Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Mayıs '19

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
38
 

Mehlika/ Cılavuz Köy Enstitüsü

'' Hafızam beni yanıltmıyorsa 1948-49 tedrisat yılının Ocak veya Şubat aylarından birisi olacaktı. Çok kar yağmış, dışarıda şiddetli bir fırtına esiyordu. Rüzgar, yeni yağan karı havaya savuruyor, pencerelerin, sallanan camların sesi, dışarıda uğuldayan rüzgarın sesine karışarak acı bir şeylerin habercisiymiş gibi uğursuz bir senfoni oluşturuyordu.
 
Akşam olmuş, herkes yatağına çekilmiş, dağlarda ıslık çalan rüzgarın, fırtınanın ninnisiyle uyumaya çalışıyordu. 
 
Sabahleyin sanki fırtına yapacağını yapmış, artık dinmişti. Yolların bazı yerlerine kardan barikatlar kurulmuştu. Her sabah erkenden bizleri uyandıran zankaların(at kızağı) atlarının üzerindeki çanlar her nedense bu sabah çalmıyordu. Sanki ortalık bir matem havasına bürünmüştü. Belki fırtına yolları kapatmış, her yolcu olduğu yerde mahsur kalmıştı. 
 
Bizler de artık yavaş yavaş uyanmaya başlamıştık. Birçoğumuzun yatağının başında asılı su dolu şişelerin suyu donmuş, şişeler çatlayıp dökülmüş, kalıp halinde donan buzlar asılı duruyordu. Bazılarımız kalkıp yatağımızın üstünde oturup ders çalışıyorduk. Birdenbire nöbetçi öğretmeni Mahir Kuşakçı kapıda göründü. Yorgun ve üzgün bir sesle 'çocuklar, kalkın' diye seslendi. Herkes, yatağından fırladı, bu zamansız emrin sebebini öğrenmek istercesine hocanın yüzüne bakıyordu. Hoca, 'çocuklar, Mehlika yatağında yok. Göreniniz var mı?' diye sordu. Sanki herkes bir ağızdan 'hayır öğretmenim, dışarda kuvvetli fırtına vardı, göz gözü görmüyordu ki onun için kimse dışarıya çıkmamış ki herhangi bir şey görsün'
 
'haydi çocuklar, kahvaltı zamanınız da yaklaştı, kalkın giyinin' deyip başka yatakhaneleri kontrol etmek ve Mehlika hakkında bilgi almak için bizim yatakhaneden ayrıldılar. Kalktık, giyindik. Herkes Mehlika'yı konuşuyordu. Mehlika, bir dünya güzeliydi. Buğday benizli, ela gözlü, sevecen bir ablamızdı.
 
Okulumuz, gerçek bir aile yuvasını andırıyordu. Herkes kendisinden bir öndeki sınıfta olana yaşı ne olursa olsun 'abla' veya 'ağabey' diye hitap eder, onun her sözünü emir telakki eder, ona göre hareket ederdi.
 
Öğretmenlerimizle öğrenciler arasında bir ebeveyn-evlat ilişkisi hakimdi. Aramızda sevgiye dayanan bir saygı vardı.
 
İşte böyle bir aile yuvasından dünyalar hanımefendisi bir ablanın birdenbire kaybolması herkesi şok etmişti. Bu üzüntüyle kahvaltımızı yaptık. Bu arada öğrenci başkanı olan bir arkadaş bir sandalyenin üstüne çıkarak bir konuşma yaptı; 'Arkadaşlar Mehlika abla, kendisini elektrik santralinin havuzuna atmak suretiyle intihar etmiştir. Cenazesi sınıf arkadaşlarınca getirilerek morga konmuş, akrabalarının gelmesi beklenmektedir. Hepimizin başı sağolsun' 
 
Bu kara haber kısa sürede tüm okula yayıldı. Haber, hepimizi üzmüştü. Tüm öğrenciler ilk derse girmeyerek olayın varsa perde arkasını öğrenmek için boykota gidiyordu. Bunun üzerine herkesin top sahasında içtima etmesi anonsu edildi. Herkes, top sahasında toplanmış, kimseden çıt çıkmıyordu. Biraz sonra nöbetçi öğretmen kürsüye çıkarak şu açıklamayı yaptı;
 
'Çocuklar, Mehlika kızımızın sınıf arkadaşlarından birisiyle seviştikleri ve gizli gizli konuştukları, bunun da okul idaresince bilindiği halde göz yumulduğu bazı kimseler tarafından şikayet edilmiş. Bunun üzerine bakanlıktan gelen müfettişler tarafından yapılan tahkikat sonucunda Mehlika'ya on gün okuldan uzaklaştırma cezası verilmiştir. Bu ceza, kendisine tebliğ edilerek yarından itibaren okulu terk ederek babasının evine gitmesi istenmişti. Bunu gururuna yediremeyen kızımız, gece yatağından gizlice çıkmış, fırtınalarla boğuşarak yattığı yerden tahminen 3-4 km mesafedeki elektrik santraline gitmiş. Küçük sınıftan iki nöbetçi öğrenciye 'çocuklar, burada en kuvvetli elektrik nerede bana gösterir misiniz' diye sormuş. Durumu o anda anlayamayan çocuklar 'bilmiyoruz, abla' demişler. Uyku sersemi oldukları için tekrar uyumuş, Mehlika ile ilgilenememişler. Bunun üzerine Mehlika, dışarıya çıkmış, santral binasının bitişiğinde bulunan ve 7-8 m derinliğindeki havuzun üstündeki buzu kırmış, kurdelesini buzu kırdığı taşın altına koymuş ve kendisini havuzun buzlu sularına atarak intihar etmiştir. Biraz evvel cenazesi sınıf arkadaşlarınca getirilerek morga kondu. Babasının gelmesi bekleniyor. Hepimizin başı sağolsun. Şimdi herkes sessizce sınıfına girip derslerine devam etsin. Cenaze merasiminde sizleri çağıracağız.'
 
Hepimizin başı aşağıda sessizce sınıflarımıza girdik. Öğlen paydosuna çıktığımızda Mehlika'nın sınıf arkadaşları dışarıdaydılar. Aralarında 3-4 sivil vatandaş vardı. Bunlardan birinin Mehlika'nın babası, diğerlerinin de dayıları olduğunu söylediler. Etraftan öğrenebildiğimiz kadarıyla babası, 'ben böyle bir evladın cenazesine sahip değilim, beni niye çağırdınız' diyormuş. Biraz sonra Kars'tan savcı ve doktor geldi, morga gittiler. Tahminen 1-1.5 saat sonra çıktılar. Okul müdürümüzün isteği üzerine  doktor bize dönerek, 'yaptığımız otopside Mehlika'nın bakire olduğunu ve ölümünün suda boğularak gerçekleştiğini tespit ettik. Hepimizin başı sağolsun.' diyerek konuşmasını bitirdiğinde bu sözler üzerine mendilini iki eliyle gözüne basıp hüngür hüngür ağlayan babası okulumuzun müdürüne dönerek 'çocuğumun cenazesini evime götürmem için bana yardım eder misiniz' deyince müdür, 'elbette yardım edeceğiz. Mehlika, senin kadar bizim de evladımızdır. Yanlış yapmış. Tanrım günahını affetsin. Cenazeniz evinize kadar götürülecektir.
 
Büyük bir cenaze merasimi tertiplendi. Namazdan sonra Mehlika'nın babası yüksek bir kaldırımın üzerine çıkarıldı. Hepimiz sırayla elini öpüp başsağlığı diledik. Mehlika ablamızı göz yaşları arasında son yolculuğuna böyle uğurladık''*
 
Yukarıdaki anlatı, Cılavuz Köy Enstitüsü'nde öğrenci olmuş Kamil Taşkın'a ait. Prof.Dr. Emine Öztürk'ün 'Köy Enstitüleri' adlı kitabını okurken bu bölüm üzerine kalakaldım. Üzerine düşünmeden edemedim. Günlerce aklımdan çıkmadı. 
 
İnsan, nerden başlayacağını bilemiyor; Köy Enstitülerinin yurt genelinde çok yönlü insan yetiştiren, köylerin ve köy çocuklarının bilinçlenmesi üzerine kıymetli faydalar sağlayan gidişatını baltalamak üzere, bir alavere-dalavere ile bakanlıktan gönderilen müfettişin 'uydurma ve çok bilinen bir tezgah ile' atılmış bir iftirayı dikkate almasıyla başlayan ve bir kızkardeşimizin intiharı ile sonuçlanan bu hareketin tüm zamanlarda çok yönlü irdelenmesi gerek! Zira, yaşanmış bitmiş gibi gözüken bu şey geçmişte yitip gitmedi. Pek çok farklı elbiseyle oynanmaya devam ediyor. İşin bir diğer travmatik yanı ise genç bir insanın ölmesi ile geleceğin ölmesidir. Çünkü genç insanlar öldüğünde gelecek ölür!
 
Bu bağlamda kadın-erkek ilişkileri en fazla kullanılan araçlardan biri... Çok aşağılık ve klişe olmasına rağmen yine de yutuluyor. Ahlak üzerine, edep üzerine, aile üzerine, birbirimizle olan ilişkiler üzerine bindirilen pek çok çöp, bu kirli oyunu her defasında aynı rezillikle önümüze koyuyor! Bizimki gibi duygusal marazlarla yönlendirilen toplumlarda dengeler çok fazla hassas. Bir dengeden bahsedilemez bile aslında ama kalıplaşmış, tabu haline getirilmiş antlaşmalar su altından sessizce insanların acı çekmesi, ölmesi, öldürülmesi, kendi yaşamına son vermesi pahasına sürdürülüyor! Bunu sorgulamayan her insan ise sürüye dahildir.
 
Cinsellik tabusu, öyle küflenmiş, öyle paslanmış ki onu yerinden oynatmak, oynatmaya çalışmak işe yaramıyor. Kendi hayatını kendi seçimleriyle sürdürmek isteyip de buna imkan bulamamış genç kızlar bu kokuşmuş tabuların hayatlarını mahvetmesine engel olamıyorlar. Maalesef. Mehlika da bu insanlardan biri idi. Hayata daha yeni başlamış, başlayan ama devam etmesine imkan verilmemiş bir güzel genç kız. 
 
O yaşlarda insanların birbirinden hoşlanması kadar doğal ne olabilir? ? Sırf birinden hoşlandı diye kendisine ait olmayan bir utancı yaşamak zorunda kalan, ölesiye korkan, derdine bir derman bulamayacak denli çaresiz hisseden Mehlika'nın yaşadığı travma, hayatının baharında bir insana yüklenen aşağılık bir yükten başka ne olabilir! Yaşadığı çözümsüzlük, suçlanma, korku gibi ağır duyguları tek başına yüklenemeyen Mehlika'nın ölmeyi düşünecek kadar bu yükün altında kalması ise... Kelimeler yetersiz kalıyor, bunu yaşamak niye? O yaşlarda, o çağda, aşık olmak, hoşlanmak, beğenilmek, beğenmek, kendiliğinden, doğası gereği içgüdüsel olarak girilen bu hal ile hemhal olmak istemenin nesi yanlış? Yanlış, bunun neresinde? Günah, bunun neresinde? Hele anne-babalara ne demeli? Bir zamanlar yerin dibine gömdükleri utançlarının hırsını kendi kanından, canından çocuklarından çıkarmalarına ne demeli? Babasından ölesiye korkan Mehlika'nın onunla durum üzerine, suçlanması üzerine konuşamayacak denli korkması ve kendini öldürmesi gerçekte kimin, kimlerin, hangi zihniyetin suçu? Kim, bunun üzerine düşünüyor? Bekaretinin yerinde olduğunu söyleyene kadar kızının cenazesini bile almak istemeyen bir baba nasıl biri olabilir? Okul müdürünün Mehlika'nın babasına söylediği şey; 'Tanrı, günahını affetsin, yaptığı yanlıştı.' Bu laf ne kadar da boş! Ne günahı bu! Buradaki dram nasıl görünmüyor. Herşey nasıl da iki insanın birbirinden saf, doğal, şairene bir şekilde hoşlanmalarının bir sevişme iftirasıyla kirletilmesine kadar gidebiliyor? Mehliha'nın başına gelen iftira hepimizin başına geldi, geliyor. Cahil, aşağı, yobaz, eğitimsiz, edepsiz, şeytani yanı gelişmiş iftiracıların oynadığı en aşağılık oyun bu.  Bu öyle bir oyun ki hem bilerek hem de bilmeyerek yeniden ve yeniden oynanıyor!  
 
Şaşırmamak elde değil. Bu aşağılık oyunun hala daha saltanatını sürdürüyor olması ne kadar da acaip! İnsanlık için ne büyük bir kayıp bu! Birbirimizin hayatının içine ettiğimiz, birbirimizin tapınağını kirlettiğimiz aşağılık bir kapan, içine düştüğümüz bir aşağılık tuzak!
 
İnsan hayatının ise bir değeri yok! Yazık ki ne yazık!
 
Bu irdelemeyi Mehlika'nın anısında bu aşağılık oyuna temas etmek zorunda bırakılmış tüm kız kardeşlerime ithaf ediyorum.
 
*Köy Enstitüleri, Prof.Dr. Emine Öztürk

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 95
Toplam yorum
: 15
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 467
Kayıt tarihi
: 07.10.13
 
 

İnsanın kendinden bahsetmesi meselesi benim için zor konuların başında gelir. Bu anlamda söyleneb..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster