Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Haziran '16

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
583
 

Meğer İstanbul'u Mustafa Kemal fethetmiş...

Meğer İstanbul'u  Mustafa Kemal fethetmiş...
 

internetten alınmıştır


Tayyip Erdoğan iktidarları karşısında sürekli yenilgiye uğrayan muhalif kesim, ortaya koyacak bir şey bulamayınca yine Mustafa Kemal Atatürk'e sarılıyor.

Sultan Fatih'in İstanbul'u fethinin İktidar tarafından görkemli bir şekilde kutlanması, iktidar muhaliflerini akıldışı, çocuksu itirazlara yönlendiriyor.

İstanbul'u fethi kutlamaları neden böylesine  görkemli kutlanıyor, bu sadece siyasi bir gösteri midir; yoksa senin bilmediğin ama devletin bildiği "düşmana" mesajlar mı verilmek isteniyor?

İşin bu yönü bir yana...Diyelim ki, Hükumet, İstanbul'un fethini abartılı gösterilerle kutlayarak siyaset yapıyor...Sen de bunu eleştirebilirisin...Örneğin, bu kadar masrafa ne gerek var, diyebilirsin...

Ancak, iyice zıvadan çıkıp İstanbulu aslında Mustafa Kemal fethetti, diyemezsin...Güya bunu, İstanbul'un İngilizler tarafından işgalinden sonra Ankara Hükumeti tarafından kurtarılmasına bağlıyorsun...

Ama aslında sen işgalden kurtarılmayla "fethin" anlamını karıştırıyorsun...Daha doğrusu, fethin anlamını hiç bilmiyorsun!..

Bir şehri fethetmek o şehri işgal etmek değildir; işgalden kurtarmak da değildir...Biraz Yahya Kemal okusaydınız, fethin ne olduğunu anlardınız ama siz Yahya Kemal'i de anlamazsınız...

İstanbulu alan irade, onun ufkunu camilerle, medreselerle, Müslüman Türk'ün özünü yansıtan mimariyle fethetti...İstanbul 1453'ün 29 Mayısında alında ama fetih yüzlerce yıl sürdü...

Ecdadımız, köhne Bizansın kokuttuğu Konstantin'i çağın en ileri ve estetik mimarisi ile yeni bir medeniyet merkezi yaptı...İstanbul Müslüman Türk'ün elinde "medine=şehir" oldu...

Sen, bunları bilmediğin anlamadığın için ister yazar ol, ister prof,ister sinemacı  ol, kalkar bu çağlar boyu süren büyük fethi küçültmeye çalışırsın...Çünkü senin küçük kafan o kadarını almamaktadır.

Gelelim İngilizin işgaline...Evet, İngiliz, İstanbulu işgal etmişti, evet, şuraya buraya İngliiz bayrakları asılmıştı...Peki, bununla beş asırlık İstanbul İngiliz mi olmuştu??..

İngilizler, Hindistanı, Pakistanı ve Arabistanı da işgal etmişlerdi...Sonra ne oldu?..Bugün hangi İslam şehri hala İngilizin elindedir ki eğer Mustafa Kemal olmasaydı İstanbul İngilizin elinde olacaktı??

Evet, işgal altındaki İstanbul'un ve tüm Anadolunun bu işgallerden kurtarılması için Mustafa Kemal, padişah iradesiyle Anadoluya çıktı ve kurtuluş harbi başlattı...O zaman, İstanbul'un yeniden "fetih" yolunu açan yine bir Osmanıl padişahı olan Sultan Vahdettin olmuyor mu??

Hayır, mesele şu ki, Kemalist düşünce artık gerçeklikten tamamen kopma noktasına geldi...Atatürk'e hitaben "Olmasaydın, olmazdık.." diyerek onu tanrılaştıran bir zihniyet, sonuçta tüm "kurtuluşları" ona bağlarsa buna şaşmamak gerek...Ne de olsa tüm işler "Tanrıdan" gelir!!

Bakalım daha neler duyacağız!!!

Yazıya Ek:

İstanbul şairi Yahya Kemal'in şu şiirini bir kere daha okuyarak İstanbul'un nasıl fethedildiğini ve o fetih ruhunun nerde naşıl yaşadığını bir kere daha göstermek istedim..Tabii görmek isteyene...

SÜLEYMANİYE'DE BAYRAM SABAHI

Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede

Bir mehâbetli sabah oldu Süleymâniye`de

Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,

Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi
Yer yer aksettiriyor mavileşen manzaradan,
Kalkıyor tozlu zaman perdesi her an aradan.
Gecenin bitmeye yüz tuttuğu andan beridir,
Duyulan gökte kanat, yerde ayak sesleridir.
Bir geliş var!.. Ne mübârek, ne garîb âlem bu!..
Hava boydan boya binlerce hayâletle dolu...
Her ufuktan bu geliş eski seferlerdendir;
O seferlerle açılmış nice yerlerdendir.
Bu sükûnette karıştıkça karanlıkla ışık
Yürüyor, durmadan, insan ve hayâlet karışık;
Kimi gökten, kimi yerden üşüşüp her kapıya,
Giriyor, birbiri ardınca, ilâhî yapıya.
Tanrının mâbedi her bir tarafından doluyor,
Bu saatlerde Süleymâniye târih oluyor.

Ordu-milletlerin en çok döğüşen, en sarpı
Adamış sevdiği Allah`ına bir böyle yapı.
En güzel mâbedi olsun diye en son dînin
Budur öz şekli hayâl ettiği mîmârînin.
Görebilsin diye sonsuzluğu her yerden iyi,
Seçmiş İstanbul`un ufkunda bu kudsî tepeyi;
Taşımış harcını gâzîleri, serdârıyle,
Taşı yenmiş nice bin işçisi, mîmâriyle.
Hür ve engin vatanın hem gece, hem gündüzüne,
Uhrevî bir kapı açmış buradan gökyüzüne,
Taa ki geçsin ezelî rahmete ruh orduları..
Bir neferdir, bu zafer mâbedinin mîmârı.

Ulu mâbed! Seni ancak bu sabah anlıyorum;
Ben de bir vârisin olmakla bugün mağrûrum;
Bir zaman hendeseden âbide zannettimdi;
Kubben altında bu cumhûra bakarken şimdi,
Senelerden beri rüyâda görüp özlediğim
Cedlerin mağfiret iklîmine girmiş gibiyim.
Dili bir, gönlü bir, îmânî bir insan yığını
Görüyor varlığının bir yere toplandığını;
Büyük Allah`ı anarken bir ağızdan herkes
Nice bin dalgalı Tekbîr oluyor tek bir ses;
Yükselen bir nakaratın büyüyen velvelesi,
Nice tuğlarla karışmış nice bin at yelesi!

Gördüm ön safta oturmuş nefer esvaplı biri
Dinliyor vecd ile tekrar alınan Tekbîr`i
Ne kadar saf idi sîmâsı bu mü`min neferin!
Kimdi? Bânisi mi, mîmârı mı ulvî eserin?
Taa Malazgirt ovasından yürüyen Türkoğlu
Bu nefer miydi? Derin gözleri yaşlarla dolu,
Yüzü dünyâda yiğit yüzlerinin en güzeli,
Çok büyük bir iş görmekle yorulmuş belli;
Hem büyük yurdu kuran hem koruyan kudretimiz
Her zaman varlığımız, hem kanımız hem etimiz;
Vatanın hem yaşayan vârisi hem sâhibi o,
Görünür halka bu günlerde teselli gibi o,
Hem bu toprakta bugün, bizde kalan her yerde,
Hem de çoktan beri kaybettiğimiz yerlerde.

Karşı dağlarda tutuşmuş gibi gül bahçeleri,
Koyu bir kırmızılık gökten ayırmakta yeri.
Gökte top sesleri var, belli, derinden derine;
Belki yüzlerce şehir sesleniyor birbirine.
Çok yakından mı bu sesler, çok uzaklardan mı?
Üsküdar`dan mı? Hisar`dan mı? Kavaklar`dan mı?
Bursa`dan, Konya`dan, İzmir`den, uzaktan uzağa,
Çarpıyor birbiri ardınca o dağdan bu dağa;
Şimdi her merhaleden, taa Bâyezîd`den, Van`dan,
Aynı top sesleri birbir geliyor her yandan.
Ne kadar duygulu, engin ve mübârek bu seher!
Kadın erkek ve çocuk, gönlü dolanlar, yer yer,
Dinliyor hepsi büyük hâtırâlar rüzgârını,
Çaldıran topları ardınca Mohaç toplarını.

Gökte top sesleri, bir bir, nerelerden geliyor?
Mutlaka her biri bir başka zaferden geliyor:
Kosova`dan, Niğbolu`dan, Varna`dan, İstanbul`dan..
Anıyor her biri bir vak`ayı heybetle bu an;
Belgrad`dan mı? Budin, Eğri ve Uyvar`dan mı?
Son hudutlarda yücelmiş sıra dağlardan mı?

Deniz ufkunda bu top sesleri nerden geliyor?
Barbaros, belki, donanmayla seferden geliyor!..
Adalar`dan mı? Tunus`dan m, Cezayir`den mi?
Hür ufuklarda donanmış iki yüz pâre gemi
Yeni doğmus aya baktıkları yerden geliyor;
O mübârek gemiler hangi seherden geliyor?

Ulu mâbedde karıştım vatanın birliğine.
Çok şükür Allaha, gördüm, bu saatlerde yine
Yaşayanlarla beraber bulunan ervâhı.

Doludur gönlüm ışıklarla bu bayram sabahı

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

bakış açımızı değiştirip başkalarının hayallerinden niye yararlanalım ilahi Ali bey ... belki nasihatınızı kendinizde denemelisiniz hiç bu bakış açısından baktınız mı

Meltem Şahin 
 04.02.2020 16:06
 

çok geç bir cevap olacak ama nasılsa gözden kaçırmışım yanıtınızı canmehmet beyi hep okuyoruz biz ama o hiç okumuyor hep hayallerini yazıyor :) arada sırada okumasını önerin ona da..

Meltem Şahin 
 26.12.2019 1:59
Cevap :
Siz yine de okuyun, derim!..Biraz bakış açınızı değiştirirseniz çok yararlanırsıniz...Selamlar  26.12.2019 22:46
 

Değerli Ali Bey, "Kültür!" demekle bize küçük bir ilave fırsatı daha verdiniz! (Kaynak: SEVR ENTRİKALARI Büyük Güçlerin Hedefleri ve Tutumları Paul C. Helmreich) Bakınız ABD'li ilim insanı ne demektedir: "..Fransızlar’ın Picot’yu Mustafa Kemal’le görüşmeye göndermiş olmaları bile , Istanbul rejimine güvenlerini yitirdiklerinin işaretiydi. Mustafa Kemal’in Anadolu’da Fransa’nın danışmanlığını ve ekonomik yardımını tercih edeceklerini belirtmesi, Quai d’Orsay’da gerekli etkiyi yapmıştı. İngiltere nasıl Yunanistan’da tutunabileceği yeni bir kuvvet arayıp bulmuşsa, Fransızlar da Mustafa Kemal’i önemsemeye başlıyor ve birlikte çalışılabileceklerini düşünüyorlardı. (Sahife:149) Anadolu’da Mûttefikler’in mali denetimiyle ilgili olarak Fransız ve İngilizler’in yaptığı yoğun planların, her iki güç cephesinde de, çizmediği öne sürülebilir. Ama işin içinde başka hesaplar da vardı.." Özet; Güçlü kuralı koymakta, diğerine de buna uymak kalmaktadır. Teşekkürler, sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 02.06.2016 14:39
Cevap :
Ben teşekkür ederim Mehmet bey..İşin aslı şu ki, biz gerçek bağımsızlık savaşını daha yeni vermeye başladık...Ellerinize sağlık...Selamlarımla  02.06.2016 14:57
 

Değerli Ali Bey, Özetlersek, İstanbul neden Türklerden alınamaz. Alınırsa sonucu ne olur? Bunu ABD'li ilim insanı “PARİS – SAN REMO – SEVR’de TÜRKİYEYİ YOK ETME PLANLARI”nda, HARRY N. HOWARD) söylemektedir: "..İstanbul ve üzerinde kurulmuş olduğu dar Boğaz, son beş yüz yıldır dünya için başka herhangi bir yerden çok daha ciddi problem olmuş, çok kan dökülmesine ve acı çekilmesine yol açmıştır. Son yüz yıl İçinde de uluslararası anlaşmazlıkların Avrupa’daki merkezi olmuştur. Uluslar arasındaki kin, rekabet, ve şüphe hisleri devamlı olarak İstanbul ve çevresinden etrafa yayılmıştır. On dokuzuncu yüzyılda yapılan birçok savaşın merkezi ve nedeni İstanbul olmuştur. Avrupa’nın dünya üzerinde yapacağı en son ve büyük savaşın da konusunun yine İstanbul olduğunu görmemiz çok mümkündür." Bunlar, okumayan, okuduğunu anlamayan, anladığını bağnazlığından inkar edenlere moda tabiri ile, "KAPAK!" olsun. Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 02.06.2016 12:21
Cevap :
Değerli yorumlarınız için çok teşekkür ederim Mehmet bey..Bu katkınızı öteki yorumcu arkadaşlara da tavsiye ettim..İnşallah okur faydalanırlar...Bir cümle daha söyleyeceğim; sizin de çok iyi bildiğiniz gibi, İstanbul İngiliz "işgalinden" kurtarıldı ama İngilize ait ne kadar kültürel değerler varsa hepsi büyük iştiyakla ithal edildi..Bence, asıl işgal, "işgal"den kurtulduktan sonra oldu...Selamlarımla  02.06.2016 14:26
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1618
Toplam yorum
: 4206
Toplam mesaj
: 224
Ort. okunma sayısı
: 791
Kayıt tarihi
: 19.01.08
 
 

Edebiyat, kamu yönetimi ve gazetecilik tahsili... 27 yıllık eğitimcilik hayatından sonra emeklili..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster