Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Aralık '12

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
122
 

Meclissiz yapamam

Meclissiz yapamam
 

Tahir Kadem öğretmenin bir tablosu (Işığın Yönü)


Sevgili Atatürk; sizi "tek adam" olmakla eleştiriyorlar.

- Heyecana gerek yok. Bu görevi ben istemedim, onlar önerdi.

"Olağanüstü zamanların önlemleri de olağanüstü olur" diyen de onlardı.

O halde sorunu sükûnetle tartışalım. (Meclis tutanaklarından)

1921 yılının 4 AĞUSTOS Perşembe günü Meclis gizli oturumunda Başkanlık kürsüsünde Dr. Adnan Bey vardı.

Hava gergin, yüzler asıktı.

Başkumandanlığa tayinden beklenen yarar, o günlerin çalışma usulleri ile sağlanabilir miydi?

Hayır

"... zaten 'reis' olarak orduyla ilgilenmekteyim." diyordu Mustafa Kemal ve ekliyordu,

"Madem öyle diyorsunuz,

Büyük Millet Meclisi'nin (savaş) yetkilerini üç ay süreyle kullanmak istiyorum.

Süre sona erince, ya yetkiyi geri alırsınız veya yeniden uzatırsınız.

Hele reisinize güveniniz yoksa, böyle bir yetki vermeniz doğru olmaz."

Öneri gerçekten düşündürücüydü, o gün "Çok düşününüz ve öyle karar veriniz!" diyor, diktaya gideceğinden kaygılananların itirazlarını saygıyla karşılıyordu.

Aynı kaygıyı Mahmut Esat Bey de taşıyordu.

Ertesi gün Meclis koridorlarında şöyle dediği konuşuluyordu Mustafa Kemal'in:

"Ben milli hâkimiyet fikrine hayatımı bağladım, Meclis'le çekişirim, tartışırım ama Meclis'siz yapamam. İçiniz rahat olsun. Zaten Meclis'in bütün yetkilerini değil, sadece orduyu savaşa hazırlamakla ilgili yetkilerini istiyorum."

Bu sınırlı isteğin sebebi açıktı:

Kurtuluş Mücadelesinin en kanlı günleriydi. Sakarya Savaşında uzun görüşmelerle kaybedilecek zaman yoktu. Kan ve göz yaşı içinde her dakikanın değeri vardı.

Meclis yine bütün yetki ve haklarına sahip olarak Millet'in başındaydı.

Mustafa Kemal'in Ankara'dan uzaklaşmasını, yenilerek silinip gitmesini isteyenlere gelince:

"Başkumandanlık" önergesi oyunlarını bozdu.

- Zavallı milletimizi esir etmek isteyen düşmanları, Allah'ın yardımıyla kesin olarak yeneceğimize güven ve inancım, bir dakika olsun sarsılmamıştır. Bu dakikada, bu inancımı, yüksek heyetinize karşı, bütün millete karşı ve bütün âleme karşı ilan ederim. Bu inancımın, gerçekleşmek için ihtiyaç duyduğu tek şey, yüce heyetinizin beni esirgemesi ve milletin bana yardımcı olmasıdır. Yüksek heyetinizin ve milletimin esirgemesine ve şefkatine daima mazhar olacağıma bütün yüreğimle güveniyorum... (Mustafa Kemal)

O, diktatör değildi.

Kuvvetliydi, bu doğru, isteyip de yapamayacağı bir şey yoktu.

Çünkü "insafsızca kalpleri kırarak" değil, kazanarak hükmetmeyi ibadet sayardı.

Babası öldü, yetim büyüdü, üvey evlat oldu, tutuklandı, hapse atıldı, sürüldü, işsiz kaldı.

Şöyle yazıyordu o sıkıntılı günlerde kaleme aldığı günlüğüne;

“Harcamalarım fazla değil, zira gelirim hep az.”

Hastalandı, böbreklerinden… Vuruldu, göğsünden… Mesleğinden atıldı. İdama çarptırıldı. Kardeşleri öldü. Çocuğu olmadı. Boşandı. Karaciğeri iflas etti.

Evet...

Mustafa Kemal Atatürk bu...

Evladı olmayan bir yetimin, duygularını ve Cumhuriyet'in temelindeki o derin hüznü anlıyorum ve o yetimin bıraktığı hediyenin kıymetini evlatlarıma da anlatmaya çalışıyorum.

Cumhuriyet, yalnızca folklorik bir müsamere coşkusundan ibaret değil çünkü! 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 270
Toplam yorum
: 141
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 987
Kayıt tarihi
: 19.11.12
 
 

Evli, 2 evlat babası, 1965'te doğdu, inançlı, müziksever, insansever, yurtsever, iyi yüzer, ünive..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster