Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Aralık '19

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
66
 

MEKSİKA / CAMPECHE

                     CAMPECHE GEZİ NOTLARI

 

13 NİSAN 2019      (  LAGUNA BACALAR – CHETUMAL – CAMPECHE  )

Gün doğarken bir böcek gibi sessiz izliyorum gölün sularını. Hava dünden de kapalı, gökyüzünü koyu bulutlar kaplamış. Bugün de kalsam Bacalar’da yine güzel fotoğraflar alamayacakmışım anlaşılan.

Bugün önce Chetumal’a buradan aktarma yaparak Campeche’ye gideceğim. Vaktim daralıyor, Chetumal’ı ıskalamak zorunda kalıyorum zira Campeche daha görülesi bir kent, üstelik buradan Edzna isimli Maya antik kenti daha yakın. Bacalar ile Chetumal arası sadece 38 kilometre ve çok sık collectivolar çalışıyor ve yirmi dakika sürüyor. Ne var ki, collectivo ( dolmuş minibüs )lar Campeche’ye gidecek ADO otobüslerinin hareket edeceği terminale 2 kilometre uzakta bırakıyorlar. 12.00’de kalkacak Campeche otobüsüne rezerve aldığım için kaçırırım endişesi ile aynı terminale gidecek ADO’nun Bacalar Chetumal otobüsünü beklemekte ısrar ediyorum. Chetumal’dan Campeche’ye günde bir otobüs var, bu nedenle bu otobüsü yakalamam lâzım.

Uzun bekleyişim bitiyor, Chetumal otobüsü geliyor, ADO’nun temiz giyimli şoförü rezerve çıktısındaki QR kodunu okutarak içeri alıyor beni. 10.25’de hareket ediyoruz.

Yağmur yağdı yağacak, sinir bozucu bir rüzgâr esiyor. Cenote Azul da vakit bulup göremediğim listemdeki yerlerden biri, ama en çok, rüzgârsız ve güneşli bir havada Laguna Bacalar’da olamadığıma yanıyorum. 11.00’de Chetumal’a giriyor otobüs ve bu kent oldukça büyükmüş.

İniyor ve Campeche’ye kalkacak otobüsü beklemek üzere salona geçiyorum. General üniforması ve şapkası ile kapıda bekleyen görevli önüme geçiyor, bilet soruyor Campeche diyorum, ısrarla bilet görmek istiyor, rezervasyon çıktısını gösterinde kenara çekiliyor. Sonradan anlıyorum ki, ADO Primera salonlarına sadece 1. Sınıf yolcu bileti olanları alıyorlar.

Bir ara sıkılıyor peronlara çıkıp dolaşayım diyorum, yine kapıdaki beyaz üniformalı adam yanımda bitiyor ve otobüs perona girmeden çıkamayacağımı işaret ediyor. Bir otobüsün önünde Campeche ışıkları yanıyor, kalkıyor çıktıyı tekrar göstererek ve şoföre QR kodunu okutarak otobüse binebiliyorum. 280 kilometrelik bir yola hazırım artık.

 

Sırası ile Xpuji ve Xpuhil Maya antik kentlerinden geçiyoruz. Çok geçmeden Calakmul Biyosfer Rezervi başlıyor. Campeche eyaletinin Calakmul Belediyesi sınırları içinde içinde kalan ve Guetamala sınırına kadar uzanan 7230 km2’lik bu muhteşem alanda tam anlamıyla yabanıl hayat hüküm sürüyor ve Meksika ormanlarının %12’sini kaplıyor.

Bu sık cangılın içinde bir başka hazine yatıyor; Calakmul Piramidi, ne yazık ki, yaptığım program ve Amerika’ya dönüş günü pek çok yeri gezmeme mani oldu. 140 m. uzunluğunda 45 m. yüksekliğinde olan bu piramit de Maya uygarlığının günümüze dayanabilmiş eşsiz örneklerinden birisi. 2. Yüzyıl ile 7. Yüzyıl arasında altın çağını yaşayan Calakmul’un belki de en büyük şansı orman içinde gizlenmiş olduğundan insanî zararlardan da korunmuş olmaları.

Campeche’ye 50 km. kaldı, saat 17.30 yani beş buçuk saattir yoldayım. Champoton’a girmeden sola Meksika Körfezi istikametine yöneliyor otobüs. Bundan sonra yolumuz Campeche’ye kadar hep deniz kıyısında geçecek.

Champoton’un Malecon denen sahil boyunca ilerlerken sahilde yürüyen insanları, küçük balıkçı teknelerini, restoranları izliyorum keyifle. Çok geçmeden Baco Del Rio üzerindeki çok uzun bir köprüden geçiyoruz. 30 km. kala otobana giriyoruz, bu arada ısı giderek düşüyor, dokunduğum camlardan anlıyorum. Sonunda 18.20’de ADO’nun Campeche Terminaline giriyoruz. Yucatan gezimin en uzun yolculuğu böylece bitmiş oluyor.

Hava serinliyor diyerek beyhude sevinmişim. İner inmez sıcak bir fanusun içinde hissediyorum kendimi. Sırt çantalarımdan biri sırtımda diğeri göğsümde, elimde Google maps ekranı başlıyorum kalacağım otele doğru yürümeye. İlk görüşte Campeche’nin modern ve düzenli bir kent olduğunu hissediyorum. Meksika’nın otantik mimarisini Centro Historica’da göreceğim anlaşılan.

2.5 kilometrelik yolu, giderek ağırlaşan çantalarımla yarım saatte yürüyerek kalacağım Hotel Catedral Campeche’nin önünde geliyorum kanter içinde. İçeri giriyorum, resepsiyondaki kıza booking.com’dan aldığım rezervasyonun çıktısını uzatıyorum. Kız on dakika boş gözlerle kağıda bakıyor, İngilizce bilmediğini anlayınca zorlanacağımı anlıyorum. Bugün günlerden Pazar, yanımda yeterli miktarda Meksika Pesosu yok. Umudum olmasa da, derdimi anlatmaya çalışıyorum. “ Şu anda param yok, her yer kapalı, yarın Peso alır ödememi yaparım diyorum. Si dedikçe derdimi anlattığımı düşünürken, ödeme istemeye başlıyor. Sonunda sinirleniyorum, 3 gece rezervasyon yapıp ön ödemede bulunduğum bir otelde resepsiyonist İngilizce bilmiyor ve her tesiste gördüğüm toleransı göstermiyor. Sonunda bilgisayardan İspanyolcadan İngilizceye çevirdiği metni yazdığı ekranı bana çevirip gösteriyor. Otele varışta ödeme alınır yazıyor. Yüz ifademi anlamış olmalı, sonunda tamam yarın verirsin diyor.2ye doğru yürüyorum.

Sonunda gösterilen odama giriyorum. Çantalarımı bırakıyor, duş alıp bir şeyler yemek üzere aşağı iniyorum. Resepsiyondaki kızın yanında bir genç var. İngilizce bildiğini anlayınca bugün para bozdurabilir miyim diye soruyorum. Her yer kapalı istersen ben bozabilirim ama kuru bilmiyorum cevabını alıyorum. Merida’da 17.90’dan bozdurduğumu söylüyorum. Hesap makinesini hesaplıyor, konaklama ücretini düşüyor ve 808$ vereceğim, on-onbeş dakika bekler misin diyerek dışarı çıkıyor. Az sonra ter içinde geliyor ve 808 MXN’i uzatıyor. Meğer kaldığım otelin patronu imiş.

Artık rahatım, cebimde param var, Mercado Campeche’ye doğru yürüyorum. Hava karardı, kırmızı yeşil plastik masa ve sandalyelerde oturan yerelleri görünce ben de sokak lokantalarından birine oturuyorum. Sipariş ettiğim Taco’lar ile günboyu yolculuğun ve açlığın ödülünü alıyorum. Ne var ki, acı soslar yüzünden yüz felci geçirir gibi oluyorum.

Bir manavdan yarım kilo mango alarak( 10 MXN ) odama dönüyor ve uzandığım yerden Campeche hakkında bilgi derlemeye başlıyorum.

Pazar gününün ıssızlığını yaşıyor Mercado Principal. Sebze, meyve, balık ve deniz ürünleri tezgâhları şaşılacak kadar bol ve çeşitli.

         Dün akşam araçların aktığı caddeler bugün boş. Bu avantajı kullanabilmek için Centro Historica’daki Calle 61 ( cadde 61 ) ve civarını fotoğraf istiyorum. Bu cadde, Campeche’nin en göz alıcı geleneksel Meksika evlerinin bulunduğu cadde. Muhtemelen, bu hale getirilmesi için ev sahipleri fonlanarak teşvik edilmiş. Bazılarının boya ve sıvaları dökülmeye başlamış.

Oldukça rağbet gören bir barın sokaktaki şemsiyesinin serinliğine sığınıyor mango suyu ve nefis bir sandviç sipariş ediyorum(110 MXN ).

 

Sonra Malecon’a çıkıyorum, tüm İspanyol kültürü almış ülkelerde denizin yanında uzanan bulvara Malecon deniyor, Küba’da da kentlerin en güzel yerleri Malecon boyunca yayılmış binalar ve burada yapılan yürüyüşlerdi.

Denizden sert bir rüzgâr esiyor, palmiyeler köklerinden kırılacak gibi çatırdıyorlar. İki kilometre kadar Malecon’da yürüdükten sonra Calle 61’den Centro Historica’ya giriyorum ve en az Calle 61 kadar, rengârenk evleri barındıran Calle 51 ve Calle 14 sokaklarını arşınlayıp fotoğraf çekiyorum.

Yolum bir kapalı spor salonunun önüne düşüyor. Anlaşılan heyecanlı bir basketbol kupa maçı var, 12-13 yaşındaki gençler oradan oraya koşuşturuyorlar. Ebeveynler de çocuklarının yerlere attığı giysi ve eşyaları toplamakla uğraşıyorlar. Dünya her yerde aynı, davranışlar birbirine ne kadar benziyor.

Park Principal tam bir Pazar günü çılgınlığı yaşıyor. Çocuklar için oyuncaklar saçılmış ortalığa, yüksek volümlü bir müzik her yeri inletiyor.

Parkın ortasındaki sempatik bina, etrafında dolaşan Turist Treni’nin bilet gişesi olmuş, ayıp olmuş açıkçası. Calle 55’deki otelimin odasında klimanın serinliğinde kestiriyorum biraz. Geçen hafta, Merida kentindeydim, burada da Gran Plaza’da Pazar günler, halk dans ediyor, eğleniyor, orkestra eşlik ediyordu. Campeche’de de Park Principal akşamüzeri başlayacak gösteri ve oyunlar için hazırlanıyor. Saat 18.00’de Park Principal’deyim, oturacak yer yok. Kentin geleneksel âdetlerinin hatırlatıldığı gösterilerle başlıyor gece. Sırasıyla, macuncu, sakızcı, şekerci gibi meslek erbâbı geçmişi hatırlatıyor Campeche halkına. Kent hafızasını ayakta tutmaya çalışmak ne güzel. Alkışlar arasında bitiyor şenlik ve tertip heyeti en iyi dans edenlere hediyeler veriyor.

Centro Historica Kültür Sekreterliği adında bir kurum organize ediyor anlaşılan, ışıklandırma, oyun düzeni ve çeşitliliği ile kenti bütünleştirici bir aktivite. Biz ülkemizde bu tür paylaşımları unutalı çok yıllar oldu.

Mercado Municipaql önündeki açık alanda tacocular tezgâhlarını kurmuşlar yine. Yine beş taco ve bir fanta alıyorum. Bu kez farklı yere oturmama rağmen aynı fiyatı ödüyorum ( 75 MXN ).

Karanlıkta da başka güzel Campeche, Katedral aydınlatılmış, Gösteriler bitmiş, halk yavaş yavaş dağılıyor. Bu kez, parkın yanındaki mimarisini çok beğendiğim Campeche Kütüphanesi’nin fasadında sinevizyon gösterisi yapılıyor.

Eğlenceden çıkan halk hemen karşıdaki Nuestra Senyora Katedrali’ne akın ediyor. Gece yarısına doğru odama dönüyor, duş alıp yatağa uzanıyor notlarımı yazıyorum.

Calakmul, Edzna, Xpujil,Tikal ve Dzibilnocac gibi kadîm Maya yerleşimlerini içine alan bir eyalet aslında, merkezi de Santiago de Campeche kenti ama kısaca Campeche olarak anılıyor. Maya kültürünün çözülmeye, ilk İspanyol akınlarının başladığı yıllarda 1540’da kurulmuş. 220000 nüfuslu, İspanyol kolonyalizminin bütün renklerini ve desenlerini taşıyan, surlar içinde bir kent. Gün boyunca Campeche insanlarının güler yüzü ve neşeleri ile karşılaştım, üstelik bir kişi bile dönerek bakmadı, güvenli bir kent.

 

Kaldığım otel hiç de bakımsız değildi, ne var ki tam yatmak üzereyken saçlarımın arasında bir şeylerin dolaştığını hissettim, saçlarımı karıştırınca çarşafa bir böcek düştü. Yastığı kaldırdım, altında dört tane daha var, ezerek öldürüyorum. Google çeviriyi açarak, odamda tahtakurusu olduğunu ve derhal odamı değiştirmek istediğimi yazıp, İspanyolca’ya çeviriyor ve resepsiyonda yine muhtemelen İngilizce bilmeyen görevlinin yanına iniyorum. Notumu okuyunca toparlanıyor ve zemin katta daha da bakımlı bir oda veriyor. Gece yarısı, her tarafa yayılmış giysilerimi ve diğer eşyalarımı toparlayıp gerekli kontrolları yaptıktan sonra yeni odama yerleşiyorum. Pırıl pırıl bir otelde, böyle bir durumla karşılaşacağımı tahmin edemezdim. Gerçi, onbeş sene önce de Hindistan’da Goa’nın Panjim kentinde başıma gelmişti, yatağın altında arı oğulu gibi böcek kolonisi ile karşılaşmıştım.

Aslında, bunlar gezginin başına gelmeli bazen, zira, yoksunluğun zorluğun farkındalığını yaşamanın insan üzerinde oldukça yapıcı etkilerini olduğunu yaşadığım olaylardan biliyorum.               

 

15 NİSAN 2019  (  CAMPECHE  )

Sabah kahvaltısı için Mercado’ya gitmeden Campeche’nin gökkuşağını andıran sokaklarında dolaşıyorum. Sonra, yerel halkın arasında 2 burrito ( Dürüme benzer, tortillanın katlanarak içine fasulye püresi, et, tavuk veya peynir gibi malzemelerin istiflendiği pratik Meksika yemeği ) ve limonata ile kahvaltı işimi hallediyorum ( 40 MXN ).

Havada yağmur kokusu vardı sokağa çıktığımda, neden sonra bulutların dağıldığını görüp seviniyorum. Zira; Meksika’da gezimin sonuna geliyorum, bugün de kentin pek çok yerini gezmek için planlarım var. İlk durağımda hüsran yaşıyorum. Campeche’nin en görülesi yerlerinden Museo de la Arquitecturo Maya bugün kapalı. Oysa, dün açık ve kapalı yerleri tek tek not etmiştim, atlamışım demek ki, üzülüyorum.

Park Principal’ın yanındaki Biblioteca Campeche binasına giriyorum. Alt kat kütüphane diğer bölümlerde İspanyol işgalcilerin geldiği gemilerin maketleri, giysileri ve eşyalarının sergileniyor. Ne hikmetse, işgalcilerini çok seviyor garip uluslar, Uzak Doğu’da da bunu görmüştüm. Meksikalılar kendilerini yağmalayan İspanyollarla gurur duyuyorlar sanki.

Baluarte Santa Rosa’ya giriyor ve Malecon’a hâkim terasa çöıkıyorum. Ser bir rüzgâr esiyor. Campeche’nin etrafı surlarla çevrili. Korsan saldırılarına karşı savunma mevzii olarak da sekiz burç yapılmış. Baluarte Santa Rosa bunlardan birisi. Bir zamanlar bodrum katı hapishane olarak kullanılıyormuş. Campeche, korsanlardan çok çekmiş olmalı ki, korsanları tanıtıcı yazılar ve zincire vurulmuş korsan betimlemeleri var burada.

Eski Campeche ( Centro Historico )yu çeviren surlar boyunca yürüyorum, iki burç geçtikten sonra Baluarte Tierra ( Puerta de la Tierra ) surlarının devamında kalenin girişine geliyorum. Giriş kapısında bir gişe olduğunu son anda fark ediyorum. 15 MXN ödedikten sonra g,şedeki kız dışarı çıkıyor ve surlara çıkan ahşap bir kapının kilidini açıyor, içeri giriyorum, kapıda dönen anahtarın sesini duyuyorum. Surlarsa kilitli kaldım. Sesleniyorum, nasıl çıkacağım diye, yukarıda burcun yanındaki çanı çalarsın diyor.

Merdivenlerden çıkıyorum, 17. Yüzyılda yapılmış surlar ve burçlar çok sağlam. Daracık surlar boyunca yürüyor, aşağıda Mercado’ya doğru akıp giden akıp giden trafiği izliyorum bir müddet. Okuduklarım doğru ise, Campeche’yi kuşatan bu Baluarte’lerin her birinin çanlarının sesi farklıymış. Neden sonra, çanın yanına geliyor, kuvvetle asılıyorum muhtemelen yandaki ev ve otellerin tümünden duyuluyor, merdivenlerden inip ahşap kapının yanına gelirken kadının anahtarı çevirdiğini duyuyorum.

Tam karşıdaki Haciento Puerto’nun serin girişinde biraz oturuyorum, peş peşe Baluarteleri güneşin altında dolaşmak oldukça yordu bugün. Baluarte turumu, dünden beri önünden geçtiğim Baluarte San Pedro’nun önünde bitiriyorum.

Mercado’nun kaotik tezgâhlarını dolaşmak istiyorum. Deniz ürünleri, sebze meyve ve et tezgâhları hep ayrı bölmelerde bulunuyor. Balık bölümü kapanmış, daha önce gelişimde tezgâhları dolduran balık ve deniz ürünlerini hele fiyatlarını görünce ülkemdeki kıtlığı hatırlamıştım acı.

Son kez bir masaya ilişip Taco sipariş ediyorum. Odama çekilirken Park Principal’den dağılan müzik geliyor kulağıma.

Yarın Merida’ya geçecek, buradan Guadalajara’da aktarma yaparak Los Angeles’a eşimin yanına döneceğim. Çantalarımı hazırlıyor, kabin bagajımı tekrar tekrar gözden geçiyorum. 10.30’a kadar fotoğraflarımı ve notlarımı düzenliyorum. 10.30’da dönüş uçuşumu yapacağım Volaris Havayolları’nın check-in programı açılacak, yoksa çoktan günün yorgunluğu ile uykuya yatmıştım.

İnternetin daha rahat çektiği resepsiyonda, ahiret sualini andıran bir sürü soruyu cevaplayarak check-in işlemini bitiriyorum. Guadalajara felâket yoğun bir havaalanı .Gelirken kontuar bilet vermemiş, otomatik makinelere yönlendirmişti. Onların önündeki kalabalığı düşünmek bile istemiyorum. Şimdi işlemi bitirdim, QR kodunu aldım, rahatım.

Gelmeden Willy’s marketten aldığım sandviç ve peynirlerle yarın yolculuk esnasında gerekli yiyeceği hazırlıyorum.

 

16  NİSAN  2019     (  CAMPECHE  -  GUADALAJARA   )

Doğal olarak erken uyanıyorum, odada beklemektense, çantaları sırtlanıp 08.15’de kalkacak Merida otobüsüne binmek üzere ADO terminaline uzanan 2.5 kilometrelik yolu yürümeye başlıyorum. Henüz hava ısınmadığı halde ter içinde kalıyorum. Sonunda, ilk geldiğim yollardan geri dönerek ADO terminaline giriyorum. Merida’ya sürekli otobüs kalkıyor, ben tüm otobüs seferlerini Busbud internet sitesinden almıştım, her biri için küçük bir komisyon alıyorlar ama; ADO’nun internet sitesi ile uğraşmaktan çok daha pratik oldu benim için. Merida’ya sürekli otobüs kalkıyor ama; benim aldığım bilet saat 10.00’da kalkacak otobüse ait ve Merida Havaalanında ineceğim, bu sayede tekrar Merida’dan havaalanına gelmekle uğraşmayacağım.

Tam saatinde hareket ediyoruz. Yaklaşık 150 kilometrelik yolu rahat ve serin bire şekilde alarak kuzeye Merida’ya yol alıyoruz. Campeche’den sonra Karayip Denizinden karaya doğru yöneliyor uçak, El Palmar Ekolojik Koruma Alanı ve Celestun Doğal Parkı çok uzaklarda kalıyor.12.00’de Merida Havaalanı’nın önündeki durakta iniyorum. Salonda bekliyor, şimdiden özlemeye başladığım Meksika fotoğraflarıma bakıyorum. Saat 14.00’de uçuş kapısına alacaklarını söylüyor görevli.-

Cebimde kalan Meksika paraları ile National Museum Antropologie isimli kitabı alıyorum. Zaman geçiyor, işlemler başlıyor, telefonumdaki QR kodunu okutarak uçağa biniyorum. 15.20’de kalkacak uçak 17.45’de aktarma yapacağım Guadalajara’ya inecek. Görebildiğim kadarı ile arazilere bakıyorum, giderek arazi sertleşiyor, dağlar başlıyor. Sonra çölü andıran sarı zemin uzanıyor uzun süre.

Meksika’da her ailenin beş çocuğu var. Yukarıdan kaldığı kadarı ile bölünerek bir avuç kalmış tarlalar geniş aileleri nasıl besleyecek? Küçük göletlerin etrafında yerleşimler görüyorum. Guadalajara’ya inişe geçtiğimizde sulak alanlar başlıyor artık. Chapala ve El Paraiso gölleri bunlar.

Gelirken pek anlayamamıştım, sadece aşırı kalabalığı fark etmiştim. Guadalajara, Meksika’nın neredeyse tam ortasında yer aldığından, önemli bir aktarma merkezi anlaşılan, bu nedenle de havaalanı çok büyük. Saat 22.09’e kadar bekleyeceğim çaresiz. Bekleme salonlarında sıkılmıyorum artık, bir şekilde yine geçiyor zaman. Zaman geçiyor kapılar açılıyor, artık ABD’ye gidecek uçaktayım. Emniyet kemerimi takıp kalkışı bekliyorum. Hostes geliyor yanıma İspanyolca bir şeyler söylüyor. Sürekli emniyet kemerimi gösteriyor. Yanımdaki kız İngilizce olarak, hostesin emniyet kemerimi çözmemi, anons edildiğinde takmamı söylediğini aktarıyor. İlk defa duymuş olsam da bu saçma talimatı uyguluyorum.

ABD sınırlarına girdiğimiz, altımızda uzanan ışık selinden anlaşılıyor. 3 saat 45 dakikalık uçuştan sonra alçalmaya başlıyoruz ve Los Angeles saatiyle 23.45’de LAX havaalanına iniyoruz.

Böylece, kısa ama renkli ve farklı Meksika gezim bitiyor. Telefon ediyorum, parkta bekleyen oğlum ve eşim gelip alıyor. Los Angeles’ten Irvine yoluna giriyoruz.

 

CAMPECHE

Hotel Catedral Campeche Calle 55#53 14-16  Centro Historico        1892 MXN

Sokak lokantalarında 5 adet Taco ve fanta                                               75 MXN

Campeche – Edzna collectivo                                                                      40 MXN

Edzna giriş                                                                                                       60 MXN

Baluerta Tierra giriş                                                                                       15 MXN

Campeche – Merida Havaalanı                                                                 268 MXN

 

 

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 80
Toplam yorum
: 39
Toplam mesaj
: 35
Ort. okunma sayısı
: 6537
Kayıt tarihi
: 04.03.07
 
 

Hayatın anlamı; anlamlı yaşamaktır. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster