Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Aralık '19

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
84
 

MEKSİKA / TULUM

10 NİSAN 2019  (  VALLADOLİD  -  TULUM  -  COBA  )

 

Tepemde vızıldayan fan sesine iyice alışmış olmalıyım, derin uyumuşum. Birkaç kez, bindiğim otobüs hareket saatinden önce kalkınca, daha tedbirli olup, otobüs terminallerine daha erken gitmeye başladım. Bugün Tulum’a gideceğim. Yukatan Yarımadasının toplu ulaşım firması olan ADO’nun farklı sınıfta otobüs firmaları var. Bunların içinde en döküntü otobüsler Mayab etiketi taşıyor. Merida Havaalanında tanıştığım Fransız çift geliyor az sonra, son olarak Cenote Zaci’de karşılaşmış sohbet etmiştik. Cancun’a gidiyorlarmış, ben kitle turizminin kâbesi sayılan Cancun’a yoğunluk ve şımarık Amerika’lı turistler nedeni ile uğramayı düşünmemiş, programıma almamıştım.

Mayab’ın otobüsü terminale girmeden önce sesi geliyor, kaporta dağılmadan Tulum’a vâsıl olurum inşallah. Valladolid, tipik bir Meksika kentiydi, son kez bakıyorum renkli evlerine kentten ayrılırken. Tulum-Valladolid arası 101 kilometre. Gürültülü de olsa, yol alıyor eski otobüsümüz Tuluma doğru, Chemax’e geliyoruz. Geleneksel Meksikalı boş vermişliği çarpıyor gözüme otobüsün camından. Yollarda, şaşılacak kadar çok şişe kırığı var. Chemax, Mayaların antik yerleşimi Coba’ya 29 km, Tulum’a 42 km. yakında olmanın avantajını konaklama tesisleri ile yaşıyor.

Coba’ya giriyoruz. Çantalarım ağır olmasa burada iner Coba’ya giderdim, ortalıkta çok sis var, Laguna Coba’dan buharlar çıkıyor. Coba’da üç yabancı iniyor Tulum’a devam ediyor ve saat 09.10’da kente giriyoruz. İlk gözlemim Valladolid kadar renkli ve kaotik olmasa da daha düzenli bir yerleşim olduğu.

Anfibio’s House isimli bir evde kalacağım, iner inmez google.maps’i açıyorum. ( Amerika’da kullandığım telefon kartı aynı şartlarla burada da geçerli ), çok geçmeden bir wevin önündeyim, burası olmalı. Kocaman demir kapı, vuruyorum, kimseler yok. Telefon ediyorum, sahibi Carlos gecikmeden geliyor, odamı gösteriyor. Üç odalı sakin temiz bir yer, bahçeye bakıyor üstelik bahçede hamaklar da var.

Tulum’da hiç sokak levhaları yok, biraz zorluk çekeceğim anlaşılan

Dünyanın her köşesinde yer alan market zincirleri burada da var. Oxxo’dan yiyecwek bir şeyler alarak vakit kaybetmeden az önce indiğim ADO terminaline geliyor ve altı dakika sonra kalkacak Coba otobüsünde yerimi alıyorum. Tulum-Coba arası 48 kilometre. Laguna Coba ( Coba Cenote ) öüönde iniyorum, buradan bir cangılın içinde gizlenmiş Coba’ya yürüyerek gideceğim. Gölün üzerindeki iskelede güzel doğayı seyrederek hazırladığım sandviçleri yedikten sonra göl boyunca yürüyerek Coba’ya ilerliyorum. Giriş 70 MXN.

Coba Piramidi, Maya piramitlerinin en büyüğü. Diğer piramitlerin aksine Coba ormanın derinliklerinde gizli, 42 metre yüksekliğinde ve tam 120 basamaktan oluşuyor. Böyle olunca da, 91  basamaklı Chichen İtza’dan daha yüksek. Yukatan bölgesinde en önemli Maya kalıntılarından olan Coba’da sakra denilen ve cangılın gölgesinde uzanan beyaz yollar hep Nohoch Mul piramidinin önüne çıkar.

Ormanın derinliklerinde olması nedeniyle uzun süre dikkat çekmeyen Coba kalıntıları 1800 yıllarından itibaren bilim adamlarının ilgisini çekti ve kazılar başladı. Ancak, henüz çok yeri kazılmamış durumda.1973 yılında halka açık arkeolojik sit olan Coba’da 6000’den fazla yapının olduğu tahmin ediliyor. Şimdilik, üç ana yerleşim halka açık durumda, Nohoch Mul ( ana piramit ), Conjunto Pinturas ( boyalı manevî alan ) ve aynı isimle anılan lagünün yanı başındaki Macanxoc.

İS 1.Yüzyıla kadar büyük bir tarım işçiliği ile geçinen Coba’nın üretkenliği İS 600-900 yıllarında  50.000 nüfusa ulaşmış. Kazılar tamamlandığında 80 km2’lik bir alanın gün yüzüne çıkarılacağı tahmin ediliyor.

İS 1000 yıllarında Chichen İtza ile güç mücadelesine girişen Coba, Chichen İtza’nın karşısında zamanla yenik düşerek Yukatan Maya gücünün sembolü oldu.

 Grupo Coba’nın kayda değer iki yapısı günümüze uzanıyor. Kilise ve Top oyun alanı.

Conjunto de Pinturas’da tırmanışa kapalı Lintel Piramidi yükseliyor. Macanxoc Grubu ise sacbe ( beyaz yollar ) boyunca uzanan 8 adet stel ( yazı veya figür bezemeli dikey taş ) ve sunak ta bölgenin dinî önemini yansıtıyor kanımca.)

Sadece Maya  kentlerine ait olan ve yürürken heyecan duyduğum sacbe’ler, 10-30 metre genişliğinde, 60-100 kilometre uzunluğunda ve sayıca elliden fazla. Kireçtaşından yapılan bu yollara beyaz yol denmesinin nedeni, geceleri de görünebilmesi olsa gerek.

Coba gibi önemli bir antik bölgeyi kısaca tanıttıktan sonra, 42 metrelik tepesine 120 basamakla çıkılabilen, merdiven basamaklarının hem dar oluşu hem de erozyondan ve yoğunluktan kayganlaşmış

Saat 15.00’e doğru ayrılıyorum Coba’dan ve Lagüna Coba boyunca yürüyorum. Durmaksızın otobüsler dolusu turist geliyor. Cancun’dan gelen, çoğu bilinçsiz üzerlerinde tur şirketinin verdiği üniform tişortlarla bir gürültü ordusu akıyor Coba cangılının içlerine.

İndiğim yerde otobüs beklemeye başlıyorum. Kırk beş dakika sonra Valladolid’den gelip Tulum’a giden otobüse biniyorum ( 100 MXN ). Bunlar Coba’ya da giriyor ama çok seyrek.

Yolda inip Grand Cenote’ye de uğramayı düşünüyorum ama, yollar boyunca bekleyen otostop yapmaya çalışan yabancıları görünce vazgeçiyorum. Zira, bu bölge ulaşım anlamında fazla güven vermedi bana, kısacası toplu ulaşım imkanları kısmen kısıtlı. Sabah geçtiğim yol boyunca etrafı seyrederek Tulum’a geliyorum.

Meksika’da gezginlerin en rağbet ettiği yemek doğal olarak Taco, hem ucuz hem de oldukça lezzetli. Taco, bizim dönerin pidenin içine değil de üzerine konmuş hali diyebilirim kısaca. Üzerindeki et ve sosları dökmeden yemek hayli zor olsa da zamanla alışıyor dökmeden yiyebiliyorum. Aslında dürümün çok daha akılcı ve pratik olduğunu düşünüyorum bu arada. Avenida Tulum boyunca yürüyor, yemek yiyebileceğim düzgün bir yer arıyorum. Gezginlerin masaları doldurduğu, kocaman bir öbek döneri görünce bir masa bulup ilişiyorum bende. Taquero El Nero isimli bir zincirin Tulum şubesi imiş.  Tacolar masada rengârenk sos tabaklarının yanında daha da güzelleşiyor ( 62 MXN ). Sıcağın kaldırımlardan yüzüme vurduğu saatlerde kaldığım Anfibio’s House’daki odamın serinliğine sığınıyor, hava kararana kadar bahçedeki hamakta keyif yapıyor notlarımı yazıyorum.

Yarın, Karayip sahillerindeki Tulum antik Maya yerleşimine gideceğim, buradaki eserler hakkında bilgi derlemeye başlıyorum uzandığım yerden.

 

11 NİSAN  2019   (  TULUM  /  TULUM ANTİK MAYA KENTİ  )

Sabah erken kalkıyorum yine. Saati 05.30’a kurmuş olsam da 04.00’de dinlenmiş ve yeni günün sıcak ve hırpalamasına hazırım yine. Niyetim 3.5 km. ilerideki, Meksika’nın en çok ziyaret edilen 3. yeri olan Tulum antik kentine yürüyerek gitmek, çılgın kalabalıkların istilasından önce. Gün ağarırken yola düşüyor ve Maya kalıntılarının üzerindeki gündoğumu kızıllığını fotoğraflamak için adımlarımı hızlandırıyor ve 07.00’de antik kentin önüne geliyorum. Henüz kimseler yok, ilk giren ben oluyorum ( 225 MXN ). Karayip sahillerine koşuyorum ama beklediğim rengi kaçırmışım. Abartılı bir şekilde her antik binanın önünde halatlarla bariyer koymuşlar, yaklaşmak, fon alarak fotoğraf çekmek mümkün değil.

Aşağıdaki haritada görüleceği gibi, birbirine yakın mesafede Tulum antik kenti. 784 metre uzunluğunda, ortalama 7 metre kalınlığında ve 3-5 metre yüksekliğinde bir şehir duvarıyla çevrili olması Tulum Antik Kenti’nin bugüne kadar korunmasını sağlayan en önemli faktörlerden. Duvarın iç kısmında toplumun önde gelenleri, rahipler ve soylular yaşarken; duvarın dışında köylüler ve çiftçiler yaşamakta. Köylüler ve çiftçiler ancak üretip topladıkları mahsullerden soylulara sunmak için duvarın içerisine geçebiliyorlarmış.

Tulum, Maya uygarlığına ait antik Coba şehrinin bir limanı. Denizin hemen kenarında, 12 metre yüksekliğinde bir uçurumun tepesine kurulan şehir, Maya’lar tarafından inşa edilip, yaşanan son yerleşim.  O dönemde beyaz surları olan şehir, parlak kırmızı ve mavi kabartmalarla ve duvar resimleriyle bezeliymiş. Bugün maalesef bu kabartmaların ve resimlerin çoğu zamana yenik düşmüş durumda. 13. yy’da kurulan Tulum, Maya uygarlığının merkezlerinden biri olmuş. Ticaretin yanı sıra, dînî ve yönetimsel bir öneme sahipmiş. İlk karşıma çıkan eser yüzyıllara dayanabilmiş Templo del Dios Descente ( Rüzgâr Tapınağı ) oluyor.

Tapınaktaki taşlar, aynı Mısır piramitleri ya da Stonehedge gibi belli bir düzende dizilmiş olup, fırtınalı havalarda çıkardığı tiz sesle Mayalıları tehlikelere karşı uyarıyormuş. Belki inanmayacaksınız ama bu sistem 1995 senesindeki Roxanne fırtınasında bile yerel halkı ve turistleri uyarmış.

Tulum’un en görkemli binası Kale ( El Castillo ), 7,5 metre yüksekliğinde. Bazı kaynaklara göre, ulaşım aracı olarak denizi kullanan tüccarlar için bir deniz feneri işlevi görüyormuş. 

Templo de los Frescos( Freskler Tapınağı ), ünlü İspanyol kaşif Cortes’in bu bölgeye ayak basmasından önce yapıldığı düşünülen bu tapınak, güneşin hareketlerini gözlemek için kurulmuş. 

Saray ( El Palacio ), Geniş odalardan oluşan sarayda tabii ki soylular yaşamış. Maya Uygarlığı’ndan kalma kabartmalar ve duvar resimleri tahrip olsa da, saray her daim ihtişamlı…

 08.00’de rehberler eşliğinde turistler akmaya başlıyor kadîm Tulum kentine. Dinmesini beklediğim rüzgâr dinmiyor, aksine çamur gibi bir su vuruyor sahile, Rüzgâr Tapınağı’nın aksini Karayip sularında fotoğraflamak isteğim de bu çamurlu sulara düşüyor. Çaresiz kentin beş daracık kapılarından birini aşıp dışarı çıkıyorum.

Sahil boyunca yürüyorum Küba’dan gelen rüzgârlar ılık yüzüme vururken gecikmiş kahvaltımı yapıyorum. Günlerdir sert bir rüzgâr esiyor olmalı, Tulum sahilleri denizden gelen yosun ve eriştelerle dolmuş. İşçiler el arabaları ile bunları arkalara taşıyıp denize girecek yer açmaya çalışıyorlar. Ortalığa ağır bir koku yayılıyor bunlardan.

Sahil boyunca antik Tulum kentinin yanıbaşından Sian Kaan’a kadar uzanan 9 km. kıyı boyunca belki yüze yakın büyük küçük, salaş, bakımlı restoran kafe ve otel var. Nacho’s önünden dönüyorum. Daha Tulum’a 3.5 kilometre var. Avenida Tulum’a kadar bir kilometre daha yürüyor, köşede binen bir collectivo’ya binerek ( 5 MXN ) Tulum’a geliyorum. Bugün toplam 12 kilometreye yakın yürüdüm, ayaklarım isyan hallerinde.

Dün taco yediğim Taquero El Nero, döner öbeğini bitirmiş, garsonlar masaları topluyor. ADO terminalini geçinceye kadar yürüyorum. Köşede yine yabancıların rağbet ettiği bir taco restoranı görünce dalıyorum içeri. Yine taco ve sosların lezzeti ile günün yorgunluğunu atıyorum üzerimden enerji topluyorum yeniden. Sonra da, benden başka kimsenin konaklamadığı Anfibio’s House’in yolunu tutuyorum.

Bugün, gerçekten çok yorulmuşum, neredeyse tüm gün güneşin altında yürürken bir yandan da resmen kavrulmuş derilerim. Yarın Laguna Bacalar’a geçeceğim. Çok fotoğrafik bir lagün, umarım güzel fotoğraflar çekebilirim. Fotoğraf makinemin bataryalarını şarj ediyorum sırayla, saat 10.00’da yatağa yapışırcasına yatıyorum.

Bir ara elimin üzerinde bir şeyin dolaştığını hissediyor ve uyanıyor ışığı açıyorum. Kocaman bir hamamböceği şaşkın bana bakıyor. Katli vacip oluyor tabii ki, ve köşe bucakta bunun arkadaşlarını arıyorum. Neden sonra odamın bu anlamda temiz olduğunu anlayınca tekrar uykuya teslim ediyorum yorgun bedenimi.

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 80
Toplam yorum
: 39
Toplam mesaj
: 35
Ort. okunma sayısı
: 6537
Kayıt tarihi
: 04.03.07
 
 

Hayatın anlamı; anlamlı yaşamaktır. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster