gelmemiştir. Ve orada ışıldayan yorumun!.. İnan şimdi okuyorum o yorumu da. Orada da değinmişsin işte, renk kokusuna. "Hiç bir şeye bu sarı kokuyor ....dediniz mi?" Sinesteziklerin tamamı aynı algıya sahip diye de bir şey yok zaten. Ayrıca keşke ben de sinestezik olabilseydim. Çünkü olağanüstü bir hafızaya sahip oluyorlar. Renklerle algılıyor ve her sözcüğü, sayıyı, sesi renklerle hafızalarına kaydediyorlar. Renk tayfı gibi bir beyin...Ersin Bey'i de onurlandırdığın şu güzel yorumuna bin teşekkürlerimle can. Sonsuz sevgim ve saygımla sana...  08.03.2012 10:12
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 135
Toplam yorum
: 3783
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 3041
Kayıt tarihi
: 23.07.08
 
 

Eğitim sürecinin bazı bölümleri Almanya ve İngiltere'de olmak üzere en son PAÜ'den eğitim uzmanlı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster