Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Ekim '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
1492
 

Medeniyet insanlık için yararlı mı? Yoksa zararlı mıdır?

Medeniyet insanlık için yararlı mı? Yoksa zararlı mıdır?
 

www.freewebs.com/.../428124132_bae331519f.jpg


Şimdi yapılıyor mu? Bilmiyorum, Lisede okuduğumuz yıllarda, İstanbul'da liselerarası münazara yarışmaları olurdu. Her iki okula tez ve anti tez olarak bir konu verilir, taraflar o konu üzerinde çalışırlar ve bir cumartesi öğleden sonra juri önünde konu tartışılır ve bir taraf galip gelirdi. Örneğin "İçki kederden mi içilir? Yoksa neşeden mi?" gibi konular. Yeri gelmişken söyleyeyim içki daha çok kederden içilirmiş.

Biz Sultanahmet Ticaret Lisesi olarak o yıl birinci olmuştuk. Yarı finalde ise karşımızdaki rakip İstanbul Kız lisesiydi.Tezler ise "Medeniyet insanlık için yararlı mı? Yoksa zararlı mı?" konusunu kapsıyordu. Bizim savunacağımız görüş medeniyetin insanlık için zararlı olduğu yönündeydi.Örneğin, karşı taraf tıp konusunda ne kadar ilerleme olduğunu anlatırken biz de Japonya'ya atılan atom bombalarının binlerce insanın ölümüne sebep olduğunu söylüyorduk. Neyse sonunda "Medeniyet insanlık için zararlıdır." tezini savunan bizim ekip galip gelmişti.

Ama o zamanlar;

- Ozon deliği henüz yırtılmamıştı,

- Annelerimiz çamaşırları deterjanla değil, sabun veya sabun tozuyla yıkıyordu. Deterjan o zamanlar bilinmiyordu.

- Yaz sebzelerini yazları, kış sebzelerini ise kışları yerdik. Kışları domates ve salatalık gibi yiyecekler göremezdik.

- Tavuk yiyeceksek, ya tavuğu alıp kendimiz keser, veya kestirip, evde temizler yerdik.

- Yumurta lüks yiyecekler sınıfına girerdi.

- Yoğurdu ya evde kendimiz yapar, veya sırtında askıyla gezen yoğurtçudan alırdık.

- Baz istasyonları ve cep telefonları yoktu.

- Marmara denizinde her cins balık bulunuyordu.

- Özel arabası olanlar parmakla gösteriliyordu. Dolayısiyle eksozdan çıkan gazlar azdı.

Zaman zaman küçük üretici ve esnafla sohbet ederim. Geçenlerde biri anlatıyor. "Ağabey yoğurt dediğin sulu olur. Şimdi piyasada satılan yoğurtlara bak, peynir gibi. Neredeyse bıçakla keseceksin. Yoğurt iki günde ekşir. Ama bu satılan yoğurtlara bak, üretim tarihleri ile son kullanım tarihleri arasında bir aya yakın süre var. Bu ne demektir? Koyuyorlar katkı maddesi denilen kimyasal maddeleri. Ondan sonra yoğurt bir ay dayanıklı oluyor. Piyasada satılan zeytinyağının hammaddesi olan zeytin ve küspeleri bizden alırlar. Alırken de en ucuzu ve kötüsünü alıyorlar. Rafine ettikten sonra piyasaya sunuyorlar. Bak bizim yaptığımız zeytinyağına, bir de piyasadan al bak, farkı görürsün ağabey."

Adam o kadar dolu ki anlatmaya devam ediyor:

Domateslerin tohumları Brezilya'dan geliyor. Özel bir tohummuş. Seralarda yetiştiriyorlar bunları, ilaç veya siz buna hormon diyorsunuz. Bunu vermediniz mi sonuç alamıyorsunuz. Ama hormonu verince kısa zamanda domates görüntü olarak meydana çıkıyor. Bir de ilacın dozunu ayarladıklarını da hiç sanmıyorum. Çünkü bütün sera ilaç içinde kalıyor.

Ne diyeyim?. Adamı sadece dinledim. Söyledikleri doğruysa, son yıllarda artan kanser vakalarının nedenlerini başka yerlerde aramamak gerek.

Bir gün bir tavuk çiftliğini geziyorum. Civcivler yumurtadan çıktıktan sonra, elektrik ampulleri altında hayvanları devamlı besliyorlar. Hayvanlar hiç uyumuyor. 24 saat yem yiyorlar ve 30 günlük olunca.kesip satışa sunuyorlar. İşte piyasadan aldığınız piliçler bunlar. Bir programda Erman Toroğlu "Benim alacağım tavuk gıt gıt gıdak demeli, yoksa ben piyasadan tavuk alıp yemem" demişti de tavuk satışları yarı yarıya düşmüştü. Aslında doğru söylemişti. Bir köy tavuğunun ve köy yumurtasının lezzetini marketlerde satılan ürünlerde bulabiliyor muyuz? Ne gezer....

Geçenlerde beyaz eşya servisinden bulaşık makinesi için, bir servis yetkilisi geldi. Gelen servis görevlisi,

- Bulaşık makinesinde parlatıcı kullanıyor musunuz? dedi

Biz de kullandığımızı söyledik. Makinenin parlatıcıyı son suda aldığını ve ne kadar durulanırsa durulansın bardak ve tabaklarda bu kimyevi maddenin kaldığını söyledi. Tavsiye ettiği ürün ise üçü bir arada satılan tablet şeklindeki ürünler. Çünkü onlar yıkama esnasında suya yavaş yavaş karışıp, eriyip gidiyormuş. Tabak ve bardaklarda kalan kimyevi maddenin ne kadar zararlı olduğunu söylememe gerek yok.

Bir de aynı servis görevlisi şunu söyledi.

- Bir yumuşatıcıyı çamaşır makinesinin yumuşatıcı kutusunda 2 gün bekletin, sonra neticeyi görün dedi.

- Biz ne olur? diye sorunca;

- Pelte gibi olur. Jelatin haline dönüşür. Bu da yumuşatıcının bir kimyevi madde olduğunu ve ileri aşamada cilt kanserinin nedenlerinden biri olabileceğini belirtti.

Tabii, bu kişiler olayların içinde....

Kimbilir daha söylenecek neler var? Tamam tıp ilerliyor, insan ömrü belki uzuyor ama, tedavi konusunda aşama kaydedilirken diğer taraftan da kendi hastalıklarımızı kendimiz yaratıyoruz.

İstiklal Marşımızın güftesini yazan Mehmet Akif Ersoy, daha o zamanlar medeniyet için "Tek dişi kalmış canavar" dememiş miydi?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

"tek dişi kalmış canavar " dizesi aklıma geldi benimde yazının sonuna gelmeden. Çocukluğum ANkara'da geçti omuzlarında terazi gibi ikitarafa sallanarak yürüyen yoğurtçuuuuuu diye bağıran amca aklıma geldi.Bir de süüttttçççççççççççiiiiiiii diye bağıran abi vardı ki hep peşinde dolaşırdık güğümlerden süt doldurmasını öğrenelimn diye... neden hep eskiyi anınca böyle hüzünleniyorum dünyamızı biz canavarlar böle yaptık değil mi? sevgi ve saygıyla

Meral Yağcıoğlu 
 21.10.2009 11:50
Cevap :
Evet, o yoğurtların kaymakları da çok güzel olurdu. O üreticinin, "Yoğurt dediğin sulu" olması sözü çok doğru. O yoğurtlar da sulu ve lezzetli olurdu. Ne yazık ki uygarlaştıkça dünyamızı daha hor kullanıyoruz. Sevgi ve selamlarımla...  21.10.2009 13:06
 

Bulaşık makinesinin parlatıcı bölümüne sirke koyabilirsiniz. Hem zararsızdır hem de harika parlatır. Yazdıklarınıza katılıyorum, nereye baksak zarar göreceğimiz bir medeniyet unsurumuz var. İşin kötüsü bunlardan kaçış da mümkün değil.

Nilgün Akad 
 20.10.2009 22:22
Cevap :
Parlatıcı bölümüne sirke koymak iyi fikir, sirkenin aynı zamanda mikropları öldürme özelliği de var. Kendi besin kaynaklarımızı kendimiz yetiştiremediğimiz sürece de dediğiniz gibi bunlardan kaçış yok. Sevgi ve selamlarımla...  21.10.2009 13:03
 

medeniyet ve ilmin hayatimizi kolaylastirdigi bir gercek. Deger yargilarimizda yaptigi tahribatta gercek. Galiba berabere kaldilar.saglik ve saygiyla

Newyorker 
 19.10.2009 22:09
Cevap :
Arada bir fark var ki, medeniyetin ilerlemesi sayesinde hayatımızın kolaylaştığını görebiliyoruz. Ama bir çoğumuz bunun yanında, getirdiği zararların ise farkında değiliz. Saygı ve selamlarımla.  20.10.2009 10:33
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 975
Toplam yorum
: 7880
Toplam mesaj
: 126
Ort. okunma sayısı
: 3191
Kayıt tarihi
: 16.01.07
 
 

2017 Basın özgürlük endeksine göre 180 ülkeden 155. sırada olan ülkemizde yemek tarifleri  ve tel..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster