Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Mart '18

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
78
 

Mehmet Âkif’i Çok Sevenler Hangi Şiirini Sevmez?

Mehmet Âkif’i Çok Sevenler Hangi Şiirini Sevmez?
 

Ben her gün bir yumurta yiyorum
Yalan yumurtası çalan yumurtası iman yumurtası

Günel ALTINTAŞ
(Berfin Bahar Dergisi, Sayı 239)

 

                En baştan söyleyeyim: Uyanık olmazsak, “ak”ı “kara” diye yuttururlar hepimize.

                Bunu iş edinenler, öyle güzel oynarlar ki bu oyunu, yemeyip içmeyip bir kenara koyduğumuz beş - on kuruşu güle oynaya alır giderler de elimizden, neden sonra varırız farkına.

                Ne fayda! Kuş uçup gitmiştir çoktan.
                Örnek vermeye gerek yok. Her gün, benzer haberleri görüp izlemiyor muyuz televizyonda?

                Okuyoruz, görüyoruz, işitiyoruz ama gerekli dersi almıyoruz ne yazık ki: “Yok canım, benim başıma gelmez böylesi. Ben kaçın kur’asıyım, kolay kolay aldatamazlar beni.” deyip geçiyoruz.

                Kendine güvenmek iyidir ama başkalarına güvenmek, hele hele ilk kez karşılaştığınız birinin atıp tuttuğu palavralara inanıvermek “aptallık”, “budalalık” demesek bile en azından “saflık”tır.

                Düşünün ki nice profesör, paşa, işadamı ve nice uyanık geçinen ünlü düştü; bu tuzaklara.

                Bu tür bireysel kandırmalar dışında politik ya da ekonomik çıkarları için toplumsal kandırmalar da görülüyor sıklıkla.

                Zeytinyağını mutfağımızın baş tâcı yapan halkımıza “ne idiğü belirsiz margarini”, pamuklu kumaşlar yerine de naylon ve plastiği satmak isteyenlerin:
                Zeytinyağlı yiyemem aman
                Basma da fistan giyemem aman

türküsünü dinlete dinlete bizi nasıl sömürdüklerini şimdi şimdi anlayabiliyoruz ancak.

                Bu tür sömürü tuzaklarının farkına varıp halkımızı uyarıp uyandırmak isteyenleri, o tuzakları kuranlar hoş görmeyecektir elbet. Mümkünse bir kulp takıp hapse tıkacak, bu mümkün olmazsa, uyduruk haberler yaptırarak halkın gözünden düşürmeye çalışacak, gazetede yazdırmayacak, televizyonlarda konuşturmayacaktır.

                Bugünlerde neler olup bittiğini görüyorsunuz. Ben yakın geçmişten bir örnek vereyim yine:

                Yıl 1992… Malkara Kaymakamı Turan Eren’i telefonla arayan bir tanıdığı; “Özel bir televizyonun bir program yapımcısı ve sunucusu, nedenini ve niçinini bilmiyorum ama sizin de aleyhinize Malkara’da bir program yapacak. Bilginiz olsun.” der.

                Neyi, niçin yaptığının bilincinde olan Kaymakam Eren, yaptığı hizmetleri karalamaya çalışan şer güçlere karşı, o hizmetleri koruma ve kollama görevini de ihmal etmez. Bu amaçla sık sık köylere gider; muhtarlar ve köylülerle konuşur. Bunun sonucu, Kaymakamdan habersiz köylere giden TV çekim ekiplerine köylü izin vermez.

                Bir gün Kaymakamlığa gelen bir çekim ekibinin başkanı, “Malkara’daki süt konusunda bir program yapmak” istediğini söyler.

                Kaymakam, yaptığı işten emin; “Hay hay! Buyurun, sorun; cevaplandırayım.”  der.

                Onlar sorar, Kaymakam anlatır: Göreve başladığında durum nedir? Köylü sütünü kaça satabiliyor, parasını aylar sonra nasıl alabiliyordu?  Kısa zamanda alınan önlemler sonucu, bugün kaça satıyor? Dün yaklaşık 40 ton iken süt üretimi, bugün nasıl 200 tona çıktı?

                Kaymakam anlattıkça, üç kişilik çekim ekibinin başlangıçta sert olan yüz çizgileri yumuşamaya başlar. Sonlara doğru, donuk tavırlar olumlu bakışlara dönüşür. “Fakat yaptıklarınızdan memnun olmayanlar da var; ona ne diyorsunuz?” sorusunu da, köylünün sırtından haksız çıkar sağlayanların bu tür çalışmalardan memnun olmalarının zaten beklenemeyeceğini de açıkladıktan sonra çekime son verilir.

                Kültür Sarayı ve Yem Fabrikası da gezildikten sonra, çekim ekibinin yöneticisi şöyle der:

                “Kaymakam Bey, iyi ki sizinle görüştük. İyi ki, yaptıklarınızı gezip gördük. Açık söyleyeyim: Bence büyük bir hata yapılıyor. Gerçekte bembeyaz olan bir şeyi, kapkara göstermemiz emredildi bize. Biz de vatanımızı, milletimizi seviyoruz. Ne olur, falanca beyle görüşün; gerçekleri O’na da anlatın; yapılanları O’na da gösterin. Size de yazık olmasın, bize de… Ekmeğimizi bu işten kazanıyoruz. Biz de çoluk çocuk geçindiriyoruz. Biz, verilen emri yapmak zorundayız.”

                Evet, verilen emri yapmak mecburiyetinde olan insanları, elde edilecek haksız bir kazanç için nelere âlet ettiğimizi görüyorsunuz, değil mi?

                Gerçeği bilmeden bir kötülüğe âlet olanları değil, onları bu kötülüğü yapmaya mecbur bırakanları bulup gereken cezalarını vermediğimiz, veremediğimiz sürece, hiçbir kötülüğü önleyemeyiz.

                “Nokta kadar çıkar için, virgül kadar eğilemem.” diyen “dürüst” ve “sağlam” sandığımız birçok insanın,  basit çıkarlar için yerlere varıncaya kadar nasıl eğildiklerini görmüyor muyuz?

                Dün “ak” dediklerine bugün “kapkara”, dün “kara” dediklerine bugün “Tertemiz, bembeyaz, apak” diyebilen bu omurgasızların, elbette savunulacak hiçbir yanları yok.

                “Dün dündür; bugün bugündür.” demekten başka cevabı olmayan bu insanlar için siz ne düşünürsünüz, bilemem.

                Yarın? Evet, yarın?

                Bugün, yüksek perdeden “gücü” ve “güçlüyü” savunanların, yarın, başka bir güç ve güçlü karşısında, “Yanılmışım, aldanmışım. Yanıltmışlar, aldatmışlar beni.” demeyeceklerini kim garanti edebilir?

                Her devrin adamı olmayı meslek edinmiş, dini ve imanı güç ve güçlüye tapmak olan bu yaratıklara, o güç sizde olduğu sürece, anladığı dilden konuşarak her şeyi yaptırabilir, istediğiniz her şeyi söyletip yazdırabilirsiniz.

                Sözgelişi dünün FETÖ’ye toz kondurmayan muktedirleri, bugün FETÖ için her gün televizyonda neler neler söylüyor, gazetelerde neler neler yazıyor, görmüyor musunuz?

                Bunlar çok yetenekli insanlar valla!

                Dün de önemli köşe başlarını tutmuş, sözü sohbeti dinlenen “muteber”, “muhterem”, saygın insanlardı; bugün de öyle.

                Güya, Mehmet Âkif’i çok sever bunlar ama aynı şairin:
                “Zulmü alkışlayamam, zâlimi aslâ sevemem;
                Gelenin keyfi için, geçmişe kalkıp sövemem”
                                             
  Ve dahi:
                “Yumuşak başlı isem, kim demiş uysal koyunum
                Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boynum.”

dizelerini hiç mi hiç sevmezler. Neden acaba?

                Benimki de laf mı yani! Hürriyet var; bu memlekette, hürriyet!.. (*)

                İsteyen, istediği şairin istediği şiirini sever, istemediğini sevmez. Kim, ne karışabilir?

Hüseyin Erkan                   

huseyinerkan@dilemyayinevi.com.tr

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------              

(*) Gerçekçi olalım; hürriyet olmasaydı bu memlekette, Hürriyet adlı bir gazete olabilir miydi?

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 263
Toplam yorum
: 50
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 263
Kayıt tarihi
: 21.02.11
 
 

1942'de Antalya'ya bağlı Akseki ilçesinin Gödene (Menteşbey) adlı kuş uçmaz kervan geçmez bir köy..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster