Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Ocak '08

 
Kategori
Haber
Okunma Sayısı
441
 

Mehmet Ağar'ı nasıl bilirsiniz?

Mehmet Ağar'ı nasıl bilirsiniz?
 

Doğru Yol Partisi eski genel başkanı Mehmet Ağar, partisinin seçimlerde aldığı ağır yenilgiden sonra, önce istifa eder gibi yapmış, sonra bir türlü bunu resmiyete geçirmeyerek, kararını beklemeye almıştı.

Zaman içindeki gelişmelere göre kendine bir strateji çizmeyi düşünmüştü herhalde. Konjonktür öyle gelişti ki, bir çıkış yolu bulamayınca, kongrede adaylığını koymadı ve şimdilik fiilen siyaseti bırakmış oldu.

Sayın Mehmet Ağar’ı yakından tanıyan biri değilim. Herkes gibi ben de bir zamanlar onun Emniyet Genel Müdürlüğü yaptığını, sonradan siyasete girdiğini, İçişleri Bakanlığı görevinde bulunduğunu, bir ara partisinden istifa edip ayrıldığını, bağımsız milletvekili seçildiğini, daha sonra da eski partisine geri dönüp genel başkanlığa getirildiğini biliyorum.

Bu arada adının Susurluk’la birlikte anıldığından da haberim var.

Doğrusu, "farklı bir siyasi görüşü olan lider" olarak bende bir izlenim bıraktığını söyleyemem.

Herhangi bir partinin kongresinde genel başkanlığa seçilmekle, bir siyasi misyonu üstlenerek yeni bir parti kurmak veya mevcut bir partiye yeni bir heyecan getirmek farklı şeylerdir.

Nitekim sayın Ağar, Doğru Yol Partisi’ni, bu manada elinden tutup kaldıramamış bir lider olarak tarihe geçmiştir.

Farkındaysanız ısrarla ondan Demokrat Parti’nin genel başkanı olarak bahsetmek istemiyorum. Çünkü bir parti sadece adı değiştirilerek bir vizyonu üstlenemez. Ben şimdi mahkeme kararıyla adımı Recep Tayyip Erdoğan olarak değiştirsem, başbakan olabilir miyim?

Cumhurbaşkanı seçiminin bütün yönleriyle tartışıldığı bir dönemde, hatırlarsanız Genelkurmay başkanlığı gece yarısı bir e-muhtıra yayınlamıştı.

Demokrasiyle pek bağdaşmayan bu durumun lehinde ve aleyhinde o günlerde çok şeyler söylendi. Normal şartlarda Mehmet Ağar ve Erkan Mumcu’nun da buna karşı bir tavır içinde olması beklenirdi.

Ancak tam tersine TBMM seçim oturumu için toplandığında, sayın Ağar meclise girmeyerek çoğunluğun sağlanmasını engellemiş, hatta meclise giren bir vekilini de partisinden ihraç etmişti.

Aslında DYP toplam 4 milletvekili olan bir partiydi. Sayın Ağar, mecliste çoğunluğun sağlanmasını, Anavatan Partisi’nin de meclise girmesini engelleyerek önlemişti.

Meclisin aslî görevi oturumlara katılıp lehte ve aleyhte görüş ortaya koymak, aynı şekilde yapılan oylamalarda olumlu veya olumsuz oy kullanmak olduğu halde, antidemokratik bir tavır olarak algılanan meclise katılmama eylemi, o zamanlar bazı çevrelerce, Ak Parti aleyhine cereyan ettiği için olumlu karşılanmış, alkışlanmış ve hatta demokratik bir direniş olarak gösterilip takdir bile edilmişti.

İşin tuhafı o günlerde DYP ile ANAP arasında bir birleşme gündemdeydi ve Demokrat Parti adı altında yeni bir oluşum söz konusuydu.

Tam bu aşamada her iki parti teşkilatından da, milletvekillerinin meclise girmesi, oturumlara katılması yönünde baskılar vardı. Ancak sayın Ağar bunlara rağmen, e-muhtıra doğrultusunda hareket ederek sivil demokrasiye değil, askere destek çıktı.

Neden böyle yaptı?

Diyebilirsiniz ki, bunun doğru olduğuna inanıyordu. Hayır…

Eğer gerçekten samimi olarak, bu yaptığının daha doğru olduğunu düşünseydi, aradan bu kadar zaman geçtikten sonra bugün “27 Nisan gecesi ortaya konan e-muhtıra, siyasetin zeminini, Türkiye'nin siyasi haritasını alt üst etmiştir, siyasetin anlamını bozmuştur” demezdi, diyemezdi.

Bugün bunu söyleyebildiğine göre, o günkü hareket tarzı inanarak yapılmış bir davranış değildi. Neydi peki? “Hazır Ak Parti’ye karşı böyle bir tavır alınmışken, büyük bir ihtimalle DP olarak ben aradan sıyrılabilirim” ümidi ve beklentisiydi.

Çünkü herkes gibi, o da bu muhtıranın Ak Parti hedef alınarak verildiğini biliyor, askerin gücü karşısında Ak parti’nin ayakta kalamayacağını sanıyordu.

Evet, Ağar’ın o günkü tavrını farzımuhal samimi, gerçekçi olarak kabul etsek bile, onun, geleceği göremeyen, olayları yanlış okuyan ve yanlış yorumlayan, bu arada en önemlisi “yeter, söz milletindir” diyen Demokrat Parti misyonuna sahip çıkmaya çalışırken, millet iradesini hesaba katmayan, bu önemli gerçeği göz ardı eden zayıf kişiliğiyle karşı karşıya kalıyoruz.

Hani cenaze merasiminde hoca sorar: Ey ahali, merhumu nasıl bilirsiniz? Demek ki bazıları için bu soru musalla taşına yatmaya gerek kalmadan da sorulabiliyor.

Ben kendisini, e-muhtıra gerçeğini dokuz ay sonra anlayabilen, ya da anladıklarını dokuz ay sonra dillendirebilen başarısız bir politikacı olarak biliyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sn.Yılmaz; Düşüncelerinize katılmamak mümkün değil.Sn.Mehmet Ağar Susurluk kazasına gelene kadar başarılı bir idareci portresi çizmiş medyatik kişilerin üstündeki etkisiyle kamuoyunda da ilgi çekmiştir.Susurluk kazası belkide onun asıl yapmak istedikleri için milat olmuş,zaten yıllardır içinde bulunduğu siyasete Başbakan olmak rüyası ile Parti Lideri olarak dönüş yapmıştır.Demokrat Partinin geçmiş ve bugündeki imajını zedelemiş siyasi kariyerine bence son noktayı koymuştur. Saygılarımla.

Bekir Fatih DEMİRAĞ 
 07.01.2008 13:44
Cevap :
Evet, kendi siyasi hayatına kendisi noktayı koymuştur ama, ülke yönetimine talip olanların kararları sadece kendilerini etkilemiyor. Özellikle de bu kararlar yanlışsa, bunun cezasını millet çekiyor. Geri dönüşü olmayan asıl kör nokta bu. Katkılarınız için teşekkür ederim.  07.01.2008 18:08
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 859
Toplam yorum
: 1414
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 947
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, ekonomik..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster