Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Ocak '12

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
147
 

Memleketimde insan manzaraları

Türkiye’ de ve dünyada son yaşananları ve “memleketimde insan manzaları” nı görünce aklıma takılanları sizinle paylaşmak istedim.

Özellikle Türkiye’ deki son görüntüler, televizyon ve basın aracılıyla verilen mesajlar, internet sayfalarında okuduğumuz saçmalıklar, yalanlar, reklamlar, gövde gösterileri, aldatmalar, resimler, fotograflar, filmler, verilen sözler (vaadler), vs. insanlığın ve onu oluşturan bireylerin ne kadar değiştiğini (hatta aşağılandığını), memletim ve memleketim insanının acıklı manzarasını göstermektedir.

Çağımızın hastalığı haline gelen “gösteriş budalalığı”, bu insanların oluşmamış karakterlerini de gün yüzüne çıkarmaya yetiyor hatta artıyor bile.

Sorumluluk, insanın  ya da  bireyin hem kendine, hem de çevresine olan saygısının bir ürünüdür, bu da gereklidir. Birey olmak, herşeyden önce kişilik, karakter, ilkeli olmak ve sorumlulukla ölçülür. Sorumlulukların bilincinde olan bireyler, kendi kişiliklerini, karakterlerini, ve ilkelerini edindikleri bilgilerle yoğurduktan sonra, hiç bir karşılık beklemeden, çevresinin ve toplumun kullanımına sunarlar.

Bu sunuş sırarında abartıya, yalana, dolana, bencilliğe, çıkarcılığa, haksızlığa başvuranlar, samimi ve gerçekçi olmadıkları gibi, dürüstte değildirler. (Ne yazık ki, kendi egosuna yenik düşenler, bu yolları sıkça ve başarıyla denemektedirler).

Günümüzde kurum ve kuruluşlara, partilere, derneklere, gönüllülük temeline dayanan tüm sivil toplum örgütlerine katılmak ve oralarda ortak işler yapmak ve insanlık için güzel, yararlı, kalıcı projeler üretmek, insanın sorumluluğu gereğidir. Bu artık kaçınılmaz ve “olmazsa olmaz” lardan biri haline gelmiştir.

Bu kurum ve örgütlerden herhangi birisinde katılımcı olarak çalışmaya karar veren birey, o kurumun ya da derneğin ilkelerine, amaçlarına, çalışma sistemine ve tüzüğüne de onay vermiş demektir. Bu verilen onay, göstermelik ve sadece sözde kalmayarak, o kurumun maddi ve manevi sorumluluklarına ortak olduğunuz anlamına da gelmektedir.

Eğer bir derneğe üye olmaya karar verdiyseniz, o derneğin yönetiminden denetimine, seçme ve seçilme koşullarına ve üyelik payınıza kadar, her türlü sorumluluğun bilincinde olmak zorundasınız ve bu sorumluluğun gereklerini yerine getirmek göreviniz olmalıdır. Kısaca üyelik ve katılım sözde değil, ÖZDE olmalıdır.

Sadece “gösteriş ve desinlere” olsun diye on tane partiye, yirmi tane derneğe ve bilmem kaç tane sivil toplum örgütüne üye oluyorsanız ve hiçbirinin içerisinde de görev ve sorumluluklarınızı yerine getirmiyorsanız, üyelik katkı payınızı bile ödememek için bahaneler uyduruyorsanız, (ve hatta biraz daha ileri giderek, o kurumun kaynaklarını kendi çıkarınıza olacak şekilde kullanmak için senaryolar yazıyorsanız)  burada bir hile var demektir, bunu da duyarlı insanlar görmeli ve görevini yapmalıdırlar.

Bunları yapan ya da planlayan siz, ya birey olma duygusunu geliştirememişsiniz, egolarınız kişiliğinizin önüne çıkıyor, karakter yapınız bazı sakıncaların işaretini veriyor,  ilke, amaç ve sorumluklarının bilincine erişememişsiniz, Aziz Nesin’in deyimi ile “ZÜBÜK” lüğün peşindesiniz, ya da birey olmanın erdemlerine yeterince bilgi ve deneyim ekleyememişsinizdir, bu yüzden de kişiliğiniz gelişmediği gibi kendinize ve çevrenize de zarar verir hale gelmişsinizdir.

Günümüzde, kapitalist ve emperyalist eğitimin dayatmasıyla yok edilen etik değerler, bu gibi ZÜBÜK’lerin çoğalmasına neden olmuştur. Gerçekler, doğruluk, ilkeli yaşam, emeğe saygı, üretimden ve üreticiden yana olma, dayanışma, paylaşım, saygı, insanı ve insanlığı sevme gibi duygular yok edilmek isteniyor ve yok olma aşamasına da gelmiştir.

Bunların yerini ise, yalan, dolan, aldatma, ilkesizlik, çalma, çarpma, üçkağıt, soyma, hortumlama, duygu sömürüsü, emek ve emekçiye saygısızlık, para ve kar hırsı, gösteriş budalalığı, mevki ve koltuk hastalığı gibi birçok etik olmayan davranış ve duygu biçimi almıştır. Bunlar doğru şeylermiş gibi topluma kabul ettirilmeye ve benimsetilmeye çalışılmaktadır.

Üzülerek söylemeliğim ki, bunun bilincinde olan insanlar da, bu gibi davranışlara göz yummakla, yapılan hatalara ve yanlışlıklara seyirci kalmakla, bildiklari ve tanık oldukları doğruları toplumla paylaşmamakla, bu kendini bilmezlerin ekmeğine yağ sürmüş oluyorlar. Doğrular söylenmedikçe ve yalanları bunların yüzüne bir tokat gibi vurulmadıkça, bu gibiler kendilerine her zaman yandaş ve destekçi bulacaklardır.

Son sözüm, seçim kargaşası yaşayan Türkiye’de ve Türkiyeliler’de olduğu gibi, dünyanın her tarafındaki insanlar, akıllarını, zekalarını, bilgilerini, birikimlerini, kendi özel iradelerini çok iyi kullanmak zorundalar. Geleceklerini bizim tanıdık ZÜBÜK’ümüz gibi insanlara teslim etmemelidirler.

Her sağlıklı düşünen birey, içinde bulunduğu kurum ve kuruluşlarını, bu gibi ilkesiz, sorumsuz, bilgisiz, egoist ve çıkarcı asalaklardan korumalılar ve bunun savaşımını vermelidir.

Asalakların sırtımızdan geçindiği salak olmamak dileğiyle!!!!

İsmail Özşahin

Köln,

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Taa Almanya'dan bakıp, memleketin "arsız, yüzsüz, yetersiz ve yeteneksiz" = ZÜBÜK insan manzaralarını ne güzel de resmetmişsiniz. Saygılar efendim... Blog Komşunuz Sakin KOŞAR...

sakin koşar 
 26.01.2012 18:23
Cevap :
Tesekkür ederim, Sakin Bey...  28.01.2012 9:29
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 9
Toplam yorum
: 3
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 271
Kayıt tarihi
: 05.01.12
 
 

Eğitimci Egitim Yüksek Okulu Nigde / Egitim Yüksek Enstitüsü / Sailer Institut Köln C..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster