Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Temmuz '15

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
276
 

Memleketimden İnsan manzaraları (Çoban Ali dayı ve Yeşil Yol direnişçisi Havva ana)

Memleketimden İnsan manzaraları (Çoban Ali dayı ve Yeşil Yol direnişçisi Havva ana)
 

Sıradan İnsanlar


Çobanmış Ali dayı... Tabi bir vakitler... 
 
Yoksa şimdi belediyeden emekli ve de dördü kız dördü oğlan ve ‘bir sürü de’ torun sahibi. Yaşı da tam seksen yedi.
 
Hiç mektep görmemiş. Hani ‘kara cahil’ derler ayni öyle; ama ‘zır cahil’ değil; yani olan biten her şeyin de farkında.
 
Tanıştığımızda bana ilk sorusu “Paris ne garar verdi?” olmuştu. O sıra Fransız parlamentosunda Ermeni soykırımını inkar etmenin suç sayılması görüşülüyordu.
 
Onun bu sorusuna çok şaşırmıştım. ‘Siz olsanız şaşırmazmısınız?’. Yaşı seksen yedi olmuş yaşlı bir adam; burnunda oksijen maskesi olan doktorların tansiyonunu düşürmeye çalıştığı kara cahil bir çoban Paris parlamentosunun kararını merak ediyor.
 
İşte bu ihtiyar çoban Ali dayıydı. Onunla yaptığım sohbetlerimizin ucundan kıyısından başka yerlerde örneğin “öykülerle yolculuk” isimli öykü demetinde de paylaştım.
 
Ama Ali dayı anlat anlat bitmeyecek ‘arkası yarın’ radyo programı gibi aylarca, sayfalarca sürecek kişiliğe ve yaşam öyküsüne sahip bir kişi.
 
Dile kolay ‘okuma yazma’ bilmeden dağ başından kırk elli koyunla çobanlık yaparken yaşamı doğru okuyup dört kız dört oğlan sekiz çocuğuna iş ev bark sahibi yapabilmek her yiğidin harcı olmasa gerek.
 
Onu buraya almamın nedenim de bunlar; yani birçoğumuzun etrafımızda görüp de fark etmediği veya önemseyip değer vermediği aslında çok farklı ve değerli yaşam öyküleri olan insanlardan biri olması.
 
Başlıkta da yazdığım gibi Ali dayı aslında çoban bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş. Oyun arkadaşları keçi yavruları, kuzular ve çoban köpeğinin enikleri olmuş.
 
Çok küçük yaşlarda babasının ona verdiği çoban değneğini omzunda iki eliyle destek verip babasından öğrendiği gibi ıslık çalarak veya bir ardıcın dibinde kaval üfleyerek koyun keçi peşinde dağ bayır gezmeye başlamış.
 
Onun için babası “okuyup da kütüp mu olucen? Al şu değneği yörü davarın ardından. Sene ekmek orda var” dediği için hiç okula gitmemiş.
 
Zamanı gelmiş babası onu köyün içinden kendi gibi çoban birinin kızını alıvermiş. Sonra “Oğlum ben ölene gadar bu davar ikimizin, ben öldükten keri senin” demiş.
 
Bunları anlatırken burada durdu “hana evde bi erkek evlat ben varın. İki de gız gardeşim var. Zaten onların sehmini onlara gocaya verince ayırıvedi” dedi.  
 
Babasıyla beraberken askerliği gelmiş karısını babasına emanet edip askere gitmiş. Askerlik yaptığı yıllar askerin “bitli piyade” diye nam saldığı İkinci Dünya savaşı yıllarının hemen sonrası. Otuz altı ay askerlik yapmış.
 
Askerden döndükten sonra ilk çocuğu oğlu olmuş. Bu sırada anası Hakkın rahmetine kavuşmuş. Çok geçmemiş babası Hakkın rahmetine kavuşmuş; böylece Ali dayı babasının verdiği el gereği “essahtan çoban” olmuş. Köyde çok kalmamış ağıla yerleşmiş.
 
“Hana köyde de ev var ya. Ben daha çok ağılda galıyodum. Çünküm davar dediğin ağılda verimli olur. Köy içi bozar davarı” dedi.
 
Köye erzak almak için ve “garının hatırını sormak için” arada bir inermiş.
 
İşte o sıra asker arkadaşı Kürt Nasip çıkıp gelmiş.
 
Onunla yaşadıklarını daha önce yazdığım için burada çok gerek görmedim. Sadece kısaca değineceğim; bizim insanımız özel yaşamında ‘Kürt Türk Alevi Sünni veya inanan inanmayan, ibadet yapan yapmayan’ diye ayırım yapmadan kendi içinde barışık yaşamayı çok iyi becerir de; ah şu dışarıdan ekonomik ve siyasi çıkarlar için onları parmaklayanlar olmasa.
 
Ali dayının Kürt arkadaşı Nasip’le yaşadıkları bu söylediklerime çok iyi önek… Biri Gümüşhane’li bir Kürt, öteki Egenin bir şehrinden bir Türkmen yörüğü olan iki insanın askerde başlayan ve tesadüfen sonra da ‘ölümüne’ diyebileceğimiz türden devam eden arkadaşlığı.
 
Ali dayı Nasip’ten bahsedince “adamın hasıydı o” derken çok samimiydi.
 
Neyse işte bu Ali dayı dördüncü çocuğu doğduğunda karısına “ula biz nediyoz böyle. Habire üreyoz” demiş. Tabi karısı boynunu bükmüş “iyi de bu işi ben tek başıma yapmeyon ya” demiş.
 
Burada durdu. Güldü “garı haklı tabi… Ben olmudan o nahal çocuk edicek. Ee ikimiz de genciz. Bi araya gelince tek durmeyoz tabi” dedi. Karısına “garı böyle olmecek. Biz anlaşılan tek durmecez. Hadi gızlara birilerine kasdık deyem. Gerçi fakir adamın gızına talip olan da çıkmaz ya. Deyem verdik birilene. Ya oğlanla? Sen maşallah işi sıraya katdın Bi oğlan bi gız deye. Oğlanla nolcek?” demiş. Karısı boynunu bükmüş. Ali dayı demiş “bu böyle olmecek. Satıcez savıcez şehre göçücez. Nasibinimiz orda aracez. Oğlanlara orda iş gayıt sahibi yapıcez” demiş. Karısı “iyi deyon adam da. Orda rezil rusva olmayan” deyince “sen marak edme. Burdaki gadar rezil rusva olmeyiz orlada. Canına yandığımın şehrinde o gadar insan doycek bi biz mi aç galıcez” demiş, velhasıl davarlardan başlamış ev bark ne varsa satıp savmış. “Bi geyceklemiz, birez de gap gacağıla yatıcek biri iki döşek hariç ne varısa elden çıkardık. Göçü sarıp giddik şehre” dedi.
 
Yani kendi deyimiyle “heç yüzme bilmiden” salmış kendini okyanusa.
 
Şehirde hemşerilerinin yoğun olduğu mahalleye gitmiş. Orada akrabaları varmış. Onlar önüne düşmüş. Sattıklarından elde ettiği 13 bin lirayı önce bankaya yatırmış. Sonra onların mahallede devlet arazisine eş dost yardımıyla başlarını sokacak kadar bir ev yapmış. Ev yapılırken tabi kendi ve karısı da çalışmış. Bakmış mahallede bakkal yokmuş. Ona “senin paran var buraya bi bakkal dükkanı aç. Geçinir gidersin” demişler; o da deneni yapmış.
 
Bunları anlatırken güldü “alevere bizim işimiz değilmiş. Alan gitti. Alan gitti. Tez zamanda karı kediye yükledik. Bu işle bizim değil, bizim döyüs muhtarın işiymiş” dedi.
 
Kendi evlerini yaparken eli malaya kesere alışmış. Almış onları eline diğer inşaatlarda kah amele, kah usta olarak çalışmış.
 
Köyden beri ‘sıyasatcıymış”. Şehirde belediye Başkanı Halk partiliymiş. Gitmiş partiye derdini anlatmış. Onların yardımıyla belediyeye işçi olarak girmiş. O sıra sendikaya kayıt olunca sıkı solcu olmuş. Bunları anlatırken “77 1 Mayıs’ında ben de ordaydım” dedi.
 
Sizin anlayacağınız cumhuriyetin kurulduğu sıra başlayan hayatı kalabalıklar içinde kaybolmadan tam seksen yedi yıl sürmüş. Onuruyla bileğinin gücüyle kızlarını iyi bir yerlere vermiş dört oğlunu da zanata verip usta yapmış. Şimdi onlar bir markanın servisi olarak hizmet veriyor. Ali dayı ‘bu sefer elleşmeden’ Köroğlu Ayvaz gibi karısıyla yaşayıp gidiyormuş.
 
Ali dayının aslında bir değil iki üç bölümlük roman olacak kadar farklı bir yaşam öyküsü var. Sağlığım el verir ömrüm yeterse mutlaka Ali dayının romanını yazacağım.
 
Çünkü kalabalıklaşan dünyada giderek kaybolan sıradan insanlar için bir ışık bir umut olacak kadar çok farklı bir yaşam öyküsü bu.
 
Belki ‘eğer yazabilirsem’ o romanları okuyanlara Ali dayı sayesinde bir yaşam sevinci yaşama umudu verebiliriz. Çünkü bana göre kalabalıklar içinde giderek kaybolan insanın en fazla ihtiyacı olduğu şey yaşama sevinci ve umudu.
 
 
 
                                                  HAVVA ANA
 
Merhaba; insan belli bir yaşa gelince bir de belli bir rahatsızlığı varsa gecesi gündüzü birbirine karışıyor.
 
Oksijen hortumunu burnuma taktım; önümde bu alet tv. de açık. Gözüm alette kulağım tv.deki spikerde.
 
Yeşil yola karşı direnen kadınlarla röportaj yapılıyor. Kendini Havva ana olarak tanıdığımız, öyle tanıtılan Rabia hanım konuşuyor.
 
Rabia hanım niye direndiklerini öyle hoş anlatıyor ki; “Bana bastığum ha bu toprak destek veriyor. O vali desun pakayum biz nasil çapulcu olayruz. Desun pağa pakayum çapulcu kim? Biz halkız oğlum. Devlet de kim? Devlet bizuz” diye medyaya konu olan sözlerini tekrarladı. "Ben on bir yaşinda bu yana katircilik yapayrum. Da yaşllilar bilur. Ben biz çocuklarımıza, torunlarimiza o yaylalarin toprağini çiçeğu kalsin diyayruz. Onlara miras pırakacağuz oralari. Bırakmayacağuz o yol yapılsun. Yaylalara tabi yol olacak. Bizim yayların yolu da var. Biz taşlarila yaptuk o yeşil yoli. Gidip görün bak. Arabalaru da geçirduk" dedi. “Bizim çocuklarimiz o yayla yollarinin taşinda taprağunda düşe kalka yürümesini öğrenecek” dedi. Sonuna kadar direneceklerini ifade etti.
 
Sonra devam etti “biz ormana gittuk. Ağaç kuruysa kesip getirduk, yaylamızda yaktık. Yeşile tokunmadık. Biz buraya kesinlikla yol yaptıirmayuz” dedi.
 
Muhabir 71 bir yaşındaki bir başka yeşil yol direnişçisi Gönül hanıma sordu. O da sakin kelimeleri seçe seçe sonuna kadar direnip o yolu yaptırmayacaklarını, o yaylaları çocuklarına çiçeğiyle böceğiyle olduğu gibi bırakmak istediklerini söyledi. Yapılması düşünülen o yolun yaylaların hayrına olmayacağını söyledi. Yanındaki kuzeni de aynı kararlılıkla o yolun yapılmasına geçit vermeyeceklerini söyledi.
 
Benim kulaklarımda çevresinde herkesin yardımına koşması nedeniyle Havva ana diye tanınan Rabia hanımın “bu yaylalar bizum. Bu topraklar bizum. Buralar bizum vatanimuz. Biz vatanimuzu savunmayacakmuyuz” derken kararlı ifadesi vardı. Sonra bir görüntü düştü ekrana; orada Rabia hanım elinde cep telefonu birilerine “yarin on buçukta orada toplanacağuz” bilgi veriyordu.
 
Rabia hanım ve Gönül hanım ve kuzeninin tv. Muhabirine tepkilerini dile getirişi aklıma bir yerlerde okuduğum Kızılderili bir liderin söylediği “bu toraklar bize atalarımızdan miras kalmadı, çocuklarımızdan ödünç aldık” sözünü hatırlattı.
 
Çünkü her üç kadın da yayaları dokundurmayacaklarını söylerken sanki onları torunları çocukları için yani gelecekteki emanetin asıl sahiplerine bırakmak için mücadele ettiklerini ifade eder gibiydiler.
 
Buradan bakınca Yeşil Yol olayı Rabia hanımın o lider mücadeleci kişiliğiyle onu medyaya taşırken benim “çevremizde sıradan yaşamlar arasında öyle olağanüstü yaşanmışlıklar var ki. Kalabalıklaşan dünyamızda yalnızlaşan insanının günün modası stresinden kurtulup yaşam sevinci ve umudu taşıyabilmesi için sıradan yaşam kalabalığı içinde kimi sıra dışı yaşamları fark edebilmesi bence yeter” deyip yola çıktığım Memleketimden İnsan Manzaraları çalışmamı destekler gibiydi.
 
Bu nedenle hali bakışı ve duruşuyla ve lider kişiliğiyle öne çıkan ve adeta Yeşil Yol direnişinin sembolü haline gelen Havva anayı ‘Rabia hanımı’  Çoban Ali dayı ile birlikte Memleketimin İnsan Manzaraları içinde vermeyi düşündüm.
 
Çünkü her ikisi de bana göre farklı zamanlarda farklı amaçlar için de olsa olağanüstü kişilikleriyle yaşamda direnişin sembol insanlar.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 182
Toplam yorum
: 8
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 211
Kayıt tarihi
: 12.02.13
 
 

Sanat Enstitüsü yapı bölümünden 1967 yılında Denizli'den mezun oldum. Buca Mimar Mühendislik Özel..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster