Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Temmuz '09

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
1042
 

MB'de bir yılın ardından...

MB'de bir yılın ardından...
 


Dün, MB'de bir yılımı tamamladım. Geçen yıl, tam 5 Temmuz 2008'de yazmaya başlamışım yazılarımı. Bir yılda nice güzel insanlar tanıdım, nice güzel dostluklar edindim.. Hepsi de kalemi güçlü, yüreği güzel, aklı aydınlık, sevgideğer, sevgiyedeğer insanlar!.. Onlarla dostluğum ve kalem paydaşlığım daha nice uzun yıllar sürsün isterim.

Bu güzelliklerin yanı sıra... bir avuç da olsalar; MB platformunu bir düşünceyi, bir duyguyu paylaşmaktansa, kavga meydanına çeviren, bunu yaparken de her türden ucuz ve demode silahı kullanmaktan kaçınmayan kişiler de gördüm, görmekteyim.

İlginçtir ama, bu kişiler Türk... Türkçe... Vatan... Millet... Milliyet... sözlerini ağızlarından düşürmezlerken, Türkçe'yi bile bile hor kullanmaktan, sanki Türkçe dili küfretmekten başka işe yaramayan bir dilmiş gibi davranmaktan kendilerini alamamaktalar!.. Bu arada her ne kadar kendimi dünya vatandaşı olarak görsem de, ülkesini seven.. ülkesinin insanını seven, toplumcu, halkçı yurttaşları tenzih ederim. Sözüm, milliyetçilik kisvesi altında, kendinden olmayanlara düşmanca bakan, etrafına düşmanlık tohumu saçanlaradır!

Konuştuğu ve yazdığı dili eksiksiz bilsin isterim, insanlar. Buna karşın, konuşurken ya da yazarken, yeterli dil eğitimi alamamış, ya da o dilin inceliklerini öğrenme fırsatı ve ortamı bulamamışsa bir insan, onu dinlerken ya da okurken daha hoşgörülü olurum. Çünkü benim için önemli olan, nasıl anlatıldığı değil, ne anlatıldığıdır bu noktada.

Asıl kabullenemediğim; bilgi, görgü, zeka, kişilik, karakter konularında mangalda kül bırakmaz ve her şeyin "en"i olduğunu iddia ederken, Türkçe'yi, bile bile küfür dili olarak kullananların; konuşurken ve yazarken belden aşağı esprilerle dili olabildiğince laubaliliklerine alet edenlerin, ulu orta yazıp çizmeleridir!

Bu kişiler, blog platformlarını futbol sahaları gibi mi kullanmaktalar acaba, diye düşünmekten de kendimi alamıyorum. Evde karısını , çoluk çocuğunu pataklayıp hırsını alamayan ve spor karşılaşması izlemek bahanesiyle kendini stadyumlardaki tribünlere atan, sesi kısılıncaya kadar hakeme ve karşı takım oyuncularına ana avrat küfreden, sonra da çoluk çocuğunun rızkından kesip doldurduğu silahının şarjörünü rasgele ortalığa boşaltan magandalara benzetiyorum bunları!

Gönül ister ki, MB, bir çiçek bahçesi olsun.. Ülke.. ülkeler.. dünya bir çiçek bahçesi olsun!.. İnsan insana saygı, sevgi göstersin.. gösterebilsin. Sevmek, içten gelen bir duygu olsun.

Kadınlar, çaresizliklerinin arkasına saklanarak "Kocamdır, döver de sever de..." diyerek, durumlarının ne kadar vahim olduğunu ortaya koymaktalar yıllar yılı... İnsan sevdiğini dövmez! Hiçbir koşulda! Parmaklarının arasından kızarmış tavuğun yağları süzülerek, iştahla tavuğu işkembesine indiren bir adamın, kızarmış tavuk "sevgi"siyle karısına olan "sevgi"si arasında hiç bir fark yoktur!

Bizler, işte bu kardeşlerimizin.. bu bacılarımızın, kızlarımızın haklarını korumaya.. onların sessiz çığlıklarına tercüman olmaya... sizinle uğraşmaktan, ne fırsat bulabiliyoruz, ne de moral! Kendinize başka ucuz ve laubali eğlence mekanları bulun! Küfretmeden rahatlayamıyorsanız eğer, bir ruh doktoruna görünün, diyeceğim ama siz bunu da yapmazsınız; başkalarının psikolojisini bozan kişilikler, psikolojik destek almazlar; çünkü kişiliklerinin mağduru kendileri değil, başkalarıdır.

Doğayı sevdiğimiz halde, doğadan kaçar olduk. Ne zaman ağaçlık, yeşillik bir mekanda ruhumuzu dinlendirmek istesek, mangal artıkları kemikler, yağlı ve pis kağıt peçeteler, buruşturulmuş gazeteler, kavun karpuz kabukları görüyoruz!.. Bazı sevgideğer arkadaşlarım, blog ortamında da yarattığınız benzer görüntülere dayanamadıkları için çekip gittiler. Şimdi meydan size kaldı diye sevinmektesiniz... Tıpkı doğaya saygılı, yeşile ve maviye aşık insanları kaçıran kebapsever piknikçiler gibi... Meydan size kaldı! Ama şunu hiç aklınızdan çıkarmayın! Gün gelecek, doğa.. kendisini katleden insana nasıl dersini veriyorsa, kendi insanını hiçe sayan, kendi toplumunun kadınına kızına küfreden, karısını.. kızını döven densizlere de İNSANLIK, tarihsel dersini verecektir!

Bizler buradayız, sizin kirlettiğiniz yerleri temizlemeye sabırla devam ediyoruz! Siz siz olun, sabrımızı taşırmayın! Çünkü bu platform okuyanların, yazanların platformudur! Eğer bir kalem savaşı başlatacak olursak, bütün küfürbazlığınıza karşın siz!... koşulsuz kaybedersiniz! Çünkü Türkçe bilmiyorsunuz! Daha da acıklısı.... siz!... kuş dili bile bilmiyorsunuz!

Bir yıllık yazma serüvenimin ardından, buradan bütün sevgideğerlerime... sevgiyedeğerlerime Rosa Luxemburg'un o ünlü cümlesi ile sesleniyorum!

Vardık, varız.. var olacağız!

...

Zelin ARTUĞ, Temmuz 2009, YERYÜZÜ

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 133
Toplam yorum
: 798
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 1024
Kayıt tarihi
: 04.07.08
 
 

Yaşam, sorulardan ve yanıtlardan oluşmuş. Her soru, aynı zamanda kendinin yanıtı... Çift yumurta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster