Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Hakan Karaduman (Akdenizli)

http://blog.milliyet.com.tr/akdenizli

14 Ağustos '11

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
549
 

Melankolik acı

Melankolik acı
 

resimdeki sevgili kaplumbağanın yanına nükleer santral yapacaklar... Allah'a sığınıyoruz!


Uzun zamandır yazmamak, uzun zaman olmuş bisiklete yeniden binmek gibi. İlk kelimelerde hafiften yalpalama; ama ardından yürüyen yola ayak uydurma…  

Zaman sorunum nedeniyle MB sayfalarında yeterince gezinemediğim gerçeğinin yanı sıra, ilginç yazıları kaçırmadan okuyor olabilmeme seviniyorum. Ve tabii, aynı konular: insanın yalnızlığı, yönetimsel nedenlerden çaresizliği, çok sevdikleri “şeylere” sığınmışlığı, ben merkezciliği, megalomanlığı, tersine kendine acımayı, yüceltmeyi-küçültmeyi, kendini var edene kendini koşulsuz bırakmayı, bilgi karmaşasının içinde boğulup gerçek yaşamı anlamlandıramamayı; ve çok da az olsa dahi, ruh içinden çıkardığı kelimeleri satranç tahtasına doğru hamle için ilahice yerlerine yerleştirenleri…  

Hepsinde ortak nokta kalem oynatanların derin bir “içsel anlaşılamama” başlığındaki yalnızlıkları. Ve üstelik keyif veren bu acıyı sürdüğü kadar isteme arzusu. Yazmak bir çeşit çığlık gibi: “Ben buradayım, ama aslında hiçbir yerdeyim, ” zavallılığı.  

Kocaman zavallılardır yazı diline mahkum olanlar, iki şeyi paylaştıklarını sanırlar: düşüncelerinin başkalarının farkına varması ve kendini kendine kanırtarak ifadesi. Ve bir de kaybolup giden karmaşık zamanı. Acınası durum!  

İşin acısı “yazma” mahkumlarının sürekli yazmak zorunda kaldıkları isteksiz sex kölelerine dönüşmüş kelimelerle oyunları. Bu oyuncular her gün yazmak zorunda olan-kendilerinin de çoğu zaman o dünyanın köleleri olduğu- köşe yazarlarıdır: en çok onlara acıyorum.  

Binlerce kitaplık kütüphanelerde ömür tüketip, hoşuna giden paragrafları notlarına alıp, anlatacak hikayelerinde kullanan büyücek yazarlara da acıyorum. Ama onlar aslında farkına varmadan birleştirdikleri bilgilerle okuyucuya ışık vererek bir nebze acınmaktan çıkıyorlar.  

Blog yazanlara da içimden acıma hissi, ama daha çok sevgi ile karışık melankolik bir acıma hissi duyuyorum. Kendilerini acındırmaya çalışan ruh açlarının uçsuz denizdeki çırpıntıları gibi gelir bana blogçuların halleri. Önceleri “günce” çevirisiyle anlam bulan blog kelimesi, sonraları “kişinin hayatında biriktirdiklerini ortaya koyma yeri” oluverdi, belki ondan.  

Aslında kaşiflerin günlüğüne günlük demeli.  

Oysa;  

kaşif olabilmek, beyinde birikenleri yazıya dökebilmek; ama yeni şeyler söyleyebilmek, verilenlerden verilmeyenleri bulup ortaya dökebilmek. Oysa;  

söylenecek yeni bir şeylerin olmadığı kelime çöplüklerinde milyonlarca üst üste yığılmış aç kelimeler mezarlığında dolaşmaksa ne kötü zaman kaybı.  

Hangi zengin sofradan geldiğindir önemli olan. Bazen açlar sofrası, bazen kuş sütü baş köşede. Ne gördün, ne tattın, ne hissettin? Anlatabileceksen bizi yaşatarak, kelimelerin o vakit ahenkle gözlerimizden içimize yolculuk eder. Yüzlerimizde acıya gülümseme yada keyfe…  

Şimdilerde zaman buldukça okuyorum, henüz yazmaya başlamadan… sağlıkla kalın.  

not: yazar zavallı olanı iyi bilir, ki, kendisi de zavallıdır.  

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Diye başlayan sonlara doğru paragrafın: Evet, bazen söyleyecek yeni hiçbirşey kalmayabilir... İlk gençlik yıllarımda Nazım ustaya çok kızardım. Bize söyleyecek hiçbirşey bırakmadığı için... Sonra gözlerimi kısarak bakmayı öğrendim, sonra başımın açısını değiştirerek, bazen amuda kalkarak bazen se yatarak bakmayı... Aynı açıdan bakan insanlar için katılırım söylediklerine... Ben de neredeyse ayda bir blog ortalamasıyla gidiyorum üstelik yazacak onca malzeme varken... Çünkü içimden gelmiyor... Okuduklarımın neredeyse %1-2'si iyiki okumuşum dedirten bloglar... Ve sahipleri de aynı insanlar... Ben sadece yazmanın günlük bir faliyet gibi algılanmamasını istiyorum. Nefes almaktan, beslenmekten daha farklı birşey yazmak... Yazmak sevişmek gibi birşey... Aşkla... Selamlar Taşucuna...

yeşilsoğan 
 03.09.2011 12:50
Cevap :
ayrıca, yazmak bir anlamda tam işin olmalı; yoksa hep bir eksik kalıyor yazılanlar. sağlıcakla kal sevgili levent.  06.09.2011 13:19
 

ama ses uçurayım istedim... Yazmak çoğu zaman kendime bakmak gibi. İnsan görmek istiyor nasıl durduğunu hayat karşısında... sizi tanımaktan ve okumaktan büyük bir keyif alıyorum. Çeşme başında soluklanmak... kanmak gibi... sağlıcakla kalın

hüzünkakan 
 21.08.2011 22:09
Cevap :
çok teşekkür ederim. sizin yazılarınız derin, güçlü ve gelecekte kitaplarınızı okuyacağımı düşündüren anlamlar yüklü. bence önemli olan yazın diline samimiyetle yaklaşmak; ve bu sizin yazılarında fazlasıyla var.  22.08.2011 12:15
 

satırlarınız arasında sek sek oynayan koca bir çocuğa dönüştürdünüz okuyuculuğumu... kelimelerinizin renginden gökkuşağı çıkmış alana.. alanı sizinle paylaşmanın tebessümü...

mine kanap güngör 
 19.08.2011 15:45
Cevap :
ne güzel bir tanımlama... çok mutlu oldum, teşekkür ederim.  20.08.2011 17:20
 

Bilmek, insan için ne kadar az bildiğini öğrenme sürecidir, sonsuz bilgi alemi içerisinde ! Bilmek özgürlüktür. Ama bildikçe büyüyen bilgeliğimize dar gelir her mekan, öğrendikçe aslında ne kadar tutsak olduğumuzu fark ederiz. Bildikçe Ne kadar kalabalıkta olsakta yalnızlık çekmeye başlarız.."Yalnızca karşımızdakinin anlayabileceği kadar olmamız yalnızlaştırır bizi.. Sokağa çıkıp bizi dinleyecek kişi bulamayız tek yol vardır yazmak. Bu melodiyi notaya dökmek gerek isterse bin yıl sonra dinlensin. Bilmek kendini en iyi "yazmak" ile gösterir. Yazılan her şey ebediyen akacak olan küçük bir pınar gibidir. Onu bin yıl sonra bile okuyan olacaktır. Yazmak kahramanca bir iştir. Her kelime her cümle paragraf , zaman denen acımasız ejderhanın elinden kurtarılmakta yazılarak. Kurtardığın her kelime senin ölümsüzlüğe kavuşturduğun evlatların gibi olacaktır. Gidenlere üzülme. Düşüncelerimizin başkalarınca farkına varılıp varılmaması acı vermemeli semazen yalnız başkaları görsün diy

ali nail bahadır 
 14.08.2011 19:07
Cevap :
Fakülte yıllarımda birlikte yaptığımız sohbetleri çok özlemişim. Teşekkür ederim değerli yorumun için sevgili Ali.  15.08.2011 9:27
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 470
Toplam yorum
: 1750
Toplam mesaj
: 25
Ort. okunma sayısı
: 546
Kayıt tarihi
: 28.08.06
 
 

Ateşten denizleri mumdan gemilerle geçmeye" benzer hayatımız. Mutlaka mavi gökyüzü görünecektir. Gid..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster