Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Ekim '08

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
3250
 

Maviye sevdalı çınar-III

Maviye sevdalı çınar-III
 

Ve Sevda büyük bir heyecanla, telaşla hazırlanmaya başladı; yapılacak ne çok şey vardı! İzin alamazdı, hepsini işten çıktıktan sonra yapması gerekiyordu; offf, offf. Neyse sonunda yapılacakları sıraya koydu; çarşamba saç boyatılacak, perşembe manikür pedikür yapılacak, cuma kuaför. Ve sevgilisine ilk buluşma için bir şey götürmeliydi de; ne?.. Sonunda, atkı örmek aklına geldi ve kendisini iyi hissetti; bir zamanlar genç kızların sevgililerine yaptığı en anlamlı hediye… Ve mutlaka Selanik örgüsü olmalıydı. Yetiştiremeyeceğim diye korktu ama yine de başladı.

Ertesi sabah telefonda Çınar’ına büyük bir coşkuyla bunları anlatıyordu ve onun da kendisini gülümseyerek dinlediğini görüyordu sanki. Ne giyeceğine karar veremediğini anlatıyordu heyecanla, Çınar “Önemli değil sevgilim.” diye onu yatıştırmaya çalıyordu ama Sevda’nın onu dinlediği yoktu. En sonunda siyah kırçıllı takımlarının içine kırmızı kazağını giymeye karar verdi ve “Kırmızı topuklu ayakkabılarımı da giyerim, umarım kısa boylu değilsindir.” dedi gülerek. Birbirlerinin yüreğine tutkuyla dokunmuşlardı ama henüz birbirlerini görmemişlerdi ki… Güldü Çınar. “Anamın yanına Toroslar’daki o güzel köyümüze gittiğimde, kucaklardım o minik anamı ve anam bana derdi ki “Nerden adını Çınar koydum a oğul, bu kadar uzaman şart mıydı, sana sarılamıyorum.” Ben de ona; “Yok ana köyün çınarları bana öykünüyor.” derdim. Takıntısı vardı Sevda’nın illa kendisinden uzun olacaktı sevgilisi. Oysa… Oysa Sevda’nın, adamlığın boyla değil, yürekle olduğunu çok iyi öğrenmiş olması gerekirdi.

Daldan dala uçan serçeler gibi konudan konuya atlayarak konuşuyordu Sevda ve dışarıda yağan yağmuru görünce; “Sokaklarda el ele yürüyelim mi? Yağmurlarda ıslanalım mı?” dediğinde, birden sevgilisindeki sessizliğin farkına vardı. “Canımmm, bir şeye mi sıkıldın?” demeyi akıl edebildi sonunda. Ve sonra… Ve sonra duyduklarına inanamadı. Çınar, “Daha önce de istemiştin bunu, bir şey dememiştim ama ben sokaklarda saatlerce yürüyemem, hele yağmurlarda hiç ıslanamam; kendime iyi bakmalıyım.” dedi ve Sevda’nın aklına gelenlerden çok bambaşka bir şey anlattı. Aslında yanına gittiğinde anlatmayı düşünmüştü ama Sevda’nın taşkın coşkusu karşısında dayanamamıştı. Birkaç yıl önce geçirdiği trafik kazasında bir seri ameliyat olmuştu Çınar ve sonrasında sağ kalmıştı ama hastalık bulaşmıştı. Hepatit diyordu, B diyordu, kronik diyordu… Hiçbirini anlamadı Sevda, bir tek siroz kaldı aklında. Ve bir de Çınar’ın hastalığının son evresinde olduğu. “Son…” Neyin sonu? Olamaz diye haykırdı yüreği ama sustu. Olamaz diye haykırdı gri hücreleri ama sustu. Ve birden bir türlü soramadığı şiirin son iki satırının ne anlama geldiğini anladı.

“sende doğmakta olan sönüyor bende perde perde
aşk yaşanmamış kalacak ömrün bittiği yerde"

“Neden daha önce söylemedin?" dedi, Sevda çığlık çığlığa ama sessizce; neden daha önce söylemedin! Çınar, Sevda’sının yüreğinde böyle büyüyebileceğini tahmin etmediğini söyleyerek açıklamaya çalışıyordu ve sanki özür diliyordu. Birden nasıl da yanlış anlaşıldığını fark etti Sevda; “Değil sevgilim o değil, haklısın, hiç aklımıza gelmemişti böylesi hızla gelişeceği sevdamızın, hesapsız kitapsız başlamıştık diyeceğim ama… Kitapları konuşarak başlamıştık. Yanlış anladın sevgilim, önceden söyleseydin ben çoktan yanında olurdum, onu söylemek istiyorum.” “Bunu senden isteyemezdim ki sevgilim, olur mu hiç? Ben zaten işimi tasfiye etmek üzereyim, sonra bana öykünen çınarlarımın gölgesinde dinlenmeye gideceğim, belki de…” devamını getirmedi ve sustu Çınar.

Çınar bir sigorta şirketinde üst düzey yöneticiydi, bu yüzden sık sık arabasıyla bir yerlere gitmesini yadırgamamıştı Sevda hatta sevinmişti bile çünkü genellikle arabadayken arıyordu onu. Ama Çınar işini, şirkete zarar vermeden bırakmanın derdindeydi; “Bir sürü aile besleniyor, evine ekmek götürüyor insanlar.” diyordu. Nasıl da yüreği güzel bir insandı bu adam? Nasıl da güzel bir adamdı? Neredeyse son gücünü başkaları için harcıyordu. Bir gece de “Telefonun çok meşgul.” diye sitem ettiğinde Çınar’ın ne kadar yorgun bir sesle “İşim var.” dediğini ve ona inanmayışını, sitem edişini anımsadı… Yüreği acıdı Sevda’nın, yüreği. “İyi uyumalı ve dinlenmeliydim bu yüzden erken yatıyordum. İş için arayanlar ise saatin pek farkında olmuyordu, ben de telefonumu yatarken olsun kapatmakta buldum çareyi, herkese hastalığımı anlatmanın gereği yoktu.” dedi; sonunu büyük bir yüreklilikle kabul eden bir sesle.

“Sen benim yüreğime dokundun, tenime dokunsan ne olur, olması gereken olur.” dediğinde, Çınar’ın o kendi üzerine titreyen, onu sakınıp koruyan tavrına gerçek anlamını verebildi sonunda Sevda. Hatta Çınar’ın onu kendisinden uzak tutmaya çalışmasından neredeyse farklı anlamlar çıkarıyordu; neler düşünmüştü, Çınar ne haldeydi… Kendisinin aşı olup da korunduğu bir hastalıktan sevgilisinin bu hale gelebileceğini… Nasıl bilebilirdi? Her şey o kadar hızlı gelişmişti ki, kendileri de şaşmıştı buna ve o uzun mektup sorgulamalarının sonrasında bir sabah, Çınar’ın; “Bizimki bir rastlantı bebeğim. Ama mutlu benzersiz bir rastlantı. Bu rastlantıdan bu denli tutkulu bir beraberliğin başlaması, ikimizin yüreğinin birbirinden bağımsız olarak bu rastlantıya hazır olmasıdır. Hızlı gelişmenin ve anlam verme zorluğunun anlamı buradadır.” diyen mesajından sonra sorgulamaktan artık vazgeçmişti. Evrendeki iki küçük noktanın; iki güzel yüreğin rastlaşması… Mutlu, benzersiz bir rastlantı değilse neydi?..

Sevda, “ Bunu benden isteyemez miydin? Olmaz mı? Senin için ne yapacağıma ancak ben karar veririm, bunu geldiğimde konuşuruz.” dedi, son derece kararlı bir şekilde. Bu kez Çınar gülümseyerek “Peki” diyordu. Yok, peki değil, “Peki sevgilim.” diyordu, her zamanki gibi Sevda’sının yüreğine dokunan sesiyle.

Ve her zamanki gibi,

“seni seviyorum”
“seni seviyorum”

diyerek kapadılar telefonu.

I. Bölüm :http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=137440#
II. Bölüm :http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=137440
IV. Bölüm: http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=140152

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hem yaşamak hem hazırlıklı olmak gerek acılara. Aşk işte... Herşeyi maviye dönüştürür...

Ahmet KARAKAYAN 
 27.10.2008 11:47
Cevap :
Sadece "aşk" olsa..acıları olmasa..olmuyor belli ki. Acıları da mavilemek gerekiyor, her şeyi mavileyen aşk gibi. Sevgiler, sevdalı çınarlardan yansıyan mavilerle.  27.10.2008 12:20
 

hadi devam...devam...bekliyoruz...

MARTILAR ÖZGÜRDÜR 
 26.10.2008 10:38
Cevap :
Yazdım kiii, diyecektim ama, son bölüm hakkında yorumunuz da geldi:)(:İnsan "Arkası yarın"larla büyüyünce bu yazdığına da yansıyor işte böyle.Sevgiler, sevdalı mavilerle.  26.10.2008 11:21
 

yaşanmış bir anı tadında okudum. Yorumlara verdiğin yanıtlardan yanıldığım anladım. Ama yazım tarzında sen varsın. Satırlardan yansıyan senin coşkun. Buram buram sen varsın bu yazıda. Hatta kahramanının ördüğü selanik örgü atkının ilmeklerinde dahi sen varsın. Ellerine sağlık, sevgilerimle...

narçiçeği 
 24.10.2008 9:15
Cevap :
Yaşanmış bir anı tadı..haklısınız; çünkü "yaşanmışlıklar" var. Tıpkı örgü örmeyi bilmesem, selanik örgüsünün ne olacağını bilememem gibi. :) Sağ olasın sevgili Narçiçeği Ablam sağolasın. Yansıyan coşkumu gören gözlerine, anlayan aklına, ille de hisseden yüreğine sağlık. Sevgiler, masmavilerimle.  24.10.2008 20:44
 

Çok içten yazılmış bir yazı. Çok güzeldi. Sevgilerimle.

Murat Ersöz 
 19.10.2008 22:57
Cevap :
:) Haklısın arkadaşım.. Sevgiler sevdalı çınarlardan yansıyan mavilerle.  20.10.2008 12:13
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 209
Toplam yorum
: 2556
Toplam mesaj
: 478
Ort. okunma sayısı
: 3224
Kayıt tarihi
: 29.03.07
 
 

Yazmak... Öyle güzel, öyle hoş ve öyle derin bir eylem ki!.. Olmazları bile oldurabiliyorsun. "Ke..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster