Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Ekim '07

 
Kategori
Doğal Hayat / Çevre
Okunma Sayısı
669
 

Mehtabın altındaki beyaz göl.

Mehtabın altındaki beyaz göl.
 

Karanlıklar derinliktir, bazan bunaltı verse de düşün ve his dünyamız genişler. İşte öyle bir şey oldu ! Ankara'dan Aksaray'a doğru, gece yarısı seyahat ederken ayın altındaki Dünya'yı başka bir gribeyaz gördüm. Bu yoldan geçen herkes görüyor, ancak ben kendi açımdan farkına vardıklarımı veya görüp geçemeyeceklerimi buraya aktarayım diye düşündüm.

Şereflikoçhisar'a yüz kilometre civarında mesafe var. İç anadolunun kuzeyinden güneyine yolculuk. Yaşlanmış aşınmış birbiri ardısıra ay ışığında silüetleşen yayvan tepelerin arasından uzayan yolda, bitmeyecek yolculuk gibi gittikçe görünen gece manzarası;

Ay yarım, donmuş renk ve ben gitsemde sanki o, hep aynı yerde beni izliyor. Gölbaşı'ndan itibaren birçok teperler, önünden geçse de O hep beni takip mi ediyor, yoksa ben mi ona doğru gidiyorum anlayamadım diye düşüne durayım; gittiğim zemin ileride donmuş kutup denizi gibi seriliveriyordu. Benim gözüm yolda değil yerle bütünleşen mehtap'taydı.

Yaklaştıkça mehtabın bu güz gecesinde ki serinlik hissettiren beyaz ışığın da adeta yerden beyaz ayna yansıması ile dumansı bir beyazlık, karanık göğe doğru yükseliyordu. Bu karanlığın ortasındaki loş beyaz aydınlık ortada mehtaba doğru kucak açıp yükselirken, sınırlanamayan yer bayazlığı, Tuzgölü'nün konumunu hayallere taşıyordu.

İleri ufukta karanlıkta kayboluyor, beyazın yansıması beni kendi merkezine odaklıyordu. Ben gümişi renkten grileşen çevreye ve siyahta kaybolan tuval çevresine doğru fırçayı, paletten ne zaman götürüp getiriyorum farkında değilim artık. Bakın şimdi çevre ve özellikle köşeler mavi siyaha yakın derinlikte boyuyorum. Buralar karanlık dağ gecesine gömülüyor. Bazan da deniz mavisi gibi arada lacivertleşiyor. Ama fazla rus siyahına geçmiyorum. Kendimi o kadar da üşümüş hissetmedim. Ay gökte olduğundan ısınma hissi de henüz yok. O ufka doğru yatıp turunculaşmaya yüz tutana kadar ben "Han duvarları" mısralarının yankılandığı kente doğru yaklaşırım, Aksaray bile geride kalır.

Şu anda ben aydınlanan gölün mehtapdaki dinlenmesi içinde, onu sanki tuval'e fırça vuruşlarımla kendim yapıyorum. Henüz tuvalin üst tarafında aydan başka beyaz yok, o sırtını batıya çevirmiş içine bükülmüş karanlık ana rahminde yatan doğacak bebek gibi nur saçıp duruyor. Dolunay olmaya da vakti yok gibi ben de bekleyemem O da.

Saçtığı nurları toplayım diye çabalıyorum. Gece beyazı ile ay ve gümüşi yer arasında sis vari fırçaları yüzeysel sallar gibi atıyorum. Gölün beyazlığı ay ışığının tam yansıma odağında yükseliyor. Bu beyaz yükselti yansıma ışığın coşkusu. Ama çevreye durgun bir aydınlanma veriyor.

Dalgalanma yok çevreye doğru karanlıklaşan düz beyazdan (gece bayazı) gümüşi, çinko, körfez grisi herşey renk dengesi içinde kaybolurken,

Uzaklarda bazan göz kırpan ışık noktaları ay gölünün içiden yansımıyor. Dalgalara takılıp bana doğru gelmiyor. Yıldızlar gibi kendi yerinde ya sabitleniyor ya da kayboluyor. Zaten bu tuvalde dalgalar kayboldu. Bu manzarada kıyı da sahil de tablonun karanlık kenarlarına doğru aydınlığı sınırsızlaştırmak için fırça izlerinin altında kalıyor.

Bu görünüm ben gitsemde beni takip ediyor, hadi resme devam der gibi. Siz ay ışığına serilmiş tuz gölünü gördünüz mü ? Burası kutup denizlerinden çok sakin, o kadar da soğuk değil. Soğuk manzarayı yazın sıcağında da izleyebilirsiniz.

Bu tuvalin ortaya odaklanan aydınlığını üst taraflara doğru biraz yaygınlaştırayım. Mehtabın çevresine biraz sirüs serpintisi yapayım. Biraz arkalarına kümülüsler daha gerilere stratüsler yerleşsin. Şimdi önünü kapatmadığım ay nurlarını aydınlık göle gönderirken bu bayaz bulutların da karanlıkta kaybolmalarını istemeyecektir. Ben özet gibi kısa kısa anlatmaya çalışsam da umarım siz de bana katılıp eksikleri tamamlıyorsunuz. Bu yol bitmeden bu tuval tamamlanmalı.

Aslında bir ara Şereflikoçhisar ışık kirliliği ile karanlıktaki aydınlanmaya gömülmüş olan hayallerimi, biraz dağıtmış oldu. Ama ilerleyen yolda yine beraber olduğum bu durgun Tuzgölü, tablo'nun davamına yardımcı oldu. Yine de hareket halinde, yalnızlaşıp karanlık ortasında ki aydınlıkta kaybolmak pek kolay değil ama ağer sizi cazibesine kaptırmış sa biraz zor kurtulursunuz.

İyi ki çekip almadı beni, bir kenarda kendini seyrettirmedi, demek ki hayallerimize öyle fazlada kapılmıyoruz.

Ne de olsa yolcu yolunda gerek hele gecenin bu saatında,

Özller'de (Aksaray) mola vererek bütün resim malzemelerimi hayallerimle birlikte ay aydınlığındaki tuzların içine attım, ya salamura olur ya da fosilleşir bir daha ki seferimde yine kullanırım.

Nariçi. 18/10/07.



Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Tuvalini yaptın mı? Resim eğer o resimse çok güzel yakalamışsın.

serifsoner 
 26.12.2007 8:51
Cevap :
Sanal sözlü resimdi. yapmadım. teşekkür ederim.  26.12.2007 11:37
 

Der ki bilge kişiler 'yemek yerken sadece ağzınızdaki tadın ne kadar güzel olduğunu düşünün,konuşmayın hissedin'.Galiba sizin açlığınız manzarayla giderilmiş bir bilgenin dinginliğinde.Elinize sağlık.

tubeor 
 19.10.2007 22:34
Cevap :
Ben kendime not veremiyorum, değerlendirmenize de saygı duyuyorum. İlginize teşekkür ediyorum. Yeni yorumlarınızda tamamlayıcı pargraflarınızı beklerim, Bilgeler birazda filozoflukla birlikte matematikçidirler. sağlık la kalın sevgiler-selam.  19.10.2007 23:05
 

özledik güzel yazılarını tekrar hoş geldin

kartal0634 
 19.10.2007 18:16
Cevap :
Teşekkür ederim, bayramda biraz ara oldu ama hep buradayım. İlginiz için ayrıca teşekkür ederim. Selamlar.  19.10.2007 18:29
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 376
Toplam yorum
: 933
Toplam mesaj
: 229
Ort. okunma sayısı
: 1807
Kayıt tarihi
: 06.07.07
 
 

Hayat herkes için aslında yalnızlıktır. hiç kimsenin doğal garantisi yoktur. (Günlük atüel haberl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster