Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Aralık '16

 
Kategori
Söyleşi
Okunma Sayısı
67
 

Meğer Bodrum çocukları başka bir dünyaymış

Meğer Bodrum çocukları başka bir dünyaymış
 

Emin Durmaz, bir kasaba çocuğu... Yedi göbek Bodrumlu... Motorcu, sporcu, dansçı ve hatta biraz da sanatçı... Bir Bodrum aydınının, Şükrü Durmaz'ın oğlu...Konacık'taki Erçin Depo'da inanılmaz işlere imza atıyor arkadaşlarıyla birlikte. Depo dediğime bakmayın. Bir 'müze' adeta burası... Bahçeden içeri girdiğinizde önce bir 'tamirhane' izlenimi alıyorsunuz ama birkaç dakika içinde fikriniz hemen değişiveriyor. Şu köşede son model UTV'ler, az ileride hurdaya çıkmış arabalar, ortalıkta gezen tavuklar, padokta koklaşan atlar, bahçenin bir köşesinde çalışır vaziyette bir jakuzi, dalış takımları, içeride bir ultrason cihazı!... Hepsinin de ayrı bir hikayesi var...
 
Bahçede ilk dikkatimi çeken hurda arabalar oluyor... Bir tanesini yolda da görmüşlüğüm var sanki! 'Yürüyor mu bu?' diyorum, yüzüme bakıyor esefle Emin Durmaz... “1949 model willys o... İlk arabam, tabii ki yürüyor.” diyor... Bu arabanın da hikayesini anlatıyor bana...
 
Bodrum'un bu nesli yokluktan gelmiş... Motorculuk merakı sonradan gelişmiş... Hem ekstrem hem de pahalı bir spor bu... Kemal Merkit'in eskilerini dikip onararak kullanmaya çalışmışlar önceleri... Dolayısıyla her şeyin kıymetini biliyorlar. Hiçbir şeyi atmamaları bundan... Eğlenceli ama bir o kadar sorumluluk sahibi gençler. Yaratıcı, sevgi dolu, duyarlı ve özgür ruhlular. Emin Durmaz'ın yıllar önce 'çiçekçi' olarak açtığı sonradan kocaman bir açık hava deposuna dönüştürdüğü bu mekanda tam anlamıyla bir aile gibi yaşıyorlar. Burada onlarla sohbet etmek müthiş bir keyif... Hem eğlendim, hem öğrendim... Çoğunlukla Cumhuriyet yürüyüşlerinde görürdüm onları... Milli duygularımı yükselten müthiş bir enerjileri vardı. Meğer Bodrum çocukları bambaşka bir dünyaymış, bunu da bu söyleşiyi yaparken gördüm. 
 
Emin Durmaz'la konuşurken bir taraftan Muslu'ya, diğer yandan Erçin'e de kulak verdim. Konuşmayı da, gülmeyi de seviyorlar. En çok da Emin'in halleri güldürüyor onları. Çok renkli bir kişilik çünkü... Evi ise ayrı bir dünya! Hiçbir söyleşi bu kadar eğlendirmemişti beni... Okurken ne demek istediğimi anlayacaksınız.
 
Kasaba çocuğu olmak nasıl bir duygu?
 
Kasaba çocuğu olmak güzel bir şey. Çok büyük faydaları var. Abilerimiz bizi hep kollamış çünkü, hala da öyle. Nereye gidersem gideyim çocukluğumdan beri tanıdığım insanlar var. 
 
Sürekli bir aksiyon var gibi hayatınızda... 
 
Aksiyon değil aslında. Bizim yaşam biçimimiz bu... Ava gidiyoruz, balığa gidiyoruz. Biz kafamıza göre yaşıyoruz. Yarışlara gidiyoruz, gitmediğimiz dönemlerde burada takılıyoruz. Bazen sigara almaya paramız bile olmuyor. Ama bizim umurumuzda bile değil. Acayip zenginiz! Çünkü hep birlikteyiz. 
 
Erçin Depo'da kaç kişisiniz? Çalışan, çalışmayan...
 
Yaklaşık 15 kişi sürekli buraya gelip gider. Dört tane de yarışçı kızımız var... Burada maaşlı çalışan hiç kimse yok. Bir tek tavuklar maaş+sigorta çalışıyor! Onlar da çok yararlı eleman, bahçedeki haşeratı temizliyorlar çünkü... Onun dışında 'burası bana iyi geliyor' deyip gelenler var... 
 
BURASI BİZİM EVİMİZ
 
Bahçe hurda arabalarla dolu... Tamirhane mi burası?
 
Burası tamirhane değil, bizim ev... Evin bahçesi biraz büyükçe tabii. Atölyemiz olarak kullanıyoruz. İnsanların hurdaya çıkardığı arabalar var. Bazıları çalışmıyor, bazılarının birkaç küçük dokunuşa ihtiyacı var. Neden atılsın çöpe? Bir meraklısı gelir alır... Yarı hobi, yarı iş diyelim. Seviyorum bu işi. 1997 yılından beri yapıyorum. Birimiz elektronikte, birimiz boyada başarılı. Kimimiz de her işi yapar!.. Boş duran yok yani. Ama keyif için, para için değil... 
 
Şuradaki Amerikan arabası hayli fiyakalı görünüyor. Yürüyor mu?
 
Ne  demek yürüyor mu? Ben bununla geziyorum Bodrum'da. 1949 model Willys... 4X4 bu. Bodrum'un ilk dolmuşlarından biri. Hüseyin Efe'nin cipiydi. Yıllarca aradım bu arabayı ben. Bir gün Bitez'deki ara sokaklardan birinde bahçede gördüm. Üzerine domates biber ekmişler. Çaldım kapıyı, yaşlı bir teyze açtı. Dedim satar mısınız? Aldım işte. İlk arabam. Aldığımda 23 yaşındaydı. Üstünü kestim tavuk kümesi yaptım. Farları lastikleri benzin deposunu ilave edip değiştirdik biraz. Kasklar Alman, araba Amerikan, bir de kendime göre dönüştürüp kasklara Mustafa Kemal Atatürk imzası attım. Tam bir şaheser oldu!..  
 
Katıldığın yarışlarda derecelerin var mı? Kupa filan?
 
Var... Atölyenin malzeme odasında sıraladık. Sadece bizim değil, aramızdan ayrılan arkadaşlarımızın madalyaları, anılıkları da orada. Ben birkaç yarışmada dereceye girdim. Motorcuyum aslında ama pek çok yarışmaya da giriyorum. Mesela geçen sene jet ski yarışmasında Türkiye ikincisi oldum. Bu sene de yarıştım ama daha sonuçlar açıklanmadı. Odun kesme yarışmasında birinci oldum!.. Benim için çok anlamlıdır. 45 saniyede telefon direğini kestim. Pedasa şenliklerinde... Atla engel yarışında bir kupam var. Küçük bir yarıştı. Ata büyük bir çelenk taktılar. Bana da kırmızı kurdeleli bir külah verdiler! Atım çelengi yedi zaten, benim kupa da atölyede duruyor. 
 
Burada parlayan bir çift UTV görüyorum. Çok ihtişamlılar. Yeni mi?
 
Yeni alındı. Baja Anatolia Rallisi'nde ilk kez yarıştılar. İkisi de derece aldı. Çok iyi gidiyoruz. Paris Dakar yeni hedefimiz! 
 
Evin gerçekten çok orijinal... Lüksten uzak, alabildiğine salaş ama bir o kadar da yaşayan bir ev. Sen mi dekore ettin?
 
Dekor amaçlı yapmadım hiçbir şeyi. Yatağımı tahtaları kullanarak yaptım. 10 liraya maloldu bana. Sadece civatalara para verdim. Televizyonumu yine marangozluk hünerimle plazmaya çevirdim! Parça kumaşlar buldum koltukları, mutfak dolaplarını, kornişleri kapladım. 
 
Çok kitabın var. İyi bir okuyucu musun?
 
Kitap okuma kültürüm yoktur ama kitabın çöpe atılmayacağını iyi bilirim. Çöpe atmışlar aldım geldim. Büyük çoğunluğu Fransızca, oldukça da eski kitaplar. Bir arkadaşım var Fransızca okuyor, ona vereceğim. 
 
BABA ŞÜKRÜ DURMAZ'IN ANISINI YAŞATACAK
 
Evin duvarları eski Bodrum fotoğraflarıyla kaplı... Onlar nereden geldi? 
 
Babamın yazdığı kitabın fotoğrafları. Bodrum köyleri... Babam Geriş'te, Mazı'da öğretmenlik yaptı.  “Bir  Dönemler Bodrum” adında bir kitap yazdı. 20 senesini aldı o kitabı yazmak. Mazı'da, Geriş'te öğretmenlik yapmış. Lise mezunu ama asker dönüşü devlet öğretmen olarak atamış. En son Konacık İlkokulu'ndaydı. Kitabı yazmaya Geriş'te başlamış. Uzunca bir ara verip devam etti. İnsanlardan eski Bodrum fotoğrafları toplardı. Çoğu zaman da beni gönderirdi o fotoğrafı almaya... Bu fotoğraflar hep o kitapta toplandı.
 
Kitap ne oldu? Var mı piyasada? 
 
Baskısı iyi olmadığı için hoşuna gitmedi babamın. Piyasaya sürmedi. Elden satardı insanlara bir de “Okumadan sakın gelme” derdi... Daha sonra kanser oldu. Ben sonradan eklemeler yaptım kitaba, bir CD halinde hazırladım. Çanakkale Savaşı'nda şehit olan Bodrumluları buldum mesela. Bunun gibi... Şimdi o kitabı hem Türkçe hem de İngilizce olarak bastırmak istiyorum. Bir destek bulursam yapacağım. Babam dünyaya bir şey bırakmış olur en azından. Çok uğraştı o kitap için. Çok kıymetliydi emeği... 
 
Motor sporlarının gerçek anlamda spor olmadığını düşünenler de var. Neler söyleyeceksin bu konuda?
 
Biz normal yolda motor kullanmıyoruz ki. Kros motoruyla arazide bir performans yapın bakalım ne kadar dayanabileceksiniz? 10 dakikada bitersiniz. Müthiş bir kondisyon istiyor.
 
Motorcular serseri deyip, kız vermiyorlarmış bir de... Öyle duydum ben!..
 
Bana da hep 'evlen' diyorlar. Evim var ki benim, evi olmayanlar evlensin diyorum ben de... 
 
Pahalı bir spor mu mu?
 
Hakikaten pahalı bir spor bu. Türkiye'de en büyük sıkıntı bu zaten. Paran varsa spor yapabiliyorsun. Biz, ekstrem bir spor yapıyoruz ve işimiz motorla, ATV ile UTV ile... Bir tane lastiği beleşe getirirsek bu bizim için çok büyük başarı!.. Sponsorluk çok önemli. Belediye bazen biletimizi alıyor uzak mesafeler için. Atilla (Atilla Serttaş) abi bize bir çadır yaptırdı şimdi. Bizim için çok güzel oldu.
 
Herkes motorcu olabilir mi?
 
Olur tabii. Üç tane abimiz var bizim. Biri bastonla geliyor buraya. ATV'ye biniyor, yarışıyor geliyor. Kurallar umurunda değil bir tek. Seviyor ama... 
 
Para bile almadan çalışıyorsun kendi deponda... Nasıl geçiniyorsun ki?
 
Ben 7 yaşımdan beri çalışıyorum. Okumadım. Çok büyük paraya ihtiyacı olan bir insan değilim. Bodrumlu olduğumuz için iyi kötü gelirlerimiz var. Hiçbir yerimizi satmadık. Parasız da kalsak satmadık. Dedelerimizden kalan tüm mal varlıklarımız duruyor. Ben hala mandalina bahçesinde çalışırım. Budama, toplama işi yaparım. Ayağıma lastik çizmelerimi geçirip girerim bahçeye.
 
Yarışlar ve motor sevdası başlamadan önce ne yapıyordun?
 
Ben esasında peyzajcıyım. Burası Bodrum'un en büyük çiçek serasıydı. Emin Çiçekçilik... 17 yaşında farklı bir yola girdik. Motora hobi olarak başladım. Sonra at merakım geldi. Ailem at almama izin verdi. Atlı Spor Kulübü kurduk Bodrum'da. 2008'de hem çiçek serasını hem de kulübü kapattım. Babamın vefat ettiği yıldı. O sene her şey değişti benim için...
 
Neden değişti?
 
Bunun nedeni babamdı aslında. O yıl babam dolayısıyla hep kanserli hastalarla yaşadım ben. O zaman hayata bakış açım tümüyle farklılaştı. Yıllarca çalışıp didinmiş insanlar gördüm, kanserle mücadele ediyorlardı. Gencecik kızlar, çocuklar kanser tedavisi görüyordu. Kendi hayatıma baktım. Çalışmaktan 7 sene denize girmediğimi biliyorum ben... Bıraktım sonra. Bir sonraki gün benim için önemli değil...
 
Evinde sergilediğin yaratıcılık beni çok etkiledi. Aslında estetik yönün çok kuvvetli. Bir sanatçı olduğunu söyleyebilir miyiz?
 
Ben sanatçı değilim. Ama farklı ortamlarda sanatla iç içe oldum. National Geographic'in bir projesinde sanat yönetmeni asistanlığı yaptım mesela. O benim için ilginç bir deneyimdi. “Sevdam Alabora” diye bir dizi vardı. Orada atları oyuncular için hazırladım, oyuncuları da atlar için...  
 
Gelelim dansa!.. Emin Durmaz aynı zamanda bir dansçı da... O nasıl başladı?
 
2006 yılında başladım dansa. Bodrum'a ilk kupayı ben getirdim. Antalya Murphy's şampiyonu oldum. Babam kanser olduğu için genel yarışmaya giremedim. Latin danslarında iddialıyımdır. 
 
Okumadığın için pişmanlık yaşadın mı hiç?
 
Hayır. Benim bir sürü becerim var. Her şey gelir elimden. Taş duvar da boyarım, çiçek de dikerim, tamir de ederim. Okusaydım belki bu işleri yapmak ağır gelirdi bana!.. Parlak bir öğrenci de değildim zaten. Karnelerimden birini göstereyim sana... Bak, birinci dönem hepsi 0. Öğretmenim 'umarım ikinci dönem başarılı olursun' yazmış. İkinci dönem hepsini 1 yapmışım. Beden eğitimi 4 bu arada! (Gururla gösteriyor) 
 
Her yerde farklı bir alet edavat var. Kimi yeni, kimi eski, birbiriyle alakasız bir sürü malzeme... Neden topluyorsun bunları?
 
Atmıyorum ki hiçbir şeyi. Kıyamıyorum. Ultrason cihazı var mesela içerde. Veteriner bir arkadaşım değiştirdi cihazını. Atacaktı, izin vermedim. Biri bir klinik açmak ister, parası olmaz veririz. Tabii yavaş yavaş sığmamaya başladım buraya. İleride bir köy evi yapıp oraya taşırım belki kendimle birlikte hepsini.  
 
Hayata dair bir amacın, hayattan bir beklentin var mı?
 
Hiçbir beklentim yok. Olursa olur,olmasa da ne yapalım...Herkes aynı yere gitmiyor mu? Yeni motorlar, yeni aletler olsun istiyoruz tabii.. Sert koşullarda yarışıyoruz. Ödenekle oluyor bunlar. Parasız yarış ekiplerini destekliyoruz. Hoşumuza gidiyor. Ama bir yere kadar yetebiliyoruz. Dileğim, daha çok insanın bu sporu desteklemesi. Bütçe isteyen bir iş çünkü...
 
Peki ya Bodrum? Burada büyürken, Bodrum'un değişimine de tanık olmuşsunuz. Nasıl bir değişim yaşadınız Bodrum gençleri olarak?
 
Eskiden herkes buraya Bodrum için gelirdi. Kafa dinlemeye... Şimdi rant için geliyorlar. Bodrum keşke eskiden olduğu gibi toprak yollarıyla minicik bir kasaba olarak kalsaydı. En çok zeytin ağaçlarına üzülüyorum. Peyzajcı olmamın etkisiyle belki de. Adam gelip asırlık zeytin ağacına kepçeyi hiç düşünmeden vuruyor. İçim yanıyor. Halbuki götürdüğün yerde tutar o ağaç. Biz turizmi de böyle kaybediyoruz. İnsanlar buraya büyük oteller, lüks tesisler görmeye gelmiyor. Otel yapıp önüne gül ağacı dikme mesela!.. Avrupalı senin gül fidanını görmeye gelmez ki. Tıpkı bir Bodrumlu'nun tatil için gittiği Meksika'da mandalina ağaçları altında rakı ile ağırlanması gibi bir şey bu!.. Ben Meksika'ya gitmişsem kaktüs görüp tekila içmek isterim. Mantık çok basit aslında. Doğal olanı korumak. Tüm mesele bu. Kendi adıma yapabildiğim, atalarımızdan kalan mülkleri satmamak. Bir daha alamam onları çünkü. 
 
Peki bir hayalin var mı?
 
Var tabii... Birincisi Miami'de patenci kızlarla menemen yapıp yemek, ikincisi ise Victoria's Secret defilesinde davul zurnalı harmandalı oynamak! Nihayetinde efelerin de kanatları yok mu? Yakışırız o gösteriye biz... Hatta bu hayalimi gerçekleştirmek için gerekli girişimleri başlattım bile... 
 
Bir toplaşma mekanı, sohbet ortamı, biraz kahvehane, biraz dershane gibi bir yer Erçin Depo... Sizi merak eden gelsin mi?
 
Gelsin tabii. Geliyorlar zaten. Kimse 'sen niye geldin' diye sormaz burda insanlara... Konacık Migros'un karşısındayız, bekleriz... 
 
 
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 29
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 421
Kayıt tarihi
: 04.08.13
 
 

Selda Öztürk, 1992 yılından bu yana aktif olarak medya sektöründe çalışmaktadır.  Ulusal ve yerel..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster