Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Ocak '08

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
368
 

Mektup

Mektup
 

bebek


Düşünce gezileri (2)

Ben hiç günlük tutmadım. O anı sabitleştiren, gülen, somurtan, toplu yalnız çekilen resimlere de tarih atmadım. Şiirlerime de... Zaman akıp gidiyor dediğimizde, aslında zamanın yerinde durduğunu, bütün canlı varlıkların, sonsuz bir dönüşümle akıp gittiğini düşündüm. İnsan bir düşünce şaheseri, aynı zamanda çelişkiler yumağı. Sevgi denilen büyülü duyguyu yaşayan, yaşatan ya da onu acımasızca yok eden. Ölümün mutlak olduğunu bilen; ama bir ölümlüyü dünyaya getirmenin mutluluğunda büyüyen, sonra da ölüme ağlayan... Yine insan.

Seven, öldüren, savaşan, icatlar yapan, insanı insanlaştıran ya da alabildiğine küçülten faniler.

Yapmak istediğimiz, gerçek olmayan bir dünyada, kalıcı bir şeyler bırakmak ve bir zamanlar ben de vardım diye yaşama damga basmak mı... Yoksa insani duygularla sonsuzluğu yakalama çabası mı...

Şimdi duvarları belki de iki yüz senelik bu yaşlı binanın bir odasın da kendimle başbaşayım. Yıllar önce sırf o istiyor diye duygularımı, özlemimi binlerce taşın altına gömüp, ellerimle gurbete yolladığım oğlumun evindeyim.

Yıllar, ayrılıklar bana hüznü hasreti, yakarak tattırdı ama sevdiklerime uzakta da olsalar yakın olduğumu öğretti. Sevdiklerime değil, sevgilerime sahip olmayı da... Ölümün dışındaki bütün ayrılıklar, kavuşmanın sevincini yaşatan mutluluklardır...
Çocukları ve gençleri hep sevdim. Onlar yalın, oldukları gibi ve temizdirler. Onları bozan gencecik yüreklerini, beyinlerini kirleten, birbirine vurduran, yok eden kocaman insanlar değil mi...

Özlediğim o çocuk yok, nerede,
Dudaklar sahte gülüşler de artık,
Özlediğim serap mı yoksa hayal mi,
Büyümüş bütün çocuklar, adam olmuşlar yazık..
İkisi İtalyan biri Türk üç genç insan bu evde, bir çatının altında, dış dünyanın kavgalarına, hırslarına inat, sevgiyi, hoşgörüyü bir güneş gibi gönüllerine koyupbu soğuk duvarlı evi sıcacık bir yuva yapmışlar.

Ruhumdaki korku, telaş, yorgunluklar, din, dil insan ayırımı yapmadan bir bütün olmuş bu dostluk, arkadaşlık şarkısında yok olup gitti. Kısa bir süre için de olsa...
Savaş, kavga, açlık dolu bir dünya da bana ümit kapılarının tılsımlı anahtarını veren güzel çocuklar...

O esmer şehirden, gri taş duvarlı kocaman evden ayrılalı çok oldu. Ayrılık bir ahtapot gibi yüreğimin her zerresini sarsa da aynı yürek ümit ışıklarıyla pırıl pırıl ve mutlu. Çünkü biliyorum sevgi yaşamdaki en kısa yoldur.

Cansın Erol

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bir projektör aydınlığında,yaşam sevincini tattıran yazılarınızla iyi ki buradasınız...Saygılarımla...

Mesut Selek 
 19.01.2008 13:32
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 181
Toplam yorum
: 757
Toplam mesaj
: 156
Ort. okunma sayısı
: 589
Kayıt tarihi
: 15.01.08
 
 

Öğretmen olan anne ve babam. Ankara'da geçen cocukluk ve gençlik yıllarım. Evimize sık,sık gelen bab..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster